Hoşgeldiniz  

Sanat ve Dolap Üzerine

Bedri Karayağmurlar | 05 Mart 2018 | Köşe Yazıları


Bedri Karayağmurlar
karayagmurlar@gmail.com

İnsanın en incelmiş, en insan olmuş özelliklerinin birleştiği alan sanattır hiç kuşkusuz..

Yer sarsıntıları, yanar dağ patlamaları, meteor yağmurları, seller, fırtınalar hep oldu, olmaya devam edecek. İnsanoğlu bunlarla ilgili sayısız önlem almaya çalışıyor. Yoldan çıkmış bir gök cisminin, mavi gezegenimize çarpmadan geçmesi için sayısız düşünce üretilip, araç gereç geliştiriliyor. İnsan, en önemli güdüsü var olma güdüsünü ayakta tuttuğu sürece, başına gelebilecek her türlü belayı savuşturacak. Yok olmak, aç kalmaktan daha derin bir korkudur. Bu nedenle insan, yok olma duygusuyla baş etmek için bildiğimiz önlemleri almakla kalmaz, aynı zamanda bununla ilgili duyumsadıklarını, düşüncelerini biçimlendirir.  Anlatımda izlediklerimiz, giderek, eklemlenerek, bütün insanlığın ortak kültürünü, ortak dilini oluşturur.

Sanatçılar üretemezse, sadece o sanatçının birkaç yapıtı eksilmez, gerçekte bütün insanlığın dilinden, sözünden, düşüncesinden, tasarımından da bir şeyler eksilir. Hele hele, varlık kazanmış kültür değerleri, aç gözlülük, bilgisizlik ve daha birçok olumsuz insan davranışı ile yok olduğunda, sadece eski bir yapı, eski bir dokuma, bir tablo, bir beste yok olmaz; insanı insan yapan direklerden, bağlardan bir kaçı yok olur.

 

Bu bağlamda, yeni izlediğim bir filmden söz etmek istiyorum. Barok dönemin önemli temsilcisi  Rembrandt’ın “Gece Devriyesi” tablosunu neredeyse herkes bilir. 1642 de tamamlanan tablo, Rembrandt’ın yaşadığı önemli sıkıntıların kaynağı olur. Resmi beğenmeyen siparişçiler, sanatçıyı sıkıntıya sokmak için her şeyi yaparlar. Peter Greenaway’ın yönettiği  “J’accuse” (İtham Ediyorum 2008) filminde, sanatçının yaşadıkları bir kez daha, değişik bir kurguyla anlatılır.  Hep düşünürüm, yaşamının son yıllarında,  karısının ölümü,  oğlunun ölümü ile yaşadığı acılar yanında,   düşürüldüğü maddi sıkıntılar olmasaydı acaba neler yapardı? Kim bilir?

 

Rembrandt’ı anlamayan, onu sıkıntıya sokan insanlara benzeyenler şimdi de varlıklarını sürdürüyorlar. Sanat yapıtları, yapıldıkları gün ve dönemde, o günü en iyi temsil etmelerine karşın, özlerinin, o günün estetik deneyimlerinden daha çoğunu içermesi nedeniyle, zor anlaşılır ya da hiç anlaşılmazlar.  Sanat yapıtları aynı zamanda, estetik özne tarafından, bir kez daha deneyimlenen, başka türlü söylediğimizde, estetik öznenin yaşantısına ilave edilen ve onu bu yapıda daha deneyimli duruma getiren nesnelerdir.  Sanat yapıtlarıyla her karşılaşma, bu bireysel durum, aynı zamanda evrensel değerlerin oluşmasında da yeni bir yapı taşını temsil eder. Sanat yapıtları, her ne kadar, bir değişim değeri taşıyan, buna bağlı piyasa değeri olarak tanımlanan nesneler olsalar da, dün de bugün de,  estetik öznelerin, tek tek ya da birlikte oluşturdukları estetik yargının konusu olan değerlerdir.

Satabildiklerini ya da beğendiklerini sanat yapıtı sananlar, kim olursa olsunlar, öncelikle, beğeni yargılarının neyi temsil ettiği ve nasıl oluştuğu konusunu biraz düşünmeliler. Eğer söz konusu sanat ve sanatçı ise bu konuda yeterli estetik deneyimi olanların, sanat yapıtlarına ve sanatçılara, o günün ilişkilerinin dışında,  özel ve öznel beğeni yargıları ile bakmaları gerektiğini düşünürüm. Bu iyi niyetli beklentiye uzak olanların, sanatla ilgili olmadıklarını, buna karşın sanat adına kararlar vererek,  Rembrandt’ı engelleyen esnaflardan farklarının olmadığını söylemek gerekir.

Herkes kendi deneyiminden sorumlu, estetik deneyim ya da beğeninin, “zevkler ve renkler tartışılmaz” sözü ile hiç ilgisinin olmadığını söylemeliyim. O sözdeki zevk ve renk neyi temsil ediyorsa, sadece o alan içinde anlamı önemli bize göre. Şirin’i beğenen Ferhat’a hiç sözümüz yok bu nedenle.

Estetik ve felsefe her alanda söz söylese de, sanat pazarında hükmü, gücün karşısında adı anılmayan evrensel sözleşme hükümleri kadardır sanıyorum. Pazar varsa, çıkar savaşı da vardır. Çıkar söz konusu isen ayak oyunları, dolap, tezgah da olağan bu dünyada.  İlk tragedyalardan, Shekspeare’in oyunlarına, masallardan günümüzün romanlarına dek anlatılan hep bu değil mi?

Bu dümen dolap içinde, çok önemli değerlerin yok olduğunu düşünmekte yarar var,  bize göre.

Değerlerimiz, bizim ve herkesin. Sanatın, sanatçıların ve değer bilirlerin yaşadığı güzel bir dünya dilerim.

Bedri Karayağmurlar – İzmir Şubat 2018

660 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle