İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dilşad Atasoy’un kaleminden: Kadından Portreler

Sanat tarihine baktığımızda, kadınların sanatçı olarak kabul edilmesinin büyük mücadeleler gerektirdiğini görüyoruz.  Bu nedenle de bugün sadece, mücadele edebilen, baskılara dayanan ve başkaldıran kadın sanatçıları tanıyoruz. Belki onlardan daha yetenekli, daha yaratıcı fakat mücadeleyi bırakmış kadınların adını dahi bilmiyoruz.

16.-17. yüzyıllarda kadınların resim yapması kabul edilebilir bir şey değilken, bir de kendi portrelerini yapmaya kalkan kadın ressamların cesaretinden çok etkilendiğimi söylemeliyim. Bu kadınların birçoğu, oto portrelerini genelde atölyede çalışırken, kendilerini atölye ortamında göstermeyi tercih ederek yapmışlar. Bu durum çok dikkat çekici bir konu değilmiş gibi görünse de oldukça önemli bence. Bunu, ressam olduklarını erkeklere kanıtlama isteği şeklinde yorumlamalı, diye düşünüyorum. Çünkü onlar, erkek ressamların özgürlüklerine sahip olamamışlardı ve erkek egemen bir dünyada sanatçı olmaya çalışıyorlardı. Sanatçı olmak için direnen, bir de üstüne oto portre yapma cesaretini gösteren,  bu öncü, mücadeleci kadınların hepsinden bahsetmek mümkün değilse de,  bir kaçını anmak istiyorum 8 Mart vesilesiyle.

   Catharina Van Hemessen

Otoportresini yapan ilk kadın sanatçılardan biri Catharina Van Hemessen’di.(1528-1565) O yıllar, kadınların sanat okullarına kabul edilmediği, resim yapan kadınların dışlandığı yıllardı. Bir kadının buna cesaret etmesi ciddi bir meydan okuma olmalıydı elbette. Hemessen’in otoportresine baktığımızda, kendinden emin bir ressam görüyoruz. “Saygıdeğer bir kadın,  ressam da olabilir” algısı yaratmak için bu pozu seçmiş olmalı diye düşünüyorum.

    Sofonisba Anguissola

Aynı yıllarda yaşamış bir diğer kadın sanatçı Sofonisba Anguissola da, bu açıdan çok önemli bir yere sahip. (1532-1625) Öyle ki, sanatçı on üç yaşından doksan beş yaşına kadar oto portre yapmış. Anguissola o dönem için oldukça şanslı kadınlardan biri olmalı, çünkü babası ressam ve en büyük desteği babasından alıyor. Sanatçının iki kez evlenmesi bile, onun kurallara karşı çıkan, asi, güçlü ve mücadeleci yanının göstergesi sayılmalı. Çok çalışıyor, öyle çok çalışıyor ki, sanat dünyasına kadın sanatçı olarak kabul ettiriyor kendisini. Hatta zamanla çok daha saygın bir hale geliyor, İspanya Saray ressamı olarak görüyoruz onu. Onunla ilgili kayıtlarda ressam Van Dyck’ın onu görmek, sohbet etmek için defalarca yanına gittiği, bu ziyaretlerini de eskiz defterine çizerek kayıt altına aldığı ve portresini yaptığı bilgisi var.  Otoportrelerinde görgü kurallarına pek uymayan, özgür bir duruşa sahip. Bu özgürlük ondaki yeteneğin ortaya çıkmasına olanak vermiş olmalı. Bu yönüyle, bir kadının, bir portreyi en güzel şekilde yapabileceğini gösteren kadın ressamlardan biri olarak yerini almış tarihte…

Artemisia Centilleshi

Artemisia Gentilieshi de ilgimi çeken ressamlardan, hatta onu anlatan bir yazı da yazmıştım geçmiş yıllarda. O, dönemin mücadeleci, kendini var etmiş kadın sanatçılarından biri. (1593-1652) Genç yaşta uğradığı bir tecavüz ve bunu yapan erkek karşısındaki cesur direnişi, hukuk mücadelesi takdire şayan bir durum. Belki de bunun etkisiyle, otoportrelerinde ve diğer tüm resimlerinde kendisini de diğer kadınları da hep güçlü göstermiş erkekler karşısında. Bir ressam olarak mücadelesini hiç bırakmamış ve sonunda defalarca başvurup reddedildiği Tasarım Akademisi’ne kabul edilen ilk kadın üye olmuş.  Bu yönüyle bile tam bir öncü kadın ressam yani.

   Angelica Kauffman

Angelica Kaufman  bir diğer yetenekli portre ressamı olarak çıkıyor karşımıza. (1741-1807) Hem resim hem de müzikle ilgilenen sanatçı,   bir resmine “Resim ve müzik arasında tereddüt eden otoportre” ismini vererek ikisine de olan ilgisini anlatmış bize. 1768 yılında Londra’daki Kraliyet Akademisinin iki kadın kurucu üyesinden biri olmuş ve bu durum kadın ressamlar açısından çok önemli bir gelişme olarak yerini almış tarihte.

             Maria Cosway

Burada adını anmadan geçmek istemediğim bir kadın ressam da Maria Cosway olacak. ( 1760-1838 ) Hayatına baktığımızda,  ünlü bir sanatçı olan Richard Cosway ile evlenen Maria’nın, kocasının engellemeleri ve kıskançlıklarıyla başa çıkmak için hep mücadele etmek zorunda kaldığı bilgisine ulaşıyoruz. Resim yapmasına izin vermeyen eşine tepkisini, otoportreleriyle ve bütün baskıya rağmen yaptığı resimlerle göstermeye çalışmış sanırım.

                   Rolinda Sharples

Kadınların mücadelesinin sürdüğü Fransa’da kadın sanatçıların yavaş yavaş kabul görmeye ve artmaya başladığı yıllarda, İngiltere’nin hala kadın sanatçı fikrine sıcak bakmayan, çok daha tutucu bir tavır gösteren ülkelerden biri olarak yerini koruduğunu görüyoruz.  Rolinda Sharples işte böyle bir ortamda var olmaya çalışan kadın ressamlardan biri. (1793-1838)  İngiltere’nin bu tutucu ortamında Sharples’in babasının ressam olması, annesinin onu desteklemesi büyük bir şans elbette. Oto portresinde,  kendisinin yanında annesini de çizmesi ve yüzündeki mutlu ifade, anne-kız arasındaki dayanışmayı ve güveni göstermek ve ailesinin kendisini desteklediğini topluma anlatmak içindi belki de…

Bu kadar baskının, yasağın, denetimin olduğu bir ortamda yaratmaktan söz edilebilir miydi? Sanatçı olabilmek için özgürleşmek en önemli şeyken, baskı altında olan, saygınlığını korumak için çabalayan ve bu korkuyla yaşayan kadınların, özgür düşünebilmesi ve yaratabilmesi mümkün olabilir miydi? Peki bu baskılardan nasıl kurtulabilirdi kadınlar?

İsyan ederek, direnerek ve mücadele ederek elbette…

   Frances Benjamin Johnston

İşte bu yasak ve baskılara korkusuzca karşı çıkan bir kadın sanatçı örneği de fotoğrafçı Frances Benjamin Johnston oldu. (1864-1952) Otoportrede “cinsiyet” kavramının bir kadın tarafından ilk kez sorgulanışı onun bir fotoğrafıyla oldu belki de… Başında bir erkek kepi, bir elinde sigarası, diğer elinde bira bardağı ile erkeksi bir kadın otoportresi… Johnston’un bu fotoğrafının, herkes tarafından, hatta o dönemde kadın hareketlerinde yer alan kadınlar tarafından bile alay konusu yapıldığını okuduğumda çok şaşırdığımı söylemeliyim. Bir kadının kendini kanıtlamak için erkek giysileri giymesi ve erkek gibi davranması tepkiyle karşılanmış çok insan tarafından. Ama bazı çevrelerce bir isyanın ilk adımları olarak algılandığını da düşünebiliriz. Sanatçı öyle cesur bir şey yapmış ki, o yıllarda hiçbir kadının yapmaya cesaret edemeyeceği biçimde fotoğraflamış kendini; içki ve sigara içerken… Bu tavrıyla, erkeklerin sahip olduğu hakları kadınlar için de isteme ve kendisinden sonraki kuşaklara da yol açma cesaretini göstermiş öncü bir sanatçı, diye değerlendirme yapıyorum Johnston için.

           Nina Hamnett

Nina Hamnett dikkatimi çeken başka bir kadın ressam. Çünkü hem ressam hem de birçok erkek sanatçıya modellik yapmış bir canlı model ki, yaptığı iki iş de o yıllar için büyük cesaret isteyen işler. (1890-1956). 1913 yılında kendisini ressam sehpasında önlükle çalışırken gösteren bir oto portre yapıyor. Kısa kesimli saçları ve güvenli pozu ile,  bir kadından çok, bir ressam olarak görülmek istiyor sanki ve bu resmine baktığımda, geleneksel kadın algısını reddeden bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Modellik yapan bir sanatçı olan Hamnett, daha sonraları otobiyografisinde, bir kadın sanatçı olarak görülmenin, bir model olarak görülmekten çok daha zor olduğunu yazmış ki bunun üzerinde çok düşünmek gerek bana göre.

             Rene Sintenis

Ünlü kadın heykeltıraş Rene Sintenis yine çok sayıda otoportre yapan sanatçılardan biri. (1888- 1965)  Bir eskizinde kendini elinde bir çizim defteriyle ve çıplak olarak göstermiş. Bu resimle, hem ressam hem kadın olunabileceğini anlatmak istemiş olmalı erkek egemen topluma, kim bilir…

Burada ancak birkaç tanesinden söz edebildiğim öncü ve cesaretli kadın sanatçıların, yaptıkları resimlerle ve otoportre çalışmalarıyla sonraki kadınlar için itici güç oluşturduklarını görüyoruz. Ben bu otoportreleri, kadının kendini topluma kabul ettirmesi, yeni kimliğini önce kendisinin tanıması ve sonra onu resimle ifade etmesi şeklinde değerlendiriyorum ve çok önemsiyorum. Kadın sanatçıların yaptığı otoportreler, o güne kadar kadına yüklenen güzellik kalıplarının dışında, ona biçilen rollere göre değil, acısıyla, öfkesiyle, güzel ve çirkin yönleriyle gösteriyor kadını, yani en doğal haliyle, olduğu gibi…

                Frida Kahlo

1900’lerde Frida Kahlo’yu bunun en iyi örneklerini yapmış bir sanatçı olarak ele almak gerekiyor. (1907- 1954) Üst üste gelen kazalar, ameliyatlar ve acılar, onun kendisini resimle ifade etmesine yol açmış. Hasta yatağındayken annesinin tavana astığı aynaya bakarak, acılarını gösteren otoportreler yapmış. Bir türlü bitmeyen sağlık sorunlarından dolayı zamanının büyük bölümünü yatakta geçiren sanatçının tüm yaşamı boyunca yaptığı 143 resmin 55’i oto portre olmuş ki çok önemli bir sayı bu bir ressam için.

20 . yüzyıl başındaki duruma baktığımızda, kadın sanatçılar hala kimlik sorgulamaları yapmakta ve özgürce çalışma haklarını elde etmek için uğraşmaya devam etmekteler ne yazık ki… O yıllarda hala, çok yetenekli, hatta çok iyi eğitim görmüş kadınlardan bile öncelikle istenen, eş ve anne olarak ev içi görevlerini yerine getirmeleri… Resim yaparak kendini var etmeye çalışan kadınlar işte bu dayatmaya karşı çıkanlar olmuş. Bu kadınlar, o güne kadar, ifade etmekten çekindiği, bastırdığı duygu ve düşünceleri ifade etme yolu olarak sanatı seçmiş. Bu, aynı zamanda, var olduğunu kanıtlamanın, varlığını yaptığı resimle ortaya koyabilmenin, yaratmanın, üretmenin sağladığı güveni de kazandırmış onlara. Hele de otoportreyle kendini ifade etmesi, kendi yüzünü, kendi gözünü, kendi vücudunu ve duygularını çizerek göstermesi, o şartlardaki kadınlar için nasıl özgüvenli bir varoluş yolu olmalı…

Her alanda kendisini ifade edebilen, güvenli, güçlü, mücadeleci ve öncü kadınlara selam olsun.

Tüm kadınların daha özgür ve daha güvenli yaşayabileceği bir dünya beklentisiyle,

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

 

DİLŞAD ATASOY 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir