Hoşgeldiniz  

Karagöz ve Kahvehaneler – 1.Bölüm #evdekalsanatsızkalma

Aziz Murat Aslan | 02 Mayıs 2020 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Aziz Murat Aslan
azizmurataslan@hotmail.com

 

Sahne Sanatlarımızın Köy Meydanından Tiyatroya olan yolculuğu aralarında Metin And’ın öncülüğünü gerçekleştirdiği pek çok araştırmacı yazarımız tarafından incelenmiş ritüelden, seyirlik oyunlardan drama olan yolculuğumuzun bilimsel resmi farklı şekillerde gözler önüne serilmiştir. Bilinen en eski gösterim çeşitlerinden biri meddahlık sanatıdır. Peygamberin yaşam öyküsünün anlatılması ve karakteristik özelliklerinin övülmesi anlamında bir kelime kökeninden meydana gelmektedir. Diğer yandan taklitler içeren, uzunca ve hayal ürünü öyküler anlatan kimselere “Kıssahan” adı verilir. Selçuklu Saraylarında varlıkları bilinen kıssahanların bazıları saray soytarısı işlevi görür, meddahlığın yanı sıra kukla da oynatırlardı. Bu aslında bir nevi ozanlık, aşıklık geleneği ile örtüşen bir etkinlikti. Türklerin İslam öncesi dönemlerinden Anadolu’ya taşındığında oyun biçimleri, “Seyirlik” olarak adlandırılan törensel oyunlar idi. “Şamanizm” izlerini taşıyan bu oyunlar kentlerde ve saray çevresinde varlıklı olan kimselerin desteğiyle gelişen Meddahlık, Orta Oyunu, Gölge Oyunu gibi biçimlerden bağımsız şekilde yüzyıllar boyunca kırsal yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuşlardır. Bu şamanik etki, doğa içinde betimlenen tasvirleri ile mask ifadelerinde gördüğümüz abartılı duygu ve mimiksel vurguları yansıtmasıyla gündelik yaşamı resimleyen minyatürlerden farklı bir biçimde “Mehmet Siyahkalem” tasvirlerinde aslında karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı toplumunda tiyatro ve gösterim etkinliklerinin gelişimini izlerken kırsal törensel oyunların bu gelişime aslında bir art alan meydana getirdiğini fark ederiz. Karagöz, Meddah gibi Halk Eğlencelerinin yer yer bu alandan beslenip, zenginleşerek varlığını sürdürdüğü söylenebilir. İstanbul’un fethi sonrası kentin onarımı ve yeni imar düzeniyle başta Kağıthane olmak üzere su kenarı yeşil bölgeler önem kazanır. Sultan II. Beyazıt saltanatından itibaren İstanbul yazlık ve mesire alanları ile ünlenir. Buralarda çadırlar kurularak, müzikli eğlenceler tesis edilir ve zamanla yerleşik yaşamın bir parçası haline gelen kır eğlenceleri bünyesinde aralarında “Karagöz” Hayal gösterilerinin de yer aldığı pek çok gösteri sanatı insanların yaşamının içinde yerini alırdı. Yazın gerçekleştirilen bu eğlencelerin yerini kış mevsiminde yine geleneksel hale gelmiş “Helva Sohbetleri” alırdı. Gösteri Sanatlarının bilumumunun ve Karagöz’ün boy gösterdiği bir diğer alan ise Sultan ailesinin düğün, doğum ve sünnet gibi kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirdiği şenlikler idi. Bunlar arasında en önemlileri 1582 tarihli Şehzade III. Mehmet’in sünnet düğünü, 1675 tarihli IV. Mehmet’in oğulları için Edirne’de düzenlediği sünnet şenliği olarak gösterilebilir. [1]

 

Resim 1 – Kağıthane Sefası Oyunundan – Yaşayan İnsan Hazinesi Hayali Saf deri Metin Özlen

 

1517 gibi erken bir tarihte Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı ele geçirdiği ve Hilafetin Osmanlı Devletine geçtiği düşünülürse, buralarda mevcut olan sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın bir unsuru olan kahveyi de benzer dönemlerde tanıdıkları öne sürülebilir. [2] En nihayetinde kahvenin İstanbul’a ulaşmasının ardından ortaya çıkan Kahvehaneler bir süre sonra kahve içmenin haram olduğuna dair yayınlanan fetvalar ile yasaklanmaya uğrar. [8] 1591 tarihinde bu yasakların kalkmasıyla Kahvehaneler de, hem İstanbul’un toplumsal yaşamının, hem de Geleneksel Sahne Sanatlarımızın icra edildiği önemli bir merkez haline gelirler. Diyar-ı Arap’tan Karagöz’ün yolculuğu’nun Mısır’ın fethi esnasında Yavuz Sultan Selim tarafından imparatorluk başkentine getirildiği tezinden yola çıkıldığında, aslında Kahvenin ve Karagöz Hayal Oyunu’nun Osmanlı topraklarına yolculuğu amiyane tabirle aynı sefer sayılı uçakla gerçekleşmiştir denilebilir. Bu anlamdaki kader birliktelikleri Kahvehanelerdeki Karagöz Gösterileri ile uzun yıllar süregelmiştir.

 

Resim 2 – H. Saim Bey’in aslı suluboya olan tablosunda kahvehanede Karagöz seyredenler

 

Yine Karagöz Repertuvarı dahilindeki“Tahmis” oyunu kapsamında da Karagöz ve Kahve kavramları buluşmuş, kahve çekirdeklerinin öğütüldüğü, kavrulduğu ve satıldığı yer anlamında gelen Tahmis mekanı Karagöz Tasvir sanatı dahilindeki unutulmaz dekor göstermelikler arasında yerini almıştır. Aralarında Münih Etnoğrafya Müzesi, Hamburg Etnoğrafya Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi gibi müzelerin de yer aldığı pek çok müzede ve günümüz tasvir sanatının nakışları arasında halen bu “Tahmis” tasvirini görmek mümkündür. Kahve yolculuğunu Arap diyarından yaptığına göre en mahir kahve öğütücüler de Arap vatandaşları arasından olmalıdır ki, “Tahmis” oyununda dibekte kahve döven tahmisçiler arasında yine Karagöz Tasvir dağarcığında yerini almış birbirinden güzel Ak Arap Tahmisçi figürleri yer almaktadır. Bu figürlerde oyunun fasıl kısmında Karagöz ile karşı karşıya gelerek, ritmik bir biçimde kafiyeli söylemler ile kahve çekirdeklerini dibekte dövmek sureti ile Karagöz sanatındaki ölümsüz yerlerini almışlardır.

 

Resim 3 – Tahmis, orjinali Hamburg Etnoğrafya Müzesi Koleksiyonu, Reprodüksiyon Karagöz Tasvir Sanatçısı Aziz Murat Aslan

 

Mustafa Kemal Atatürk’’ün konusunu Türk Tarihinden, halk kültüründen alan eser yaratma dinamizmi düşüncesi Cumhuriyet Döneminde görsel sanatlar, müzik ve sahne sanatları gibi pek çok alanda kendini hissettirmiştir. [9] Cemal Reşit Rey’in “Karagöz” senfonik şiiri bu çalışmalar arasında gösterilebilr. Opera alanında da bu çabaların karşılığını görmek mümkündür. 1930 yılında İstanbul’da “Opera Cemiyeti” kurulmuştur. Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde artık ciddi ve disiplinli opera çalışmaları gerektiğine inanmaktadır. İran Şahı Pehlevi’ye Türkiye’de gerçekleştirilen inkılapları gösterirken bir Türk Operası’nın da sergilenmesini ister. Librettosu Münir Hayri Egeli tarafından yazılan, Ahmed Adnan Saygun’un bestelediği ilk Türk Operası bu anlamda 1934 tarihli “Özsoy” operası olur. Bu gelenek çok yoğun bir şekilde olmasa da Cumhuriyet Tarihimizin sayılı opera bestecisi tarafından günümüze dek sürdürülür. Türk ve halk kültürünü anlatan Nasreddin Hoca, Deli Dumrul, Köroğlu Operası, IV. Murat gibi operaların yanında Karagöz de opera sanatının besteleri içinde kendisine yer bulur. Bestesi Sabahattin Kalender, Librettosu Gülümser Kalender’e ait 1976 tarihli 3 perdelik Komik Opera izleyiciyle buluşamasa da, bestelenmiş opera eserlerimiz arasında tarihteki yerini alır. Libretto’nun konusu aslında Sahte Esirci, Karagöz’ün Kedisi, Tahmis, Meyhane gibi Karagöz oyunlarının bir harmanı niteliğindedir. Üç Eşkiya Karagözden Tahmise her müşteri geldiğinde düdük çalıp haber vermesini ister. Eşkiyalarda haberi aldıklarında gelip aralarında Acem, Ermeni, Yahudi gibi karakterlerin bulunduğu kimselerin hesabını göreceklerdir. Böylelikle Karagöz, Kahve ve Tahmis üçgeni opera sahnesinde de kendisine yer bulmuştur. [10]

 

Resim 4 – Operada Karagöz, Beste Sabahattin Kalender, 1976

 

DEVAM EDECEK…

18.4.2020, Aziz Murat Aslan 

53 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle