Hoşgeldiniz  

Pop Art’ın Tanrı – Babası: Andy Warhol

Nilgün Yüksel | 31 Ocak 2019 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Nilgün Yüksel
nilgunyuksel@gmail.com

 

Matisse Cezanne için Resim sanatının Tanrı – Babası tanımını yapmıştı. Çünkü Cezanne resimde Modernizmi başlatan sürecin tam da en başında yer almıştı. O’nun resme yaklaşımı ve sanat üzerine söylediği sözler ondan sonra gelen pek çok yenilikçi sanatçı için çıkış noktası olacaktı.

Andy Warhol’un sanat alanında mitleşmesi ise aslında Cezanne ile taban tabana bir zıtlık gösterdi. O, Duchamp’la başlayan anti sanat yaratımının kilit isimlerden biri oldu.

1950’lerde dünya kültür alanında da farklı oluşumlar içine giriyordu. Artık günlük yaşamın içine her gün etkisini daha güçlü hissettiren bir kavram yerleşmekteydi; Popüler Kültür… Popüler Kültür elbette ki bu tarihten daha önce de vardı ama 20. yüzyılın ikinci yarısında başlatılan bu süreç denli egemenliğini hissettirmemişti kuşkusuz. Bu tarih günümüze dek gelecek bir sürecin de başlangıcıydı temele anlamda.

Bugün Pop Art deyince usumuzda ilk uyanan görüntülerden biri Amerika, bununla birlikte her ne kadar birbirine çok yakın zaman dilimlerinde olsa da Pop Art’ın doğduğu yer İngiltere’ydi. İngiliz sanatçıları, yapıtlarında kitle kültürü ile ince ince dalga geçerek, işlerinin eleştirel yönünü öne çıkarıyorlardı.

Amerikalı sanatçılar içinse Pop Art çok farklı bir anlam taşıyordu. Görsel yapıda her ne kadar İngiliz sanatçıların çalışmalarına yaklaşsalar da Amerikan popçuları için ortaya koydukları sanat ürününün eleştirel bir kimliği yoktu, onlar sadece gördüklerini herhangi bir yorum katmadan tuvale geçiriyorlardı ve kaynağını salt sanatsal çıkışlardan alan soyut dışavurumculuğun artık sonu görünmeyen derinliğine karşı çıkıyorlardı. Amerikalı Pop Art sanatçıları artık büyük S ile yazılan sanat olgusunu yükseltildiği yerden biraz daha aşağılara indirgemek kaygısı ile hareket ediyorlardı. Onlar endüstrileşme ve kitle iletişim araçları ile yaratılan yeni kültürün bir parçasıydılar ve sanat yaparken işte tam da bu noktadan hareketle çalışmalarını ortaya koyuyorlardı. Bununla birlikte bu gruba dahil olduğu kabul edilen pek çok sanatçının yapıtlarında kişisel izleri de görmek olasıydı ve bu anlamda karşı çıktıkları soyut dışavurumculuğun çok uzağında değillerdi.

Andy Warhol’un Pop söyleminde böylesi önemli bir yerinin olması ise onun bu akım üzerine düşünülen her şeyi gerçekleştirmiş olmasıydı. O, yaptığı işte yeni imajlar üretme kaygısını taşımadı, sadece varolanı göstermekle yetindi ve en yorumsuz durumda bile çevremizde gördüğümüz her şey zaten kendiliklerinden yeterince şaşırtıcıydı. Duchamp’ın pisuarı bir sanat nesnesi olarak yeniden kullanması gibi, Warhol kitleye mal edilen her şeyi kendi estetiğinin konusuna dönüştürerek yeniden değerlendirdi. Sadelik bunun da ötesinde sıradanlık onun yapıtlarının temelini oluşturuyordu, farklılık ise tam da böylesi bir yapıda ortaya çıkıyordu, Warhol sıradan olanın sürprizinin ayırdına varmış ve bunu yaşamın içinde yeniden oluşturmuştu. Benim yaptığımı herkes yapabilir diyerek modernizmin geldiği noktadan hareketle sanatsal yaratımlarda el emeğinin varlığını ikinci plana iterek düşünce gücünü ele alıyordu. Modern dünyanın bize sundukları 20. yüzyıl insanının yeni ikonlarıydı artık, teknoloji; pırıltıları, baştan çıkarıcı renkleri ve her biri birer tasarım dehası sayılabilecek objeleri ile yeni tapınma araçları oluşturuyordu.

Günlük kullanım araçlarını ya da Popüler kültürün parçası olan insanları mitlere dönüştüren Warhol’un o ünlü sözünü bugün artık herkes biliyor. “Bir gün herkes 15 dakikalığını ünlü olacak!” Andy Warhol’un kendisi ise ölümünden sonra bile milyonlarca kez o on beş dakikayı yaşadı. Resim sanatıyla yaşamından hiç ilgilenmemiş insanlar da dahil olmak üzere milyonlarca kişiye Andy ve Warhol’dan oluşan iki kelime hep tanıdık geldi. Warhol artık salt bir sanatçı olmaktan çıkmış kendi yarattığı mitlerden birine dönüşmüştü, bir kola şişesiyle özdeşleşebilip bir otoportrede son bulabilen yaygın kültürün mitine…

Andy Warhol kendi sanatını üretirken sadece yapma ediminden yola çıkmıştı, salt pratik onu ilgilendiriyordu ve yaptığı her hangi bir şeyin önüne ya da arkasına yeni şeyler eklemek gibi bir düşüncesi yoktu. O, sadece gördüklerini ve görüntülerin usunda yarattığı izdüşümleri resmediyordu. Eleştiri, yergi ya da övgü kavramlarını barındırmıyordu onun yapıtları. Tuvallerde olan her şey vardı ve bütün bunlar sadece şaşırtıcı bir o kadar da gerçekti. Marylin’in rengarenk ölümü, kola şişesinin çekiciliği ve gerçekliği kadar doğruydu, üstelik resmedilen her şey bütün anlamların ötesinde güzeldi ve sırf bu yüzden resmedilmeleri gerekiyordu.

Andy Warhol, Pop Art’ın ilkelerini belirlemeyi belki de hiçbir zaman düşünmedi, bunu büyük olasılıkla sanat tarihçilerine ve eleştirmenlere bırakmıştı. O, sadece bakılacak yapıtları insanların önüne getirdi ve bütün bunlara dair açıklamayı da sadece birkaç cümleyle dile getirdi;

“Andy Warhol hakkında her şeyi bilmek istiyorsanız, yüzüme bakın: Resimlerimin,

filmlerimin ve benim yüzüme, ben oradayım. Onun gerisinde başka bir şey yok.”

162 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle