Hoşgeldiniz  

Kaybedenler Kulübü AVM’de

Ceren Atasoy | 09 Nisan 2018 | Köşe Yazıları


Ceren Atasoy
cesoyrenata@gmail.com

Kaybedenler Kulübü Yolda… İki gün önce izlediğim bu film, sağ olsun, beni bir hayli düşündürdü. İyi bir film mi orası tartışılır. Hatta bir çokları için testosterona methiye niteliğinde bile değerlendirilebilir ama filmin derinleştiği daha doğrusu derinleşmeye çalıştığı aşikar. Hem Yiğit Özşener, hem Nejat İşler söz konusu olunca, sırf pis adam karizması görmek için bile gidilir derim, tabii takdir sizin… Gelelim filmin bende vesile olduğu şeye…

Sanat elbette nerde olursa olsun sanattır. Altın yere düşerse pul olmaz ya, aynı hesap. Ancak her sanat eseri, kendi değerinin, anlatmak istediğinin anlaşılacağı mecralarda asıl anlamını bulur. Yani üretilen sanat kadar, sanatın sergilendiği/ gösterildiği alan da önemlidir. Çünkü sanat düşündürür, çünkü sanat yorar, çünkü sanat, doğasına uygun ortamda yaratmak istediği etkiyi tam anlamıyla yaratabilir.

İstanbul, Beyoğlu’ndaki sinemalar tek tek kapanırken, sanatseverler ayaklanırken; “yahu sinemanın kapatıldığı falan yok! Daha güzelini yeni AVM’ye açacağız.” diye ahkam kesenlere bir çift lafım var. Neden Emek, neden Atlas, neden Alkazar, neden Yeşilçam sinemaları çok! kıymetli? Ya da onları kıymetli yapan şeylerden biri de ne biliyor musunuz? Canlı olmaları. Sonradan, yapay, eklenti, bir şeyin içinde bir şey gibi değil de, kendiliğinden, aidiyeti olan duruşları…  Çünkü bu sinemalardan çıktığınızda sokağa, hayatın kendisine ulaşırsınız. Sinemaya girişinizde aklınızı karıştıracak bir kaç dükkan varsa da, çıkışı sizi doğrudan hayatın kucağına atar. Film, bam bam ateş ederken her bir duygunuza, filmin etkisi, anlamı derinlerinizde dolaşırken, gerçek/sahici hayatla buluşmak sizi daha da dağıtır. Bir dram ya da bir komedi fark etmez. Hemen çıkıştaki  bir kahveciye oturup uzun uzun sağa sola, yoldan geçen insanlara bakarak düşünmeye devam edebilirsiniz. Başınızı kaldırdığınızdaki gök kubbe, size insan olduğunuzu, canlı olduğunuzu, zaaflarınızı, gücünüzü bir kez daha hatırlatır.

Oysa bir AVM sineması sizi filmden çıkarır ve tak diye önünüze vitrinleri koyar. %50 indirimler, vitrin mankenlerinin üstündeki albenili kıyafetler… Derinleşme, çok da düşünme, gel tüket der. Siz, her ne kadar derinleşmek isteseniz de, onlarca uyaran içinde gerçekliğinizi kaybedersiniz.

Benim de bir alışveriş merkezinde izlediğim bu film, yarattığı etkinin hakkını veremedi çünkü orası bir alış veriş merkeziydi. Adı üstünde, tüketimi köpürten bir mekanda sinema filmi izledim ve filmin hakkını yedim. Bana filmin hakkını yedirttiniz eyyy ahkam kesenler!

Film bittiğinde salonun kapıları, sokaklara açılmalıydı çünkü. Bir süre gökyüzüne bakmak, mendil satan küçük bir çocuğun gözlerine dalmak, yanıma gelip sırnaşan bir kediden yola çıkarak anlama varmak istedim… Yapamadım. Belki 10 adımda sinemadan çıktım, sağımda haşlanmış mısırcı, solumda çiğ köfteci, karşımda sevdiğim bir markanın yaz koleksiyonu…

“Ne yani sokakta da var canım böyle şeyler” diyen canlar; orası sokak!

Evet çiğköfteci de var, vitrin de ama dilenci de var orda, köpekler de, çöpler de…

440 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle