Hoşgeldiniz  

Sanatçı Tülin Onat’ın Sanat Serüveni…

admin | 14 Ekim 2017 | Röportajlar A- A+

Piece of Art olarak Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biriyle, Prof. Dr. Tülin Onat ile görüştük. Biz keyifle, merakla ve ilgiyle dinledik kendisini. Size de aynı duygularla, iyi okumalar diliyoruz.

Günsu Saraçoğlu: Hocam merhaba, sizinle birlikte olmak büyük keyif bizim için. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Resim nasıl başladı hayatınızda?

Tülin Onat: Resme ne zaman başladığımı bilmiyorum. Anımsadıklarım hep bahçeler, ağaçlar, yemişler. Laleli’de ve adada yeşillikler içinde geçen şanslı bir çocukluk. Evimizin bahçesinde bir havuz vardı. Bakımsız bir fıskiye havuzu, içinde kurbağalar… Sürekli onları izler, başkalaşımlarını gözlerdim ve sonra bahçe kapısının dışındaki (kil) çamurdan uzanıp alabildiğim kadarıyla küçük heykellerini yapmaya başladım. Havuzun kenarına dizdiğim bu heykelcikler belki de benim ilk düzenlemelerimdi. (Enstalasyon) Belki de resimlerimde tek bir objeden hareketle tüm tuval yüzeyine yayılma o günlerden gelen kurbağalarım kuşlarım olabilir, kim bilir. Sanat tarihçisi H. Worfflin’in dediği gibi “İnsanın aradığı şeyi gördüğü doğrudur. Gelgelelim ne görürse onu aradığı da bir gerçektir.”

Sonra balkonun altına yuva yapan kırlangıçlar… Evin her duvarı, boş gördüğüm her yer bu kırlangıç resimleriyle dolardı. Zamanla kurbağalarıma kırlangıç heykelleri de katıldı. İlkokula başladığımda öğretmenime götürdüğüm sepet içindeki domates, biber gibi sebze heykelleri şaşkınlığa sebep olmuş, öğretmenim diğer arkadaşlarını çağırıp göstermişti. Bütün bunlar benim okulda resim ağırlıklı sorumluluk yüklenmeme neden oldu. Artık tahtaya çizilecek haritalar, duvarlara asılacak dersle ilgili resimler hep benden sorulur olmuştu. Bu arada iki de ödül almıştım.( Shanghai resim yarışması, Doğan Kardeş Çocuk Dergisi)Artık dönüşü olmayan yolda yürüyordum. Yani her çocuğun yaptığı gibi duvarlara çizdiğim resimler benim hayallerimi oluşturdu.

Dilşad Atasoy: Bu süreçte ailenizden destek gördünüz mü?

T.O: Hem de nasıl, hep desteklediler beni. Babam “Benim kızım ressam olacak” diyordu. Sürekli bana resim malzemeleri, kağıtlar, kutu kutu boyalar getiriyordu. Hatta evimizin teras katını bana rahat çalışmam için ayırmıştı. Beş yaşından itibaren sadece ressam olmayı düşünüyordum. Artık resimden başka bir şey yapamazdım, bırakın farklı bir meslek seçmeyi, düşünmem bile söz konusu değildi.

G.S.: Hocam nasıl çalışırsınız, düzenli olarak atölyeye geliyor musunuz? Yoksa belli günler mi var atölyeye ayırdığınız?

T.O.: Evimle atölyem çok yakın, o nedenle şanslıyım. Her gün mutlaka uğruyorum ama geliş gidiş saatlerim yoğunlaşmayla ilgili diyebilirim. Sabah çok erken gelip, gecenin çok geç saatlerinde gittiğim de oluyor, yalnızca bir kaç saatliğine uğradığım da. Kutsal bir mekandır benim için. Dışarılarda ne kadar işim olsa da atölyem mutlaka ziyaret edilir, burası benim mabedim.

D.A.: Resimleriniz bende dokunma isteği uyandırıyor. Derinlik, renk ve dokuyla 3 boyutlu hissi yaratıyorsunuz. Soyut resimler yapıyorsunuz, form çok önemli sizin için, hatta “Resim demek, form demek, renk demek benim için” diyorsunuz. Biraz da resimlerinizden bahsetmenizi isteriz, merak edenler için.

T.O.: Doğru, resim form ve renk demektir benim için. Renkle, derinlikle, formlarla ilgileniyorum, tek bir formdan bütüne ulaşmaya çalışıyorum. Derdim, resmin önünden bakmak, arkasındakine ulaşmak. Doğadan hareketle kendi formlarımı yaratmaya çalışıyorum. Derinlikler önemli, bu derinlikler ışık gölge ile ve rengin olanaklarından yararlanılarak elde ediliyor. Az renk etkisi bırakmasına rağmen pek çok rengin üst üste gelmesinden oluşan yeni yeni renkler… Bunların algılanması tek renk etkisi bırakır. Resimlerimde tuval yüzeyi üst üste düzenlenen biçimler iç içe geçmiş iki ayrı resmi çağrıştırır. Arkadaki resim boşluğu, sonsuzluğu simgelerken tuvalin arkasına doğru uzaklaşır. Öndeki biçimler resmi hareketlendirirken yüzeyden öne çıkar. Doluluğun anlatımıdır bu ve kıpırtılı bir etki bırakır.

G.S.: Hep daha derine inme, hatta söylediğiniz gibi arkayı görme çabası içindesiniz. Sonu ne olacak biz de merak ediyoruz hocam.

T.O.: Sonunu ben de bilemiyorum. Sanatçıysanız, arayış, mücadele hiç bitmiyor. Tatmin olamıyorsunuz bir türlü. Tuvali keserek arkasına geçmeyi düşündüm. Kat kat çalışıyorum. Keserek, delerek, çıkartarak, 3. boyut yaratmaya çalışıyorum. Matematiksel bir şekilde araştırmalarım devam ediyor, bakalım daha ne kadar arkasına gideceğim.

D.A.: Resimleriniz renk, ışık ve ritim açısından müzikle etkileşim içinde olduğunuz duygusunu veriyor insana. Doğru mu düşünüyorum hocam?

T.O.: Resim-müziğin etkileşimi hiç bitmez. Müziğin olduğu yerde resim, resmin olduğu yerde müzik vardır. İkisi birbirini aratır, sorgular ve besler. Ben müziksiz çalışamam zaten. Ritim her çalışmamda kendini gösterir. Örneğin; çok eski yıllarda önemli bir profesör, Ankara’daki bir sergimde resimlerime bakıp “Sen Vivaldi dinleyip, Brecht okuyorsun sanırım” demişti. Yaptığı yorum doğruydu, evet o dönemlerde Vivaldi dinliyordum. Ritim resimlerimin olmazsa olmazı, yaptığım resmi müzik besler mi bilmiyorum ama çalışırken beni çok dinamik tuttuğu ve müziksiz yapamadığım kesin.

G.S.: Türkiye’de sanat satış üzerine kurgulanmış. Bir sergi açılıyor, Hemen ne kadar satış oldu sorusu soruluyor. Sanatçı bu sergiyi hazırlarken ne kadar çalışmış, neler düşünmüş, kimse bunu merak etmiyor. Sanatçılar değerlendirilirken de, satıp satmadığına bakılıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz hocam?

T.O.: Haklısınız, bu çok acı ve benim sanat anlayışıma uymuyor. Bu anlayıştan bugüne kadar taviz vermedim, bundan sonra vereceğimi de sanmıyorum. Günümüzde birçok sanatçı şişiriliyor. Suni ve hızlı yükselmeler oluyor. Fakat bundan yıllar sonra, o kişilerin nerede olacağını bilmemiz mümkün değil. Hiçbir zaman asla satış düşünerek resim yapmadım. Bu benim en büyük şansım ve vazgeçemediğim özgürlüğüm.

D.A.: Türkiye’de Çağdaş Sanat alanında önemli bir yere gelmişsiniz hocam. Genelde bakıyoruz, bir sanatçının işleri tutmuşsa, hep oradan yürümeyi tercih ediyor. Siz biraz farklı bir duruş sergiliyorsunuz. Hep bir sorgulama, hep daha ötesini merak etme, arkasını görme çabası içinde olmuşsunuz. Hep bir derdiniz olmuş kısacası, onun peşine düşmüş, onun için mücadele etmişsiniz. Sorunu tek bir tuvalle çözemediğiniz yerde kat kat kullanmışsınız. Hatta tuvali kesmiş, arkayı görme çabası içine girmişsiniz. Niye hep arayış içindesiniz? Her sanatçı sizin gibi arayışla mı yapıyor eserlerini?

T.O.: Arayış içindeyim, çünkü sorularım var. Düşünüyorum, merak ediyorum, dert ediyorum. Bu özgürlükle yapıyorum resimlerimi. Sanat talep üzerine yapılamaz. Bu durum sanatçının özgürlük alanını daraltıyor. Sadece satışa yönelik çalışmalar çıkıyor ortaya. Satıldığı için de sanatçı benzer işleri yapmaya devam ediyor. Artık sanatsal kaygılar değil, arz-talep dengesi belirliyor çalışmaları. Bana göre her sanatçı kendi dünyasını yansıtmak, kendi sorularının peşine düşmek ve kendini ifade etmek için resim yapmalı. Sanat satış için yapılmaz. Buraya harcanan emeği, bilgiyi, özveriyi, zamanı nereye harcasanız para kazanırsınız. Resim, söyleyecek sözünüz, ifade etmek istediğiniz duygularınız ve baş edemediğiniz sorunlarınız olduğunda ortaya çıkıyor. Eğer piyasa kaygınız yoksa ne mutlu size…

G.S: Sizin bir sözünüz var hocam, diyorsunuz ki; “Sanatını gelip göremiyorlarsa kendin götürürsün.” Bunu biraz açar mısınız?

T.O: Bu anlayışı gençlik yıllarımdan beri misyon edindiğimi söyleyebilirim. Bu sözümün devamı olarak resimlerimi gerçekten görmeleri için çeşitli yerlere götürdüm. Bana sergi teklifi yapılan yerler benim için çok kıymetliydi. Örneğin; Tekirdağ, Ankara, Adana, Balıkesir ve Bursa gibi daha pek çok yerde sergi açtım. Bu arada yurt dışı sergilerimi de resimlerimi göstermek amacıyla yaptım. Bunlardan en sonuncusu da Tiran Ulusal Müzesi’nde açılan sergimdir.

D.A: Sizin hem sanatçı, hem de sanat eğitimcisi yanınız var. Türkiye’de sanat eğitimi nasıl, bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

T.O.: Ben hep devlet üniversitesinde çalıştım. Sanat alanında üniversitenin olanakları kısıtlıydı. Ama hep istek ve özveriyle çalıştık. Özel üniversiteler daha iyi olanaklara sahip olabilir belki. Ben kendi adıma çok sayıda eğitmen ve sanatçı yetiştirdim, bununla gurur duyuyorum. Şimdi içi boş güzel sanatlar fakülteleri oluştu. Bilgi ve heyecan yoksunu sanatçı adayları doldurdu ortamı. Sanat eğitiminde geldiğimiz noktada, sayısı fazla ve Türkiye’nin her yerine dağılmış, ama nitelik açısından çok zayıf, güzel sanatlar fakültelerine sahip olduk diyebilirim.

G.S; Türkiye’deki festivaller, bienaller ve fuarlar konusunda ne düşünüyorsunuz? Bunlar nasıl bir katkı sağlıyor sanat ortamına ve sanatçılara?

T.O.: İlk önce olumlu yönden bakmalı diye düşünüyorum. Bu fuarlar sayesinde, sanat izleyicisi, hatta çağdaş sanat izleyicisi algısı oluştu toplumda. Sanatseverler, sanatçılar, akademisyenler, koleksiyonerler, belki de hiç göremeyecekleri orijinal resimleri bir arada gördüler. Bu herkes için güzel bir gelişme bence.

Olumsuz olarak gördüğüm yanları da var tabii. Fuarlar “Satış için satış” gösterisi yapıyorlar. Satış yapmak ve ilgiyi kendi stantlarına çekmek isteyen galeriler, bazı resimleri satılmış gibi gösterebiliyorlar. Bir de fuarları dolduran kalabalığın büyük bölümü, oralarda bulunmuş olmak için bulunuyor ve telefonların sürekli parlaması resimleri gölgede bırakıyor. Zaten kalabalığın bir kısmı resimlerle hiç ilgilenmiyor. Buna rağmen ben bu girişimlerin çok olumlu olduğuna inanıyorum. Gide gele zamanla insanlarda sanat algısı oluşacağını umuyorum.

D.A.: Şu sıralar sizin Piramid Sanat’ta devam eden bir serginiz var. Onunla ilgili de bilgi vermek isteriz sanatseverlere, belki hala gidip görmemiş olanlar vardır.

T.O.: Her sergim ayrı bir heyecan veriyor bana. Yeni düşünceler, araştırmalar, buluşlar ve bunlar ışığında yeni yaratımlar… Her sergi teklifini aldığımda yeniden ilk günkü gibi heyecanlanıyorum. Çalışmak benim için bir yaşam biçimi. Her başladığım resimde de aynı heyecanı duyarım. Piramid Sanat’ta devam eden sergimin adı “Oyun Bitti” Bir Gezi Tanıklığı. Bugüne kadar yaptığım sergilerden farklı bir sergi oldu. Kendi çektiğim fotoğraflardan oluşan kolajlar yer alıyor burada. Kolaj kullanmamın nedeni daha özgür ve hiç sınırlamadan çalışmaktı. Her ne kadar boya ve desen kullandıysam da kolajın sonuca çabuk ulaştırması, söyleyecek çok sözümün olması ve içimi bir an önce dökme isteği bana bu tekniği kullandırdı. İlginç bir sergi oldu. Bu resimler ve bu sergi, herkesin kendi düşüncelerinden hareketle mutlaka bir şeyler bulacağı, hatta çözümlere ulaşabileceği bir yapım. Sonuç; benim için de izleyenler için de çok başarılı. Bu kolajlarla, bir döneme ait bir hikayeyi, savunduklarımı ve dışa vurmak istediğim düşünceleri anlatan belgeler hazırladım. Sergi 29 Ekim 2017 tarihine kadar Piramid Sanat Merkezi’nde görülebilir.

Piece of Art adına bu güzel sohbet için Prof. Dr. Tülin Onat’a teşekkür ediyoruz. Sanatla ilgili paylaşımların artması, izlenmesi ve okunması dileğiyle, sevgiyle…

 

“Beyaz Tuval”

Ressam Tülin Onat

Yayın Tarihi: 14.10.2017

İlgili Yayın Linki: https://www.youtube.com/watch?v=N7NrDHRtaSQ

 

359 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle