Hoşgeldiniz  

Picasso’nun Aşkları 2.Bölüm

Bedri Karayağmurlar | 08 Mayıs 2018 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Bedri Karayağmurlar
karayagmurlar@gmail.com

Sanatçı ve aşk :

İzlediğimiz heykeller, resimler, filmler, oyunlar, okuduğumuz romanlar, şiirler aşk olmadan olabilir miydi?  Karşı cinse duyulan sevgi olarak aşk, öteki sevgilerden farklıdır.  Burada hormonlar da devrededir.   Diğerlerinden ton olarak, renk olarak farklıdır bu nedenle.

İnsani duygu olarak aşkın anlatılabilmesi, yaşanmasını da gerektirir. Sanatçılar yazdıklarında, çizdiklerinde anlattıkları duyguları,  insanlığın sözcüleri olarak, onlar adına anlatırlar bir bakıma.  Her sanat yapıtı,  insan olarak bizi biraz daha açıklar. Bunun için acı çeker sanatçı.  Bunun için aşık olur. Picasso da sanatçı olarak gönüllüdür bu acılara. Yaratmak acı çekmenin en yoğun yaşandığı yerdir gerçekte. Ortaya çıkan yapıt bu acının ödülüdür.

Cinsellik ve sanat ilişkisi:

Sanat yapıtlarının yaratılma süreci değerlendirildiğinde, cinsiyetle ve cinsellikle ilgisi belirginleşir. Çünkü insanın cinsiyeti vardır ve cinsiyeti ile tanımlanır. Burada önemli olan cinsiyetin yaratıcılığı ve dolayısı ile sanatı nasıl biçimlendirdiğidir. Yukarıda sanatçıların libidolarından söz etmiştik. İçsel enerji,  karşı cinse yönelir. Karşı cinsi etkileme dürtüsünün sanatsal yaratmadaki temel güdülerden,  biçim değiştirmiş içgüdülerin içtepiye dönüşmelerinden kaynaklandığı ileri sürülebilir.

François Gilot

Çoğunlukla yapıtlar incelenerek sanatçısının cinsiyeti belirlenebilir. Sanat yapıtlarında kullanılan imgeler incelendiğinde, sanatçının cinsel kimliğinin ipuçları kolayca izlenebilir. Bu değerlendirmede Picasso’nun da cinsel imgeleri çok kullandığı apaçık görülür.

Yirminci yüzyıla gelinceye dek, kadın sanatçılara pek rastlanmaz. Camille Claudel,   Berthe Morisot, Mary Stevenson Cassatt, az sayıdaki kadın sanatçıdan akla gelenler. Erkek egemen toplumlarda kadınların ifade olanaklarının olmaması, onların yaratıcı güçlerinin yok olup gitmesine neden olmuştur ne yazık. Erkeklerin özgürlüğü ellerinde bulundurması, sanatçı olarak öne çıkmalarının da temel nedenidir. Burada kadın, kendiliğinden ilham veren,  etkileyen,  konu olarak önem kazanır.  Picasso,  bu anlamda kadınlarla ilişkisi ile onlardan etkilenen ve onları anlatan sanatçı olarak nerdeyse mitleşir. Çalışmalarında cinsel imgeler birlikte yaşadığı  kadınları imler. Ve bu imgeler, sözcüklere göre çok açık göstergeler oluştururlar.

“Bir kadının bir erkek üzerinde yaratabileceği tutku edebiyatta sık sık betimlenmiştir belki. Ama sözcük soyuttur; söyledikleri kadar şeyi saklayabilirler de. Görsel bir imge, cinselliğin tatlı mekanizmasını çok daha doğal bir biçimde açığa çıkarabilir. Bunun neden böyle olduğunu anlamak için burada bir göğüs çizimi düşünmek, sonra da bunu göğüs sözcüğünün getirdiği dağınık çağrışımlarla karşılaştırmak yeter. En temel düzeyde cinselliği anlatacak sözcükler bulunmaz, yalnızca anlamsız sesler vardır; oysa cinselliği anlatacak biçimler kesinlikle vardır.” (John Berger, s.165)

Sanatçıların ilgilerinin çocukluklarındaki oluştan kaynaklandığı genel doğrusu içinde her şeyi açıklama şansımız olmayabilir. Aşağıdaki Freud kaynaklı alıntıda da görüleceği gibi, kişiliği belirleyen etkenler, giderek, çevreye ve olanaklara göre değişiklik gösterse de, yaşantı içeriğini oluşturmada temel yönlendiriciler olarak gözükmektedir. Picasso annesine bağlılığı, yakışıklı babası ile rekabeti, kardeşini kaybetmesinden kaynaklanan yaraları ile yalnızlıktan korkan ve kadınlara yönelen bir kişilik olarak oluşur.

“1- Her baskın eğilim, körpe çocukluktayken ortaya çıkar ve bunun üstünlüğü, çocuksu yaşamın izleri sayesinde yerleştirilmiş gibi görünür. 2-Ayrıca biz, bu eğilimin, başlangıçtaki cinsel içgüdüsel güçlerce desteklenmesi sonucunda katıldığını düşünüyoruz. Öyle ki, daha sonra o eğilim, cinsel yaşamın bir parçasını en sonunda tümüyle betimleyebilecek noktaya gelebilir.  Örneğin bir adam aşklarını bir diğerine göre coşkun bir öfkeyle araştırmaya yönelebilir.”(Jean Paul Weber, s.75)

Picasso, çalışmaları ve yaşantısı ile giderek   tanrısal bir güç kazanır. Çalışmalarında bir dönem çokça gördüğümüz boğa imgesi, yalnızca  İspanyol  geleneklerine gönderme yapan ya da tanrısal gücünü gösteren bir  imge midir?  “Nasıl olur da yıllarca aynı kadınla yaşanır? Kadın ihtiyarlıyor, aynı kadını ömür boyu sevmek mümkün mü?” Kendisi için sorun yok kuşkusuz, o bir “Minotor” çünkü. Tanrı Poseidon’un, Kral Minos’a gönderdiği insan bedenli, boğa başlı canavar yaşlanır mı? O, “ezeli”, “ebedi” her zaman vardır. İlk eşiyle hiç yaş farkları yoktu, fakat onun “yenilenme” sistemiyle 90 yaşındayken son eşiyle arasında tam 45 yıllık yaş farkı vardı.” (N. Samurçay) değerlendirmesi ile Samurçay’ın ileri sürdükleri,  bir başka bakışı sunması açısından önemli sayılmalı. Benzer  bir yaklaşımı “Picasso’yu  Dahi Yapan Kadınlar mıdır?”  başlıklı yazıda da görürüz. “Yunan mitolojisinde, ilham perileri dokuz tanedir. Bu periler Zeus ve Mnémosyne’in kızlarıdır ve sanattan sorumludurlar. Deha olarak da nitelendirebileceğimiz Pablo Picasso’nun da dokuz bilindik ilişkisi olmuştur. Sanatının Olympos tanrılarına ait olduğunu simgeler gibi…” ( İ. Bobrisof )

Picasso’nun 1973 yılında ölümüne dek yoğunlaşarak yaşanacak beraberliklerinde ilk kadın Fernande Olivier’dir. Paris’e yerleştiği yıllarda Max Jacob’un evinde birlikte kaldıkları  modeli ve sevgilisi Fernande ile  uzun sayılacak bir beraberlik yaşar. Fernande,  Picasso ile  yaşıttır. Güzel ve “yaşlı” Fernande’dan ayrılır ve Eva Gouel ile yaşamaya başlar. 1911’de başlayan beraberlik 1915’te  Eva’nın tifodan ölümü ile  sona erer.  Eva,  sanatçının, natürmortları içinde yaşamayı sürdürür. Eva’yı çağrıştıran mor tonun egemen olduğu  formlar ortaya  çıkar,  ten çağrışımları gibi,  mor güller de kadın cinsel organına gönderme yapar bu dönem resimlerinde.  Bu travma ikinci şiddetli travmadır,   uzun bir  tedaviden sonra yeniden  çalışmaya  başlar. Yeni arayışında bulduğu  sevgilisi ile  kısa bir  beraberliği olur. İlgisi,  arkadaşı Apollinaire’in “Oturan Kadın”  kitabında anlattığı Irén Lagut’a  kayar.

Geneviev

Roma’ya dekor işleri için çalışmaya gittiğinde ilk eşi Olga Khoklova ile tanışır. Bir generalin kızı olan Olga,  pek başarılı olmayan bir balerindir. O günün koşullarında Rus sanat toplulukları, yönetimden destek alabilmek için Çara yakın kişilerin önerdiklerine de görev vermek zorunda kalırlardı. Bu koşullarda tanışır ve evlenirler.  Olga bale grubundan ayrılır ve Picasso’nun hem eşi hem de önemli modellerinden biri olur.

1927’de Picasso, gri mavi gözlü sarışın bir güzelle karşılaşır. Marie-Thérèse 18 yaşındadır ve Picasso’dan 28 yaş küçüktür. John Berger’e göre en verimli olduğu dönemlerden birini yaşar Picasso bu beraberlik sırasında. Bu dönem resimlerinde,   dalgalı saçları, yumuşak teni ve dişiliği ile birçok resminin konusudur Marie-Thérèse. 1935’te ilişkileri bozulmaya başladığı dönemde, Marie-Thérèse Maya’yı dünyaya getirir. Picasso için uzun sürecek bir bağlantının oluşması anlamına gelir bu doğum. Ancak Marie- Thérèse’in istememesine karşın yeni bir ilham kaynağı bulur: Dora Mar.  Paris’te 1937 fuarında İspanyol Pavyonu için sipariş verilen ünlü Guernica,  bu iki kadının çatışması içinde daha çok da Dora Mar’ın tanıklığında çalışılır.

1943’te Dora Mar’dan ayrılan sanatçı, aynı yıl 21 yaşındaki Françoise Gilot ile tanışır. Françoise sanatçıya uzun zaman uzak durur. Üç yıl süren bu gelgitten sonra, “Picasso haykırır: Şimdi beni sonsuza kadar seveceğinize yemin edeceksiniz…1946’da, onu “Çiçek-kadın” da ölümsüzleştirir. “Yaşama Sevinci” döneminde yapılmış bir yağlıboyadır. Aynı sene, 24 yaşındaki Françoise Pablo’nun varoluşunu paylaşmayı kabul eder. Çift Vallaursi-Midi’ye yerleşir. Burada Claude (1947) ve Paloma (1949) adında iki çocukları olur. Birleşmiş Milletler için barış güvercinini burada çizecektir. 1953’te, tarihi bir anıtla yaşamaktan usanan Françoise iki çocuğuyla beraber Paris’e dönmeyi tercih eder. Hayatına yeniden başlar ve Amerika’ya gider.  ”(İ. Bobrisof)

Françoise’ın sanatçıyı terk etmesinden sonra, eşinden ayrılmış,  bir  kızı olan  güzel fiziği ile  Picasso’nun ilgisini çeken 26  yaşındaki Jacqueline ile yaşamaya başlar. 1955 yılında Olga’nın ölmesiyle sanatçı, Jacqueline ile ömrünün sonuna dek sürecek ikinci evliliğini yapar.

 

 

_________________________

KAYNAKÇA: 

  1. Bedri Karayağmurlar, Yaratıcılık ve Eğitim” DEÜ Sosyal Bilimlr Enstitüsü Yüksek Lisan Tezi, İzmir 1990, s.153
  2. Frank Elgar, Picasso, Achevé Dimprimer, 1974 Milan
  3. İgor Bobrisof ,”Picasso, Un Génie Grâce Aux Femmes ?” http://www.psychanalysemagazine.com/psychobiographie_pablo_picasso_genie_grace_aux_femmes.htm
  4. Jean Paul Weber, Sanat Psikolojisi, Çev: İlhan Cem Erseven,Ürürn Yayınları, Ankara 1995 s.75
  5. Joe CarterPicasso’s Grenades”, February 23, 2011, http://www.firstthings.com/onthesquare/2011/02/picassorsquos-grenades/joe-carter
  6. John Berger, Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, Metis Yayınları, İstanbul 2010, s165
  7. Neriman Samurçay, “Psîkanalitik Açıdan Pablo Picasso” , http://www.gorselsanatlar.org/insanin-sanatsal-gelisimi/psikanalitik-acidan-pablo-picasso/
  8. Önder Şenyapılı, Ressamlar ve Kadınları, Metu Press, 2003 Ankara
  9. Roger Garaudy, Gerçekçilik Açısından Picasso, Çev: Mehmet Doğan, Hür Yayınevi Araştırma Dizisi, 1966 İstanbul, s 21  ( daha sonra Picasso, s  j pers, Kafka adıyla  aynı metin yayınlandı.)
  10. Serol teber, Picasso, Kavram yayınları, 1999 İstanbul
  11. Sibel Almelek, 20. Yüzyıl Batı Resim Sanatında Aşk Olgusu, Orion Yayınları, 2008 İstanbul, s 67

 

535 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle