İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadınlar İçin Dolaptan Çıkma Zamanı – Womenhouse

1970’ler dünyada kadın özgürlük taleplerinin ve buna yönelik kadın hareketlerinin hızlandığı dönemlerdi. İşte böyle bir dönemde ABD’de iki feminist  sanatçı, Judy Chicago ve Miriam Schapiro, California Sanat Enstitüsü bünyesinde bir Feminist Sanat Okulu kurmaya karar verirler. Böylelikle öğrencilerin hem birbirleriyle hem de diğer feminist sanatçılarla işbirliği halinde çalışıp öğrenmelerini sağlayacak olan Womenhouse (Kadın Evi) projesi ortaya çıkar. Fakat enstitü bünyesinde bu feminist sanat okuluna yer bulunamayınca sanatçılar yeni bir arayışa girerler. Tam bir kadın dayanışmasıyla proje hayata geçirilir  ve öyle ses getirir ki, projenin yaratıcısı sanatçılar, ABD’de kadın hareketiyle paralel ilerleyen “Feminist Sanat”‘ın önemli isimleri arasına girerler. İşte ben bu yıl 8 Mart’ı bu iki sanatçıyı anarak kutlamak istiyorum.

Bu iki cesur kadın, sanat enstitüsünde proje için yer bulamayınca Los Angeles’ta harabe bir ev bulup burayı düzenleyerek projeyi başlatmaya karar verirler. İşbirliğine dayanan bir öğretim yöntemi uygulamayı hedeflerler ve sadece 21 öğrencileri vardır. Fakat çok sayıda sanatçının katılımıyla hızla çoğalırlar.

Miriam Schapiro, Kadın Evi’nin kuruluşunu ve işleyişini anlattığı makalesinde, projeye isim verirken “Ev” sözcüğünü özellikle seçtiklerini yazıyor. Çünkü, yüzyıllardır kadınlarla özdeşleştirilen ev, onlar için aynı zamanda bir besleme ve beslenme alanı, kendileriyle ve etraflarıyla da mücadelelerinin başladığı ortamdır.” diyor. Burada biraz da kadınların sürekli başkalarını memnun etmek için çalışmaları eleştiriliyor diyebiliriz. Ev kavramını bu işlevin dışına taşımak, kadınların başkaları için değil de, kendi hayallerini gerçekleştirmek için ev oluşturmalarını sağlamak amacındadırlar. Sanat da bu amaca aracılık edecektir.

İşte bu düşünceyle yola çıkarlar fakat buldukları ev yıkılmak üzeredir. Önce düzenlenmesi, onarılması, bu amaca uygun hale getirilmesi gerekmektedir. El birliğiyle evin onarımına başlarlar. Duvarlar, yerler, elektrik tesisatı, badana, boya, kırık pencerelerin, kapıların tamiratı, yeni bölümler oluşması için duvarların örülmesi, tümü kadınlar tarafından yapılır. Ev, kullanıma uygun hale gelince iç düzenlemeler başlar. Hep birlikte, her oda için farklı fikirler ortaya atıp, bu fikirler üzerinde tartışırlar.

Bir evde kadının en fazla vakit geçirdiği  yer olan “Mutfak” belki de en fazla tartıştıkları alan olur. Schapiro mutfağı çok önemsemektedir. Burayı, annelerin sınırlandırılmış hayatlarının merkezi olarak görür. Bu nedenle mutfağı renklendirmek amacıyla, duvarlar dahil her şeyi pembeye boyarlar. Vicki Hodgets, tavanda yumurta olarak başlayıp, aşağıya indikçe meme görüntüsüne dönüşen tasarımlar yerleştirir mutfağın duvarlarına. Bu da kadının hem sütüyle hem de emeğiyle aileyi besleme çabasına bir göndermedir.

Mutfak

Ardından yemek odasına geçilir, burada duvarlar meyve ve çiçek resimleriyle süslenir. Masanın üzerine çeşitli yiyecekler, ekmek ve şişelerden oluşturulmuş heykeller yerleştirilir. Duvar resmi olarak masanın arkasında bir Natürmort ve masanın altında doğrudan zemine boyanmış halı görüntüsü yer alır. Burası yedi kadının ortak tasarımıyla oluşturulmuştur, projenin diğer odalarından daha büyük bir ortak çalışma alanını temsil etmektedir.

Feminist sanatın gelişimine katkısıyla tanınan yazar, sanatçı, aktivist Faith Wilding ise, evin ilk katında küçük ve karanlık bir oda tasarlar. Wilding, kadınlara sığınabilecekleri, saklanabilecekleri bir alan yaratmak amacıyla bu odayı düşündüğünü belirtmektedir ve bu nedenle adını “Rahim Odası”(Womb Room) koyar.

Rahim Odası

Evde birbirinden farklı olarak düzenlenen üç ayrı banyo/tuvalet yer alır ki bunlar kadınların hayatının üç farklı yönünü ifade etmektedir. Bunlardan biri Judy Chicago tarafından tasarlanmış olan “Regl Banyosu”’dur (Menstruation Bathroom) Burası tamamen beyaza boyanmış olup, tuvaletin içinde kullanılmamış pedlerle dolu bir raf ve kullanılmış pedlerle dolup taşmış bir çöp kovası bulunmaktadır. Sanatçı bu şekilde bir yerleştirmeyle, kadında leke olarak, kirlilik olarak tanımlanan regl tabusuna meydan okumak istediğini söylüyor..

Regl Banyosu

İkincisi  “Lipstick Badroom” (Ruj Banyosu) Camille Gray tarafından tasarlanmış, kırmızı rujlarla doldurulmuştur. Burası, kozmetiğin kadınların hayatındaki önemine dikkat çekmek için yapılmıştır. Tüm armatürler parlak kırmızıya boyanmıştır, banyo içinde 200 adet plastik kırmızı ruj  vardır. Ayrıca kırmızıya boyanmış bir kadın figürü bulunmaktadır.

Üçüncü banyo, Sanatçı Robbin Schiff tarafından tasarlanmıştır. Banyodaki küvet tamamen kumla doldurulmuş, içinde kumdan yapılmış bir kadın figürü yer almıştır. Sanatçı  “Kâbus Banyosu” (Nightmare Bathroom) adını verdiği bu mekânı tasarlarken kendi çocukluğundan kalma banyo korkusunun üstüne gitmek istediğini söylüyor. Schiff’e göre, banyo özel bir sığınma ve rahatlama alanı gibi görülse de, aynı zamanda kadının korunmasızlık hissini de çağrıştıran bir alan aslında.

Kabus Banyosu

Tüm sanatçılar ve öğrenciler birlikte düşünür, birlikte çalışırlar, her şey tamamlandığında sergi açılır. İlk gün sadece kadın ziyaretçiler kabul edilir sergiye, sonra herkese açık hale getirilir. Bu sergi dünyada yapılan ilk kadın merkezli sanat enstalasyonu olarak tarihe geçer. Farklı sanatçılar tarafından düşündürücü, sorgulatan performanslar ve yerleştirmelerle karşılaşır gelen ziyaretçiler. Sergi çok ilgi çeker ve feminist sanatı merak eden ciddi sayıda izleyici olduğu görülür, 10.000’ in üstünde insan tarafından ziyaret edilir. Gelen ziyaretçiler üst kattaki odalardan birinde, Karen LeCoq ve Nancy Youdelman tarafından düzenlenen bir performansla karşılaşırlar. Bu performansta bir kadın hiç durmadan makyaj yapıp makyajını silmektedir. Bir diğer oda da ise sanatçı Sherry Brody tarafından tasarlanan “Bebek evi”  vardır.  “Korunaklı, huzurlu ve güvenli” olması gereken bu oyuncak evin odalarında, dikkatli bakıldığında rahatsız edici ve korkutucu canavarlar ve hayvanlar görülür.

Kadın Evi’nin ilgi çeken enstalasyonlarından biri de “Gelin Merdiveni” (Bridal Staircase). Evin merdivenlerinin başında gelinliği, duvağı ve elinde çiçeğiyle bir kadın manken duruyor. Gelinin duvağı merdivenler boyunca aşağı kata doğru iniyor,  indikçe kirli ve gri bir hal alıyor. Sanatçı Kathy Huberland, bu enstalasyonla, çocukken hep beyaz atlı bir prens tarafından gelip alınacağını ve sonsuza kadar mutlu olacağını hayal ettiğini, fakat gerçekte evliliğin kadınlar için böyle olmadığını vurgulamak istemiş.

Gelin Merdiveni

Evde, odalar dışında iki tane de dolap tasarlanmış ki, bunlar da oldukça ilgi çekicidir. Bunlardan biri “Ayakkabı Dolabı” (Shoe Closet). Sanatçı Beth Bachenheimer kadınların en popüler takıntısı olduğunu söylediği ayakkabılar üzeriden sorgulamış kadın olmayı. Bu yerleştirme  için yüzlerce çift ayakkabı toplamış ve boyamış. Bu yerleştirmeyle kadınların modaya mahkumiyetini sorgulamaya çalışmış sanatçı. Diğer dolap ise Sandy Orgel tarafından düzenlenen “Havlu Dolabı” (Linen Closet). Kapakları açık duran ve cansız bir mankenin içerden çıktığı görülen bu dolap, belki de projenin en ilgi çekici tasarımlarından biri. Bir dolaba hapsolmuş, onunla özdeşleşmiş bir kadının oradan çıkma çabasını simgeliyor.  Dolabın yaratıcısı Sandy Orgel “Kadınlar için artık dolaptan çıkma / açılma  zamanı geldi” ifadesiyle tanıtıyor bu işini.

Havlu Dolabı

Womenhouse, çok sayıda yerleştirme, performans, tasarım objeler ve atölyelerle, o dönemde çok ses getiren bir proje olsa da, sonradan çok eleştirilmiş. Kadın bedenini öne çıkardığı söylenmiş ve bu yönüyle yıllarca tartışılmış.  Fakat proje, kadınlar için, ev kavramını sorgulaması ve sorgulatması açısından önemini hala koruyor bana göre. Ayrıca projenin sadece bir enstalasyon ve sergi projesi olmayıp, kadın sanatçı yetiştirme amacını taşıması da, feminist sanat tarihi içindeki yerini sağlamlaştırmış olmalı diye düşünüyorum.  Feminist Sanat Okulu, atölyeden akademiye kadar geleneksel sanat eğitiminin hiyerarşisini ve değer sistemini parçalamaya çalışıyordu belki de… O dönem için, öğrencilere, kadın olmanın yarattığı sorunları düşündürmesi, onları başka kadın sanatçılarla tanıştırması, fikir alışverişi, düşünerek, deneyerek, uygulayarak öğretme çabası gibi birçok işlevi yerine getirmiş. Sırf bu yönüyle bile, sanatta bir kadın dayanışma örneği olarak görülüp, günümüz sanatçıları tarafından tekrar gözden geçirilmeli bence.

Bugün bile kadınların ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü dünyada, kadın hakları adına yapılan her hareketi, her sorgulamayı, her mücadeleyi çok önemsiyorum. Sanattan yola çıkarak kadın dayanışması ve kadın emeğine dair bir örnek olarak hatırlatmak istedim Womenhouse projesini.

Bu tür dayanışma örneklerinin sanat dahil her alanda artması dileği ve umuduyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. 

Dilşad Atasoy / Mart 2021

 

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir