Hoşgeldiniz  

SANAT VE GELENEK

Bedri Karayağmurlar | 11 Haziran 2018 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Bedri Karayağmurlar
karayagmurlar@gmail.com

Geçen gün, Arkas Sanat Merkezi’nde “Renk Işık Titreşim “başlıklı “Türk İzlenimcileri ” sergisini gezdim. Ne çok şey düşündüm sergide.  Öncelikle, Sayın LucienArkas’a  ve emeği geçen herkese yürekten teşekkürler. Nitelikli ve mutlaka gezilmesi gereken yeni  bir sergi daha yaparak, bizi mutlu ettiler.

“Türk İzlenimcileri” sergisinin omurgasını 1914 Kuşağı (İbrahim Çallı Kuşağı) sanatçıları oluşturmakla birlikte, bizde Asker Ressamlar olarak bilinen, Halil Paşa ve diğerlerinin çalışmaları da izleniyor. Sami Yetik, Şevket Dağ , Avni Lifij ve Namık İsmail’e dek çok sayıda sanatçımızın çalışmalarını birlikte izlemek, sanat severler ve sanatçılar açısından çok önemli.

19 yy. ın ikinci yarısında orta çıkan “İzlenimcilik” , batıda düşünsel bir oluşumun adıdır aynı zamanda. Oysa Avrupa’daki öğrenimleri  ya da görevleri sırasında  İzlenimci resimle karşılaşan ressamlarımız, içerikten çok biçimle ilgilenirler. Bu da olağan sayılmalı, çünkü Batı yaşadığı sanat serüveninde değişik kaynaklardan beslenerek ilerlerken; Osmanlı aydınının, bu düşünsel çabalara, dönemin koşulları düşünüldüğünde, bir Batılı aydın ve sanatçı gibi yaklaşma şansı neredeyse hiç yoktur. Sergi  için hazırlanan yayında, Metni yazan Doç. Dr. Burcu Pelvanoğluda, “Batı İzlenimciliği’nin kökleri, pozitivist bir felsefeye dayanırken, Osmanlı İzlenimciliği, benzer bir felsefi içeriğe sahip değildir. Osmanlı İzlenimciliği, tabiatı temaşa  geleneğinden kaynaklanan ve romantik manzara resminin uzantısı olan bir yorum getirir.” Diyerek, önemli bir durumu dile getirir. (S.30)  Günümüzde de, Bu  görme ve gösterme aralığına sıkışmış genel tavır, felsefeyi şimdi de önemser görünmemektedir.

Bu sergi bahanesiyle üzerinde durmayı önemsediğim ve sergi boyunca da düşündüğüm bir başka konu: Bizde Resim Geleneği sorunu. Bizim resim geleneğimiz yok diyenlere her zaman rastlarsınız. Bu düşüncede olanların, söylemek istedikleri, 19. yy. a dek, batı resim geleneğinden yoksun olduğumuzdur. Yanlış anlaşılmaya neden olan, sanki hiç resim yapmamış insanların oluşturduğu bir toplum olduğumuz gibi bir sav söz konusu değildir. Bilirsiniz, bizde, ucu açık cümleler kurmak bir dil alışkanlığıdır. Yüklemin sonda olması, zaman zaman öznenin eylemindeki anlamın unutulmasına neden olur. Dünden bugüne, yer yüzünün neresinde, hangi uygarlık düzeyinde olursa olsun, resim yapılmayan topluluk, toplum var mıdır acaba?

Resim, bir yüzeyde, iz bırakan araç gereçlerle oluşturulan görsel imgeler ve yanılsamalar değil midir? Bir başka açıdan bakıldığında, insanların ortak kalıtı sayılan değişik yerlerde gördüğümüz, kaya resimleri, çanak çömlek üstüne yapılmış çizimler, boyamalar hepsi resim geleneğini oluşturan değerlerdir ve bizim tarihsel köklerimizde de çokça örnekleri var bunların.

İnsan ifade eder. İfade eden insan, ilerler, daha insan olur. Yazılar ortadan kalksa, söz, dağ tepe, dere , ova, yayla hızla görevi üstlenir. Resim yasaklanınca da, sembolik bir dil yeni biçimlerle her yere girer ve anlatır insanların ne düşündüklerini. Asyalı topluluklar, doğa gözlemini yansıtmaktan çok onu en iyi ifade edecek özelliklerini öne çıkarır ve biçimlendirir. Batılı toplumların ortak primitif kökün üzerinde, doğa gözleminden, ideal doğaya doğru ifadelerini evrimleştirmeleri, Rönesans’ta ve sonrasında 20. yy. dek uzun bir sürede , uzam ve uzamda yer alan varlıkların ifadesi, optik algıya bağlı bir biçimlendirme ile sanat yapıtlarında nesnelleşir. Bu bağlamda ele alındığında, 19. yy. da yaşanan İzlenimcilik (Empresyonizm), modernizmin, gelişmesinde de katkı sağlayan önemli bir sanat akımıdır. Daha önceki anlayışlarda, nesnenin gerçeklik yanılsaması ile sanatta nesneye değgin biçimlendirmenin sınırları epey genişler ve natüralizm sonrası, yeni bir ifade biçimiyle, nesnenin üzerinden yansıyan, anlık değişmeleri önemseyen İzlenimciliği yaratılır: İzlenimcilere göre, gerçeklik duyumlarımızdır.

Gelenek konusunu sıcak tutarak Ocak ayında, Adana’da 2. Uluslararası Türk Dünyası Sanat Çalıştayı’nda yaptığım konuşmada benzer konulara değinmiştim: “Örneğin; Fergana Vadisi’nde görülen kaya resimleri ve sonrasında görülenler yanında,  step yaşantısını anlatan, değişik yüzeylere çizilen resimlerin en ilginci kuşkusuz, Mehmet Siyah Kalem olarak anılan Türkistan çevresinde yaşadığı düşünülen sanatçının çalışmalarıdır. Mazhar Şevket İpşiroğlu ve Sebahattin Eyuboğlu  1950’li yıllarda Topkapı sarayı kitaplığındaki Fatih Albümleri’nde Mehmet Siyah Kalem imzalı, bilinen minyatür tavrından farklı çalışmalar görürler. Bunlar olasılık Türkistan’da  bozkır yaşantısını anlatan gezici anlatıcılardan birinin ya da aynı tavrı sürdüren birilerinin çizimleriydi. Rulo biçiminde kağıtlara artarda yapılan bu çizimler daha sonra rulo kesiler, bağımsız kompozisyonlar olarak defterlere yapıştırılır. Anlatılan hikayenin sıralaması kaybolsa da, Asya Step Kültüründe Türklerin bağlı olduğu Şaman yaşama biçimi anlatılır bu resimlerde.” (2. Uluslararası Adana Sanat Çalıştayı Kataloğu)

Bir düşünün, resim geleneği var mı yok mu? Elbet var. Batı anlayışında resim geleneğine sonradan ve kendimizce eklensek de, bir başka damarda resim geleneğimiz her zaman vardı. Uygarlıkların beşiğinde yaşayan insanların resim geleneği olmaz mı hiç? Görmeyi, işitmeyi, dünyayı anlamayı ve yaşamayı sevmeyi dışlayan yaklaşımlardan kurtuldukça; felsefeyle, sanatla, bilimle algılamaya  başladıkça, var olan geleneklerimiz daha üretken olacak.

Anadolu, bin yılların bereketi, bin yılların görkemli ağacı ki, her dalında bin bülbül türkü söyler, bin bülbül, bin gül için kanar; her dalında bir  sevda yeşerir,  kızlar oğlanlar hayatı yaratırlar binlerce kez. Bin dalın her birinde bin usta,  demir döver, ağaç yontar,  taş keser.  Anadolu ağacının kökleri, gelip geçen herkesin yüreğinde, atasından emanet bir fidanı besler. İyonya, Frigya, Likya, Urartu, Hitit, Sümer, Komagene, Bergama, Truva, Roma, Bizans,  Selçuklu,  Karamanlı, Osmanlı  hepsi  bu ağacın hem köküdür hem de dalı.  Bu toprakları  geçmişe ait bir yerlere bağlayıp, üstünde yaşayanı geçmişten bağımsız  düşünen akıllarda, bir noksanlık vardır mutlaka. Ne  gidenler buradan koptular, ne de gelenler geldikleri yerleri  bıraktılar. Biz Anadolu’yuz. Anadolu da biz.  Bundan ötesi, kültürü, insanı, toprağı kendi çıkarlarının oyuncağı yapma girişimidir.

İşte bu düşüncelere Arkas Sanat Merkezi’ni bir kez daha kutluyorum. Darısı diğer iş adamlarımızın ve kuruluşlarımızın başına.

Sanat diyerek….

 

Bedri Karayağmurlar – Nisan 2018 Ayvalık

 

324 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

SANAT VE GELENEK için 1 yorum

  1. SABRİ Yılmax dedi ki:

    Arkas Sanat Merkezi’nde “Türk İzlenimcileri” Resim Sergisi ile ilgili sayın Bedri Karayağmur’ların sergi ve etkileşimiyle ilgili yazdığı düşüncelerini keyif ve memnuniyetle okudum…
    İzmir’deki sanat faaliyetlerine öncülük edenlere Şükran’larımı
    sunarken, Sanat etkinlikleri hakkında düşüncelerin yazın olarakta artmasını sanat’a ve Sanat severlere katkı sağlayacağı muhakkaktır…
    Bu konuda sayın Bedri Karayağmur’ların katkıları için kendisine teşekkür eder, Sanat la ilgili yazılarını daha sık
    görmeyi umutla beklemekteyim.
    Sevgilerimle.

    SABRİ Yılmaz

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle