Hoşgeldiniz  

PİCASSO’NUN AŞKLARI  1. BÖLÜM

Bedri Karayağmurlar | 26 Nisan 2018 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Bedri Karayağmurlar
karayagmurlar@gmail.com

Picasso 20.yy.’ın simgelerinden biri; bilimde Einstein ne anlama geliyorsa,  sanatta, Picasso da o anlama geliyor.  Düşünmenin, algılamanın, yaşamanın yönünü çeviren, bugünü yaratanlardan sayılı insanlardan biridir. Sanatçılık denildiğinde, yalnızca eğlence dünyasının çalışanlarını anlayanların çoğunlukta olduğu ülkemizde,  çağı değiştiren insanlardan biri olarak bir ressamın öne çıkarılması birçok kişiye şaşırtıcı olabilir.

Toplumda öne çıkan insanları yalıtılmış,  insan olmanın değerlerinden soyarak,  yaşamayan, yalnızca isteklere uygun davranan örneklere dönüştürmek kim bilir ne acılar çektirir onlara.   Oysa politikacı, bilim insanı, sanatçı, diğer insanlar gibi insandır. Picasso kendisi hakkında yazılmış bir eseri okuyup bitirdikten sonra  “Ben bir Merih’li miyim acaba?” diye soruyor ve yazara şu öğütte bulunuyordu:

“Kitaba bir bölüm daha eklenmeli ve şöyle denmeliydi orada: Pablo Picasso’nun da herkes gibi iki kolu, bir başı, iki bacağı, bir burnu, bir kalbi vardır ve dış görünüşü ile tıpatıp bir insana benzer.” (Roger Garaudy, s.21)

 

Fernande Olivier, 1909

Dış görünüşü gibi iç dünyası da insandır Picasso’nun; çevresi ile kurduğu ilişki, doğumundan ölümüne dek bir insanın kurduğu ilişkilerden farklı değildir.  Sevmiş, kıskanmış, çaresiz kalmış, sevinmiş, mutlu olmuştur. Sanatçının diğer insanlardan farklı olan yanı, ilginç serüvenleri midir acaba?  Onların yaşadığı aşkları diğer insanlar da yaşamaz mı,  ama bir fark var; sanatçı yaşadıklarını yaptıklarına yansıtır.

İspanya’da (25 Ekim 1881 de Malaga) dünyaya gelen Picasso’ya, on beş sözcükten oluşan uzun bir ad verildi. Sanat Eğitimcisi ve bir müzede küratör olan Jose Ruiz Blasca ile İtalyan asıllı Maria Piacasso Lopez’in ilk çocukları olarak dünyaya geldi.  Yeteneği babası tarafından çok erken görülen ve yönlendirilen Picasso,  babasının adını değil, annesinin adını kullandı.  Annesine bağlı,  babasını  rakip olarak  gören, tutkulu,  zeki,  yetenekli Picasso, kız kardeşinin  ölümünün  yarattığı travma ile onu sanatçı olmaya  yöneltecek  donanımlar yanında, tetikleyici  travmayı da yaşadı.

“Pablo, eğer kız kardeşi iyileşirse resmi bırakacağını söyler. Ama Conchita 1895’in Ocak’ında difteriden ölür. Bu andan itibaren resim, Picasso için tek kaçış yoluna ve gerçek bir tutkuya dönüşür.” (Igor Bobrisoff)

 

Eva Goel

 

Sanatçılık denilen, tutkulu yaşama biçimi oluşumu içinde gelgitleri barındırır doğal olarak.  Bir başka biçimde söylersek, yaşamdaki çatışmalar,  anlatılarak,  biçimler aracılığı ile sanatçıda çözümleri de oluşturur. Sanatçı yaşadığı açmazları travmaları çözen kişidir bu anlamda.

“Bireyde ortaya çıkan çürüme, beraberinde yıkıcılığı da getirir. Bütün insanlarda bulunan içgüdüsel davranışların sağlıklı tavırlara dönüşebilmesi, insanın doğuştan getirdiği yaratıcı yetileri kullanabilmesi, ailenin bireye karşı takındığı tavırla yakından ilgilidir. Çünkü yaratıcılık aynı zamanda bir özgürlük sorunudur. Bireyin gerekli bağımsız tavırları geliştirmesiyle beslenir.” (Bedri Karayağmurlar, s. 149)

 

 

Picasso yaşantısı ve hazırladığı verilerle psikanalitik çalışmaların ilgi odağı olmuştur. Onun için yapılan yorumların kaynağını Freud’un sanatçılarla ilgili çözümlemelerinde görebiliriz.  Sanat yapıtlarına birer tanı aracı olarak bakmayı alışkanlık haline getirerek,  bu yorumları sanat algısının bir parçasına dönüştürmek ne denli çekici gelirse gelsin, estetik algı,  bunların dışında gerçekleşir. Bu nedenle anlamaya çalıştığımız sanatçının yapıtlarına bakışta ortaya çıkabilecek bükülmeler, onlardan alacağımız estetik hazzın azalmasına değil, derinleşmesine neden olmalıdır. Böyle değerlendirdiğimizde,  imgelerin ve eğritilemelerin ve her türlü deformasyonun estetik yüklemeleri, nitelikli hale gelir.

 

Olga Khoklova

 

Doğuştan başlayıp onu yıllarca sarsan “Asfiksik travma”, çocukluk döneminin abandon (terk edilme) nevrozu ve ergenlikle bağlantılı “Anal karakter”, Picasso’nun yaratıcılığında çok büyük rol oynamıştır. Tüm yapıtlarında, yaşadığı deneyleri psikolojik yankılanmalarını görmemek olanaksızdır. Bu konudaki ayrıntılı çalışmalardan giderek Picasso’nun davranışsal dünyasında, onun karakterini temsil eden belli başlı üç niteliğin altını çizmek gerekecektir: Çocuksu oyunlara eğilimli kişilik (Ludens); oidinal kişilik (Libidinosus); Çalışkan kişilik (Laboriosus).” (Neriman Samurçay)

Samurçay’ın vurguladıkları yaratıcı bireylerin ve sanatçıların ortak özellikleridir gerçekte.  Sanatçı olarak nitelenen sıradan üreticilerde bu özelliklerin izlenmemesi, Picasso gibi sanatçıları ayrıksı bir yere yerleştirmekte, onları algılamayı zorlaştırmaktadır. Oysa sanatsal yaratmada ortaya çıkan çocuksu tavırlar, yüksek enerji ve çalışkanlık, doğal olduğunu düşündüğümüz, niteliklerdir.

 

Marie Thérese

Picasso,  kadınlarla ilişkisinde, onlara haksızlık yapmış gibi değerlendirilir çoğunlukla. Onun dünyası içinde olup bitenleri yeteri kadar bilme olanağımız yok sanıyorum.  Kadınlara ilgisi hiç bir zaman karşılıksız kalmadı.  Françoise’ın Picasso ile yaşadıklarının anlatıldığı “Surviving Piacasso”, “Picasso ile Yaşamak”  kitap ve film, insanların Picasso hakkında düşüncelerini önemli ölçüde biçimlendirdi. Nedense kadınlara ilgisinde en çok eleştirilen kişiye dönüştü. Oysa bir çok insanda,  bir çok sanatçıda  izlediğimiz bir  durum için,  ona yapılan haksızlığın,  onun kadınlara yaptığı haksızlıktan daha  az  olmadığını söylemeliyiz. Kadınların  onunla  birlikteliklerinden pek şikayet  etmeleri söz  konusu  değil. Picasso başkaları ile ilgilenmeye başladığında, tepki  gördü eleştirildi birlikte olduğu kadınlarca. Çalışmalarında,  yaşadığı kadınların izleri apaçıktır.  Bu onun yaratıcılığını besler. Çalışan Picasso’ya ilham gelmesini kolaylaştırır. İnsanlığa armağan ettiği yeni dünya için,  onca çalışma için onun davranışlarını yeniden düşünmeliyiz.  Bizi  değerlendirmeye  iten birlikte olduğu kadınlar değil,  çalışmalarındaki  yüksek yaratıcılığa  dayalı ışıltıdır.

Sanatın en önemli ayırıcı niteliği, insanı insan yapan yaşantı içeriklerini,  deneyimlerini,  düşlerini, isteklerini,  korkularını, öfkelerini  anlatmasıdır. Sanat bu nedenle insanı insan yapan en önemli uğraşlardan biridir. Sanatın anlattığı, biçimlendirdiği duyguların belki de en başında aşk gelir.

 

_________________________

KAYNAKÇA: 

  1. Bedri Karayağmurlar, Yaratıcılık ve Eğitim” DEÜ Sosyal Bilimlr Enstitüsü Yüksek Lisan Tezi, İzmir 1990, s.153
  2. Frank Elgar, Picasso, Achevé Dimprimer, 1974 Milan
  3. İgor Bobrisof ,”Picasso, Un Génie Grâce Aux Femmes ?” http://www.psychanalysemagazine.com/psychobiographie_pablo_picasso_genie_grace_aux_femmes.htm
  4. Jean Paul Weber, Sanat Psikolojisi, Çev: İlhan Cem Erseven,Ürürn Yayınları, Ankara 1995 s.75
  5. Joe CarterPicasso’s Grenades”, February 23, 2011, http://www.firstthings.com/onthesquare/2011/02/picassorsquos-grenades/joe-carter
  6. John Berger, Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, Metis Yayınları, İstanbul 2010, s165
  7. Neriman Samurçay, “Psîkanalitik Açıdan Pablo Picasso” , http://www.gorselsanatlar.org/insanin-sanatsal-gelisimi/psikanalitik-acidan-pablo-picasso/
  8. Önder Şenyapılı, Ressamlar ve Kadınları, Metu Press, 2003 Ankara
  9. Roger Garaudy, Gerçekçilik Açısından Picasso, Çev: Mehmet Doğan, Hür Yayınevi Araştırma Dizisi, 1966 İstanbul, s 21  ( daha sonra Picasso, s  j pers, Kafka adıyla  aynı metin yayınlandı.)
  10. Serol teber, Picasso, Kavram yayınları, 1999 İstanbul
  11. Sibel Almelek, 20. Yüzyıl Batı Resim Sanatında Aşk Olgusu, Orion Yayınları, 2008 İstanbul, s 67

 

 

328 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle