Hoşgeldiniz  

UPSD, “EPİVERON”U Sanat Ortamına ve Basına Tanıttı.

piece of ART News | 23 Ocak 2019 | Genel Haberler A- A+

 

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, UPSD’nin Türk sanat ortamında kısa bir süre önce sunduğu EPİVERON’un basın ve kamuoyuna açık tanıtımını Cumartesi günü Piramid Sanat’ta gerçekleştirdi.

UPSD Başkanı, sanatçı Bedri Baykam’ın yönettiği bu önemli buluşmaya katılanlar arasında galerici Yahşi Baraz, galerici Özlem Alıcı, galerici Gökşen Buğra (ArtOn), Zeynep Pakel (Xist), yazar Zeliha Demirel, yazar Pınar Saraçoğlu, yazar Oğuz Kemal Özkan, sanatçılar Meriç Hızal, Tülin Onat, Bubi, Bünyamin Özgültekin, Adem Genç, Resul Aytemür, Bahri Genç, Mehmet Özenbaş,Yücel Dönmez, Ekrem Kahraman, Mustafa Karyağdı, İsmail Ateş, Nazan Kuşçu, Yüksel Özen, İsmail Avcı, Denizhan Özer, Murat Havan, Fazilet Kendirici, Ceylan Mutlu, Nebahat Karyağdı, Nilüfer İnaltong, Fehim Güler, Hakan Kalay,avukat Esin Gence, CHP Beşiktaş başkan adayı Canan Sezenlergibi isimler vardı.

Açılış konuşmasını yapan UPSD Başkanı Bedri Baykam, konuyu şu sözlerle özetledi:

“UPSD sanat ortamındaki kontrolsüz eser dolaşımını ve takipsizliği önlemek amacıyla EPİVERON belgesini geliştirdi. EPİVERON, sanat eserinin pasaportu niteliğinde bir belgedir. İster kalıcı, ister geçici bir süreliğine olsun, bir sanat eseri yurtiçi veya yurtdışında yer veya el değiştiriyorsa, bunun takibinin devamlılığında EPİVERON faydalı olacaktır. Eserin ilk elden çıkış anından itibaren, eserin çalıntı veya sahte olmadığını kanıtlayan, eser her el değiştirdiğinde kaydını üzerine geçiren, eser bir yere gittiğinde kimin sorumlu olduğunu ve ne zaman sahibine döneceğinin kaydını tutan, eserin satış veya telif hakları ayrıysa, bunları netleştiren ve sonuç olarak sanat dünyamıza, sanat piyasamıza bir nebze belirlilik, açıklık ve güvenilirlik kazandırma amacı taşıyan bir girişimdir. EPİVERON, eser birkoleksiyona girdiğinde veya el değiştirdiğinde, verilmesi gereken orijinallik belgesinin (certificate of authenticity) tamamlayıcısı niteliğindedir.

EPİVERON, (henüz) yasal bir zorunluluk değil ama bir gereklilik. Sanat ortamında kontrolsüzce el değiştiren, takibi yapılamayan sanat eserleri özelinde bir düzenleme ve kontrol mekanizmasısağlayacak olan bu belge ile, sadece sanatçı veya galerici değil, koleksiyoner ve özelliklemüzayede evleri de sorumluluk sahibi olmasını sağlayacak. Ancak sanatçılar, galericiler, koleksiyonerler, aracılar ve hatta müzayedeciler bunu sürekli olarak uygularsa ve EPİVERON’u olmayan sanat eserlerini satın veya konsinye olarak almamak konusunda ortak bir bilinç gösterilirse, ortaya çok farklı ve sağlıklı bir sanat ortamı çıkacak.

 

Bu belge ile birlikte:

  • Çalıntı/sahte eser satanlara karşı caydırıcı bir önlem alacak ve bunların sayısı giderek azalacak.
  • Sanatçısından veya kaynağından “ihtilaflı” veya tartışma yaratabilecek eser alma ihtimali yok olacak.
  • Eser “yuvasından” çıkarak herhangi bir sergiye, müzayedeye gidip gelirken, gerek taban değeri, güvenlik/sigorta bedeli ve eserin somut sorumlusu belli olacak.
  • Sanatçıların ve galericilerin yıllardır müzayedeler tarafından mağdur edilmesi son bulacak. 

Özellikle son madde, sanat ortamımızın son dönemdeki kanayan yarasıdır. Bu konuyla ilgili hiçbir profesyonel eğitim almadan, başka iş alanlarında iflas etmiş ve yasaklı olmak, halı satmaktan sıkılmak veya antikacılıktan gelmek, devlet desteği veyapiyasa kontrolünün bulunmadığı ülkemizde, ne yazık ki yeterlidir. Fransa’da müzayedeci olabilmek için hukuk ve sanat tarihinden mezun olmak ve ayrıca iki adet zorlu müzayedecilik sınavını vermeniz gerekmektedir. Ayrıca müzesi olmayan, kültürel politikaları oturmamış, koleksiyoneri altyapısız olan bir sanat ortamında, müzayedelerin kendi keyiflerince sanatçılara biçtikleri değerler, o sanatçının reel piyasa değeri algısı gibisunulmaktadır. Müzayede ortamlarında yapılan spekülasyonlar, istenilen sanatçının elbirliğiyle fiyatlarının yükseltilmesi, istenilmeyen sanatçının yine elbirliğiyle fiyatları düşürülerek piyasadan silinmeye çalışılması sistemin açıklarını işaret etmektedir. Bu kadar rahat bir şekilde dengeleri bozmalarının ana nedenlerinden biri de koleksiyonerlerimizin çoğunun dedikodu ile alım yapmasıdır. Ülkemizdeki değerli, gerçek koleksiyonerleri tenzih ederek söylüyorum, “el kaldırma yarışı” ile müzayede salonlarında kapışan, eserin niteliğine ve sanatçının geçmişine değil, salonda el kaldıranların yoğunluğuna göre alımlarını belirleyen bir kısım koleksiyoner bulunmaktadır. Kariyerini 50-60 yıl üzerinden sağlam temeller üzerinde kurmuş bir sanatçının atölyesinde veya galerisinde mesela 10’asatılan eseri, müzayede salonlarında 2’ye sunulmaktadır. Bu durumda koleksiyonerin gözünde sanatçı ve galericisi dolandırıcı pozisyonuna düşmekte, satışlar ve sergiler iptal edilmektedir. Sanatçının yıllardır tüm zorluklarla oluşturduğu kariyeri, müzayede salonlarında aşağılanmaktadır.

 Ayrıca müzayede kataloglarında da belirtilen, müzayede sahibinin insafına kalmış rakamlar, her ortama girmekte ve bu konuyla ilgili deneyimi ve bilgisi az olan koleksiyonerlerde/koleksiyoner adaylarında kafa karışıklığına ve yanlış bir algı oluşumuna sebep olmaktadır. Örneğin, dişçisine gitmiş bir potansiyel koleksiyoner, sırasını beklerken karıştırdığı müzayede kataloğunda, geçen hafta atölyesini ziyaret edip 12’ye aldığı sanatçının eserini, 3’e gördüğü zaman, o sanatçı veya galericisi koleksiyonerin gözünde dolandırıcı pozisyonuna geçmektedir. Sonra sanatçının maruz kaldığı muamele ise eser iadesi, suçlamalar, sinir bozuklukları ve piyasada oluşturulan yanlış algı olmaktadır.

Şunu kimse unutmamalıdır ki, sanat eserlerinin fiyatı, sanatçısının kariyerine, eserlerinin gücüne göre şekillenir. Eğer bir sanatçının eserlerinin değeri kariyeri neticesinde 100’e geldiyse, müzayede 10’a satılması sanatçının değerini düşürmez, aynı şekilde 1000’e çıkması da değerini işin genelinde yükseltmez. Bu tür spekülasyonlar, sanat ortamına yakışmayan, dışarıda kalması gereken konu ve davranışlardır.

Sonuç olarak, müzayedecilerin gerçek fiyatları beşe veya ona bölerek yaptıkları yüz kızartıcı ilk sunuluş fiyatlandırması yalnız sanatçıya değil, A’dan Z’ye herkese zarar vermektedir. Şöyle ki, galericiler artık neredeyse satış yapamadıkları ve dolandırıcı durumuna düşürüldükleri için zarar görmektedirler.

Müzayedede, elindeki eser satılan koleksiyoner, aslında en büyük zararı görenlerden biridir. Çünkü kendisindeolan eser, kendisine 8 veya 10 kazandırabilecekken, 2-2.5 gibi gülünç değerlere elinden çıkarılmaktadır. Hatta müzayedecinin kendisi de, sanata yaptığı bu ihanet nedeniyle, büyük zarara uğramakta, 7 veya 8 üzerinden komisyon alacağına ortalama en fazla 2 veya 3 üzerinden almaktadır. Müzayedeciler ‘Biz nasıl olsa sürümden kazanıyoruz” takıntılarıyla, Türk sanatının geleceğini ve uluslararası prestijini baltalamaktadırlar.”

Sonrasında Bedri Baykam, yıllardır bu konu üzerine birlikte çalıştığı sanatçı Bubi’yi konuşmaya davet etti. Bubi ise Baykam’ın sözlerine şunları ekledi: “Örneğin, bir sergim için 20 tane eserimi gerçek değerleri üzerinden sigortalatıyorum, ve o eserlerin içinden iki tanesi zarar görüyor veya kayboluyor. Ben sigortaya gittiğimde, bana poliçemin geçersiz olduğunu ve hiçbir işlem yapılmayacağını bildiriyorlar. Çünkü müzayadelerde, reel piyasa değeri olarak verilen rakamlarla, benim gerçek fiyatlarım arasında uçurumlar var. Sigorta şirketi de bu verileri kendine göre kullanıp benim poliçemi iptal ediyor. Bunun bir sanatçının başına gelmesinin tek nedeni müzayedelerdir. Ayrıca sanatçılar unutmamalıdır ki, telif hakları yasasına göre iki satış fiyatı arasındaki fark kadar sanatçıya ödeme yapılmak zorundadır. Sanatçı vefat ettiyse, 70 yıla kadar varislerine bu ödeme yapılmalıdır.”

Daha sonra söz alan galerici Yahşi Baraz, galericilerle sanatçıların arasında iyi bir diyalog olması gerektiğini belirtti. “Bu diyaloglar kurulmadığı sürece bu sorunlar hep yaşanacaktır. Bu çarkın çözülmesi lâzım.” diyerek ülkemizdeki ve diğer batı ülkelerindeki sanat ortamından, sanatçı-galerici-müzayedeci-koleksiyoner ayrımlarından bahsetti. Türk sanatçıların neden dünya sanatında tutunamadığını ve neden başarılı olamayacağı üzerine kendi fikirlerini açıkladı. Dünya çapında bir sanatçı olabilmek için batıdaki belli başlı birkaç galerinin sanatçıları arasına girmek gerektiğinden, Türk sanatının dünyada tanınması için de, arkasında dev kapitallerin olması gerektiğini vurguladı. Batıdaki koleksiyonerle, bizim en önemli koleksiyonerimizin bile arasında uçurumlar olduğundan bahsetti.

Bedri Baykam, Türk sanatçısının yurt dışında tutunmasının imkansız değil, zor olduğunu belirtti. Çünkü arkasında batıdaki gibi büyük kapital desteği ile, batı müzelerinde Tate, MOMA, Centre Pompidou’da açılan çağdaş Türk sanatı sergileri olamadığını anlattı. Ancak bu sergilerin gerçek bir koleksiyoner ilgisi yaratabileceğini vurguladı. “O noktadan itibaren Çağdaş Türk Sanatı gerçek gücüne ulaşır” dedi.

Foruma telefon ile katılan avukat Pınar Sönmez ise şunları vurguladı: “Mali haklar ile manevi hakların birlikte ele alınması gerekir. En önemli husus bu. Manevi hakkı zedelenen maddi olarak da haklarını aramalıdır. Bunun büyük bir caydırıcılık olduğunu düşünmekteyim. EPİVERON belgesi şu an hukuki bir yaptırım olmasa da, sizlerin bu belgeyi benimseyip hayatınıza sokmanızla ve işlevini güçlendirmeniz sayesinde bu yasalaştırma da ileride toplumsal baskıyla gerçekleştirilebilir. Ayrıca Epiveron getireceği kanıt/delil değeriyle adım adım bir teamül oluşturacaktır.”

Tülin Onat ise, yaşadığı inanılmaz olumsuz olaylardan ve müzayedeciler yüzünden kırılan onurundan, iptal olan sergilerinden söz etti. Ayrıca kimi toplu alım yapan koleksiyonerlerin mafya yöntemleri kullanarak sanatçıları açıkça çekinmeden mağdur ettiğini aktardı.

Avukat Akın Ekinci: “Meslektaşım Pınar Hanım’ın da dediği gibi teamül çok önemli. Epiveron’un bir şekilde hayata geçmesi lâzım. Mutlak suretle bundan vazgeçmemek lazım. Epiveron ne kadar çok kullanılırsa, hakimler, yargıçlar da bilir, kullanır olacaktır. O yüzden bilinirlik bu konuda çok önemli olacak. O yüzden sektörle yargıyı bir araya getirmek çok önemli. Bu noktada UPSD yargıyla beraber kamuoyu ile paylaşacak şekilde konferanslar düzenlemek zorunda. Buna benzerbuluşmalarda herkesin bilgisi görgüsü artıyor.”

Ekrem Kahraman ise:“95’li yıllarda telif hakları yasasında UPSD adına hazırlayanlardan biriydim. O yasanın uygulanmasında da sorunlar çıkıyor. Eser takibinden bahsediyoruz. Ahlak ve kurallara uyduğunuzda sanatınızı yapamıyorsunuz. Biz kültür üreticileriyiz. Kültür kelimesini mutlaka ortaya çıkartmak, belgelere eklemek gerekiyor. Ben geçmiş tecrübelerim ışığında bu konuda UPSD’ye destek vermeye hazırım.” dedi.

 

175 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle