Hoşgeldiniz  

SAVAŞTAN SANATA

Seyhan Livaneli | 13 Mart 2018 | Köşe Yazıları


Seyhan Livaneli
livaneli.seyhan@gmail.com

 

Bizler sanatın yürekleri ısıtabileceğine inanıyoruz…. Ve onlara güç vereceğine….

Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirir. Her türlü dinden ve ırktan bağımsız, sınırsızdır, evrenseldir. Sanat yeri geldiğinde bir silah olabilir ama dekor asla!  Noviembre (Kasım) filmini izleyenler hatırlayacaklardır bu sözleri. Sanatı ve sokak sanatını bir grup genç üzerinden anlatan film ‘sanatın içinde geleceği barındıran bir silah’ olduğu vurgusuyla akıllara kazınmıştı.

Sanatın tarihsel süreci

Sanatın tarihsel rolünden, toplumsal mücadelelerdeki öneminden söz edildiğinde alternatif bir kültür olarak gelişen sokak sanatı daha belirginleşir, sokak ve sanatın bağını kurabiliriz. Bizler adına sanat demeden önce, ilkel-komünal toplumun mağara resimlerinden Picasso’ya, tam tam ve boru seslerinden Çaykovski’ye, pandomime benzer taklit diyebileceğimiz oyunlardan Brecht’te, çivi yazılarından Cervantes’e, Şolohov’a sanat sürekli geliştiği kolayca izlenebilir.

İnsanlık tarihiyle birlikte gelişim gösteren sanat, mağara duvarlarından kapalı lüks salonlara kadar bugüne gelebildi ve insanlığın kültür tarihinde büyük bir yer tuttu, üzerine kütüphaneler dolusu şeyler yazıldı. İşlevi ve ne ifade ettiği insanlık tarihinde nasıl bir öneme sahip olduğu üzerine bir sürü şey söylendi, söylenmeye devam ediyor.

Dilin evrimindeki önemli teorilerden biri doğayı taklit yoluyla gelişmesiyse,  aynı teori sanatın gelişimi içinde söylenebilir. İlkel insanın sanata başlama serüveni o gün için belki de bir zorunluluktu, günlük yaşamın bir parçasıydı. Diğer önemli bir teori insanı sanata itenin ilkel dinsel anlayış ve büyü olduğuydu. Her ne olursa olsun insanlar bu eylemi zamanın zorunluluğu ve sonucu olarak yaptılar.  İlk dönemlerde sanat, ne bir statü aracıydı ne de parayla alınıp satılan ticari bir metaya dönüşmüştü. Sınıflı toplumun tarih sahnesinde yerini almasıyla sanat sadece bir maddeye dönüşecek ve insanların özgürce yapabilecekleri bir uğraş olmaktan çıkıp bir lüks olacak ve toplumdan tecrit edilmiş salonlara hapsolacaktı. Bu yüzyıllarca böyle sürerken sınıflı toplumun son aşması olan kapitalist üretim ilişkileri artarak karmaşıklaştırdı.

Savaş ve zulümler dünya kuruldu kurulalı hep var oldu. Bundan sonra da olacak. Savaş ve zulümlere karşı koyabilmek ise başlı başına bir insanlık mücadelesidir. İşte tam da bu nedenle her sanatçı aynı zamanda zulme, adaletsizliğe ve bütün sömürü düzenlerine karşı duran bir savaşçıdır.

408 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle