Hoşgeldiniz  

“Venüs’ün Yaraları”

Dilşad Atasoy | 19 Ağustos 2017 | Köşe Yazıları


Dilşad Atasoy
dilsadatasoy@gmail.com

1914 yılında İngiltere’de ilginç bir olay yaşandı. Londra Ulusal Müzesi’ne ziyaretçi gibi giren genç bir kadın, doğruca ünlü ressam Velazguez’in “Aynadaki Venüs” isimli eserine yöneldi.  Sanki eseri dikkatli bir şekilde inceliyormuş gibi önünde durdu uzun uzun. Sonra bir anda koruyucu camı kırıp esere saldırdı. Resim bir çok yerden parçalandı ve bu eylemi yapan kişi Mary Richardson isimli bir sanat öğrencisiydi.

Richardson’ın yaptığı eylem siyasiydi ve İngiltere’de kadın haklarına dikkat çekmek amacıyla yapılmıştı. Eylem ciddi ses getirdi, Times Gazetesi, haberi “Venüs’ün yaraları” ifadesini kullanarak yayınladı.

Richardson kendini şu sözlerle savunmaktaydı; ben kadınların haklarını savunan bir kadınım. Siz başka bir resim daha yapabilirsiniz fakat bir yaşamı geri getiremezsiniz, tıpkı öldürülen Bayan Pankhurst gibi.

Richardson’un sözünü ettiği Emmeline Pankhurst  kadın hareketinin önemli bir ismiydi İngiltere’de. Kadın sosyal ve politik birliğinin başında olan Pankhurst 2013 yılından beri cezaevindeydi ve yaptığı açlık grevi sırasında ağır sağlık problemleri yaşamıştı.

Richardson savunmasına şöyle devam etti: “Modern tarihin en güzel karakteri olan Mrs. Pankhurst’ı yok eden hükümeti protesto amacıyla, mitolojik tarihin en güzel kadınının resmine zarar vermek istedim. İngiltere halkı beni taşlamak yerine insanların yok edilmesine destek olmayı bırakmalıdır. Adalet, tuval ve tuvaldeki renkler kadar güzeldir. Mrs Pankhurst, kadın hakları için savaştı ve bu yüzden hükümet  onun yavaş yavaş ölümüne seyirci kaldı.”

Saldırı sonucu  resim öyle büyük bir hasar görmüştü ki, tam yedi yerden kesik vardı tuvalde. Daha sonra tablonun tamamı Ulusal Galeri’nin restorasyon uzmanı Helmut Ruhemann tarafından başarıyla tamir edildi. Onarılmasının ardından tekrar galeride sergilenmeye başlandı.

Bu olayın çok farklı sonuçları olduğunu söyleyebiliriz. İlk başta elbette ki  Aynadaki Venus’ün değeri hızla yükseldi. Sırf bu resmi görmek için insanlar akın akın müzeye gelmeye başladı.

Saldırıdan sonra, Ulusal Galeri dahil bir çok galeri kadın ziyaretçilere kapatıldı. Daha sonraki yıllarda ise kadınlar yanlarında bir erkek olmadan müzelere alınmadılar.

Mary Richardson Kanadalı kadınların oy hakkını savunan eylemler yapıyordu. Çok sayıda eylem yaptı, sadece iki yılda dokuz kez tutuklandı, açlık grevleri gerçekleştirdi. Kadın haklarını savunmaktan asla vazgeçmedi. Kadın haklarını savunmak için hep alışılmamış yollara başvurdu. İngiltere’de kadınların oy hakkını kazanmasına etkin rol oynadı. 1918 de 30 yaşını doldurmuş kadınlar oy kullanma hakkına sahip oldu. Bundan tam 10 yıl sonra 1928 de ancak erkeklerle aynı düzeye gelebildiler.

Aradan 40 yıl geçtikten sonra kendisiyle yapılan bir röportajda adaletin sanattan daha önemli olduğunu söyleyen Mary Richardson yaptığı eyleme bir gerekçe daha eklemiş  ve erkek ziyaretçilerin resminin önünde durup resimdeki kadına uzun uzun bakmalarından hiç hoşlanmadığını açıklamıştır. Bu yönüyle de eylem feminist hareketin başlangıçlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Mary Richardson’ın eylemlerinden feyz alıp yenilerini mi planlarsınız, sanatın gücünü mü sorgularsınız yoksa o zamanların İngiltere’sinde 1928 e kadar erkeklerin daha üstün olma durumuna mı takılırsınız varın orasını siz düşünün. Ben bu yazıyı hazırlarken, ‘eylemin güzelini yapabilmek’ üzerine düşünür buldum kendimi. Her adımda tedirgin olduğumuz şu günlerde, kimseye zarar vermeyen eylemler görebilmek ümidiyle…

191 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle