İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Salgın Günlerinde Düşünmek

Kendi suyuna değirmen, hiç bitmeyen bir nehir ne denli saçmaysa, ünlü Con Ahmet’in “Devri Daim Makinesi” de o ölçüde olanaksız. Sistemler aldıkları enerjilerle varlıklarını  sürdürürler. Enerji almadan varlığını sürdüren yapılar, artık enerji alış verişi durmuş, ancak itme çekme ilişkisi içinde, var olduğunu düşündüğümüz, bir süre sonra bir başka yapı tarafından emilecek varlıklardır. Evren tasarımında ileri sürülenler de bu yaklaşım içinde anlaşılabilir. Bu modelde, sistemin işlemesindeki anahtar, enerjinin akışının, toplam değer içinde gerçekleştiği ve yapı içindeki hiçbir parça ve parçacıkların bu durumun dışında kalmalarının olanaksızlığıdır. Bu durumda her eylem ve her yeni durum, diğeriyle ilgili ve onun parçasıdır.

Uzun zamandır, ancak elektronik mikroskoplarla görülebilen  bir virüsün neden olduğu, varlığını sürdürmek için bizim bedenlerimizi seçmesinden kaynaklanan küresel bir salgın yaşıyoruz. Bu seçim bilinç içermeyebilir ama insan hücrelerinde çoğaldığı gerçeği, dünya düzeni, üretme ve tüketme alışkanlıkları, toplumsal yapılar, bireysel varlığımız konusunda yeni değerlendirmeler yapmak zorunda olduğumuz bilinci oluşturdu galiba…  Umuyorum.

Yeni oluşacak yapıyı ve nedenlerini, yazımız sınırları içinde vurgulamaya çalışacağız.

Bosch, “Yeryüzü Zevkleri Bahçesi” ve diğer resimlerinde, keyifli durumları anlatıyor gözükse de, ne yapacağını bilemez olmuş insanları anlatır.” in limbo”‘da   da benzer bir durum, bir trajedi anlatılır.

Berlin Duvarının yıkılması, neo liberal politikaların her alanda gerçekleşmeye başladığı önemli dönüm noktalarından biridir. Liberal politikaların, üretim ve yönetsel etkinliklerde yaşadığı zorlukları tamamen ortadan kaldırıp, karşı konulamaz olanaklar yaratmalarının önü açıldı. Ancak, ele geçirmekte zorlandıkları kültür ve sanat alanında da çözümler üretilmeliydi. Postmodern önermelerin bu alanda güçlü bir hareket alanı yarattığını görerek, yeni sanatsal programları  yaşama geçirmeye başladılar. Sanat ve kültür alanı, bireysel özlüklerin, düşünsel ve ifade özlüklerini de içermesi nedeniyle, yeni sanatsal öneriler yaşama geçirildi. Özellikle görsel sanatlarda, sanatsal etkinlikleri örgütleyenlerin, küratörlerin,  sanatçının önüne geçirilerek, kurdukları cümlede, istedikleri anlama gelecek  cümlelere dönüştürerek; yaratıcı, yetenekli, karşıt önerisi olan sanatçıları paranteze alarak, onların yerine yeteneksiz, teknik olanaklarla var olan, biçimleri, teknik dönüşümle sanat yaptıkları algısı yaratarak,  sanatçı ilan edilen kişileri “ikame” ettiler. Sanatla ilgili bütün değerler kapı gibi dursa da, piyasa adı altında, yalnızca onlara katkı sağlayacak, apolitik bir yapı oluşturulmaya çalışıldı. Düşünme, kazan. Bu gelişmelerin yansıması bize de düştü sonuçta.

Yaşamın bütün alanlarında çalışanların haklarını  ve yaşam koşullarının kötüleştiren neoliberal politikalar, yaşamı, artan olanaklara karşın, giderek dayanılmaz duruma getirdi. Tüketim çılgınlığı, gelirle uyumlu olmayan özentili yaşama davranışları, insan özünün çekirdeğini bile sarsacak yeni toplumsal ve bireysel değişimlere neden oldu. Gelişmiş ülkeler, kendi ulus devlet yapılarını güçlendirirken, diğer ülkelere dinsel otokratik, etnik ayrılıkları destekleyen  modelleri  dayatmaya çalıştılar. Oysa,  gelişen dünyada yönetimler, karanlık fabrikalar, otomasyona  dayalı tarım işletmeleri, yeni üretim modelleri dikkate alındığında, açığa çıkacak emek için yeni alanlar bulunmak zorunda. Bu durum, daha az çalışma sürelerine karşın, bireyin kendisini geliştirmesine olanak sağlamayı destekleyici ücret  politikalarını yaşama geçirerek, sosyal devleti yeniden gündeme getirmek zorunda.Bilimsel çalışmaları ve teknolojik gelişmeleri desteklemeden, gelen yeni dünyada var olmak giderek zorlaşacağını düşünüyorum.

“Salgın Günlerinden”, Bedri Karayağmurlar

Dünya nimetlerinin paylaşımındaki dengesizlik dünyanın huzurunu her zaman kaçıracak. Salt kazanma düşüncesiyle, sıradan insanı acımadan savaşa süren, yoğun üretim içinde soluk aldırmayan neoliberal politikalar, hep silahın arkasında olamayacaklarını covit-19’un tarafsız saldırısı karşısında anladılar mı acaba. Yoksul ülkelerde, orta çağ koşullarında yaşayan yüz milyonlarca insanı görüp, insanlığından utanmaya başlayacaklar mı bilmem… Hiç sanmıyorum. Ancak önermekte yarar var. İnsanca yaşama, eğitim alma, düş görme, düşünü anlatma özgürlüğü tanınmalı insanlara. Bunca eşitsizliğin ortasında  insan olmak çok zor.

Savaş makinalarına harcanan paraların yarısı sağlığa eğitime kültüre aktarılsa dünya cennet olur.

Bütün insanlar ve diğer canlılar, aynı yapının ayrılmaz parçaları. Yaktığımız orman, kirlettiğimiz sular denizler, kirlettiğimiz toprak, hepsi bizim ayırdına varmadığımız doğal parçamız. Onlar olmadan yaşayacağını düşünen, çok kazanma takıntısıyla, yeryüzünün güzel tenine parmaklarını saplamış, doymaz bir iştahla tüketen canavar, hiç kimseye yaşama hakkı tanımadan yaşayabileceği yanılgısından kurtulmak zorunda. İnsanlığın yarattığı kültür, değişik bölgelerde değişik gözükse de, diğerinin doğal parçası değil mi? Dillere bakın, nasıl birbirlerinin içinde varlıklarını sürdürüyorlar. Renkler de öyle, biçimler, sesler de öyle. Dünyanın bütün sanatçıları, bilim insanları, düşünürleri bunun kanıtı değil mi? Corona tipi bir virüs, herkesin aklını başına getirir umarım.

GurnicaDa Picasso savaşın yıkıcılığını anlatır. Savaşlar çoğu zaman salgınlardan daha tehlikelidir. 

Salgın günleri, evde canından bezmiş bekleyen  milyonlarca, önemsenmezse, gelecekte milyarlarca insanın nasıl yaşayacağı, ne yapacağı hepimizi düşündürmeli. Parası olmadığı için iyi beslenemeyen, kendisini geliştirme şansı kalmamış, sağlığı bozulmuş insanları, cüzzamlılar gibi gidilmez yerlere mi atacaksınız? İnsanlık kolera, veba vb. çok salgın yaşadı, milyonlarca insanın nasıl yitip gittiğini izlerken kendisini alı götürecek, görünmez  düşmandan kurtulmanın yollarını aradı çaresizce. Gelişmiş dünyada bile salgın, her yere  daha hızlı ulaştı. Çok sayıda insan yitirdik, adını hiç duymayacağımız  insanların yanında, yitirdiğimizde bizi yaralayan önemli değerlerimizi de gömdük. Örneğin  Mozart, bir ateşli hastalıktan, salgın günlerinde, 35 yaşında yaşamını yitirdi. Daha uzun yaşayabilseydi, müziğe olabilecek katkılarını düşünün. Her insan değerlidir. Değer vermediğiniz her insan en sizin kadar değerlidir.

Sanat ve bilim, covit-19 salgını sonrasında, eskisinden daha önemli olacak kuşkusuz. İnsanlık, içi boş yapıtlar yerine, nitelikli yapıtlara yönelmek zorunda kalacak. Tüketim çılgınlığı ile,  yönlendirilmiş, şişirilmiş alıcı,  estetik beğenisi gelişmiş, yaratıcı beyinlerin, yüksek düş gücüne dayanan, yetenekli ellerinin  biçimlendirdiği  yapıtlara yönelecek gelecekte. Sanat yeniyi önerir.

Sanatla ve sağlıkla yaşayın.

Bedri Karayağmurlar

1 Mayıs  2020 Ayvalık

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir