Hoşgeldiniz  

İstanbul’a Uzaktan Bakan Ressam

admin | 18 Ocak 2018 | Röportajlar A- A+

Piece of Art olarak, Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biriyle, Prof. Dr. Devrim Erbil ile görüştük. Sürekli üreten, minyatürle, geleneksel halı motifleriyle çağdaş resmi birleştiren, çizgi, renk ve dokularla İstanbul’a uzaktan bakan, soyut anlatımın güçlü ressamı Devrim Erbil’i dinlerken biz çok keyif aldık. Aynı keyifle okumanızı diliyoruz.

Günsu Saraçoğlu: Devrim hocam hoş geldiniz. Piece of Art olarak sizinle sohbet etmek ayrıcalığını yaşadığımız için çok mutluyuz. Sizi herkes tanıyor ama yine de kısaca değinelim, sanatla tanışmanız, sanata ilginizi ilk keşfetmeniz nasıl oldu?

Devrim Erbil: Balıkesir’de ilkokulda okurken çok güzel harita çiziyordum, fakat ilgi alanım kitaplardı. Sanata karşı duyarlılığım edebiyat konusundaydı daha çok. Bol bol şiir okur, şiir yazar, öykü okur, roman denemeleri yapardım. Ortaokulda hocalarım beni keşfettiler ve resme yönlendirdiler. Liseye geldiğimde artık bir tutku halinde resim yapıyordum. Lisedeyken sergiler açmaya başladım, Aslına bakarsanız çok başarılı bir öğrenciydim, mimar da mühendis de, doktor da olabilirdim. Kendimi biliyordum ve sıradan bir insan olmayacağımın farkındaydım. Ne okursam okuyayım başarılı olacaktım bu kesin. Ben akademiye girmeyi seçtim. Çok severek yaptığım bir işim var, o yüzden de başarılı ve mutlu oldum. Çünkü severek yapılan bir işin başarı ve mutluluk getirmemesi mümkün değil.

Dilşad Atasoy: Bugün Türkiye’de sanat eğitimi ve gençlerin sanatla olan bağı konusunda neler söylemek istersiniz?

D.E.: Akademide yetenek sınavı yaptığımız yıllarda, başvuran gençler arasında öyle yetenekliler çıkardı ki, şaşırırdık. Bunlardan bazıları, ne sanat eğitimi almış, ne bir kursa gitmiş, ne bir müze ya da sergi görmüş. İşte bu yetenek genlerden geçiyor. Ama yetenek tek başına yeterli değil. Çok çalışmak gerekiyor. Bugün Türkiye’de çok sayıda güzel sanatlar lisesi ve fakültesi var. Bütün eğitim fakültelerinde resim bölümü var. Yani yaygınlaştı, ama nitelik aynı düzeyde gelişemedi. Bu okullarda eğitimcilerin de yeterli olmadığını görüyorum. Ben kendi atölyemde yetenekli çocuklardan oluşan 20-25 kişilik bir ekiple çalışıyorum. Gençlere yol açıyorum, destek veriyorum. Sadece atölyemde değil, Türkiye’nin birçok yerinde benim için çalışan gençler var. Uşak’ta, Balıkesir’de, Kütahya’da benim eserlerimden halılar dokunuyor ya da pleksiler yapılıyor.

 

G.S.: Bugün geriye dönüp baktığınızda geldiğiniz noktadan memnun musunuz? Eksik kalan şeyler var mı?

D.E.: Elli yıl üniversitede hocalık yaptım. Geriye dönüp baktığımda, diyorum ki; hoca olmasaydım, tüm zamanımı resme verseydim, belki çok daha farklı şeyler yapabilirdim. Bir yandan da düşünüyorum, eğitmenlik sanatın yaygınlaşması adına önemli. Çünkü sanat sadece elit bir zümre içinde kalmamalı, halkın içine girmeli. Hocalığı o yıllarda çok zor koşullarda da yapmış olsam, bu çabaya değer. Bu çaba sadece bana ait değil tabi, benden önceki kuşak buna çok emek harcadı. Hocalığın yanında müze müdürlüğü, sanat yazarlığı, sanatçılık, konferanslar… O kadar çok şeyle uğraştım ki sanat adına… Türkiye’de en çok eser vermiş sanatçılardan biriyim. Birçok ilki ben yaptım, yüzlerce sergi açtım. Bunların hangilerinden vazgeçebilirdim ki, hepsi de çok önemliydi. Ama artık resme daha çok zaman ayırmak istiyorum. Yıllardır sanatın içindeyim ama doyamadım diyebilirim.

D.A.: Sanatta özgünlük ve yaratıcılık çok değerli, bu konuda sizin söyleyeceğiniz her şey gençler için çok önemli, neler söylemek istersiniz?

D.E.: Sanat, bir şeyi tasvir etmek ya da benzetebilmek değil, özgün bir dille anlatabilmektir, yaratıcılıktır. Temelinde özgünlük ve farklılık vardır. Yaratıcılık öncelikle zekâ ister, çok okumak, birikim, dünyayı tanıma, kendine özgü bir dünya görüşünün olması da ihtiyaç duyduğu önemli etkenlerdir. Büyük sabır gerektirir, ısrar, inat, mücadele gerektirir. Bunların hepsinin bir araya gelmesi sonucu yaratıcılık ortaya çıkar. Çok yetenekli bir insan olmak yetmez. Mutlaka çok çalışmak ve süreklilik gerekir. Ben günde 16 saat çalışıyorum ve hiç vazgeçmeyeceğim çalışmaktan.

 

G.S.: Çok önemli bir halı koleksiyonunuz var. Bu konuda yaptığınız çalışmaları aktarır mısınız?

D.E.: Anadolu’da halı kültürü çok yaygın, Anadolu’daki bu potansiyeli ben, resimlerimle birleştirerek, değerlendirmeye çalışıyorum. Halı çalışmalarını yapmaktaki amacım, sanatın yaşamla bütünleşmesine katkı sağlamaktır. Benim elimde daha hiç sergilemediğim 100’e yakın parça halı var. Bunları büyük bir sergiyle ortaya çıkarmak ve bu sergiyle dünyayı dolaştırmak istiyorum. Türkiye’de bu işin sistemli bir şekilde yapılması, bu yolla halı sanatının canlandırılması gerekiyor. Sanat eserinden halılar dokunmalı. Resimlerim kadar onların da ilgi çekeceğine ben inanıyorum.

D.A.: İnsan yaşamında sanatın yeri ve önemi konusunda neler düşünüyorsunuz?

D.E.: Sanat, yaşamımıza anlam katan, yön veren en önemli güdülerden biridir. Çağdaş dünyada sanatsız yaşamak söz konusu bile olmamalı. İnsanların mutluluğu ve estetik ihtiyacı için kesinlikle bir gereksinim. Günümüzde pek çok iş adamı koleksiyon yapıyor. Türkiye’den ve dünyadan önemli eserler alıyor. Sanat eserleri yatırım araçları içerisinde yer alıyor. Tüm dünyada, iyi seçilmiş bir sanat eseri tüm yatırım araçlarından daha yüksek gelir getirir. Yatırım aracı olarak da, sosyal statü açısından da, insan ruhunu beslemek açısından da çok önemli. Eskiden dünyanın önemli kentleri, oradaki mimari eserleriyle anılırdı. Köln Katedrali, Selimiye Camii gibi… Günümüzde büyük kentler oradaki önemli çağdaş müzeleriyle anılıyor. Sanat insanlar arasındaki ortak bağ, ortak dil. Ben insanlar arasında sevginin, güzelliğin, barışın ve dayanışmanın ancak sanat yoluyla oluşabileceğine inanıyorum. Türkiye’de sanata ayrılan desteğin artması, sanatla ilgilenen insanların fazlalaşması ve sanat eğitimine yatırım yapılması gerekiyor. Yoksa güzel bir dünya oluşmasını beklemek hayal olur.

G.S: Sizin en büyük projelerinizden biri, Balıkesir’de açtığınız Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi, Türkiye’ye çok önemli bir müze kazandırdınız. Biraz müzeyi anlatır mısınız bize, bu fikir nasıl gelişti, nasıl hayata geçirdiniz?

D.E.: Atatürk, Türk sanatçılarına Dolmabahçe Sarayı’nın en güzel bölümlerinden Veliaht Dairesini, çağdaş müze olarak verdi. 1937’de kurulan bu müze, günümüzde halen en önemli müzelerden biri olarak devam ediyor.

Ben, 1979-1983 yılları arasında, bu müzenin müdürlüğünü yapma gururunu yaşadım. Atatürk tarafından kurulan bu müze Mimar Sinan Üniversitemize aittir. O yıllarda Mimar Sinan’da, hem üniversitenin hocası hem de müzenin müdürü olarak çalıştım. Fakat bugün baktığımızda gelişmiş kentlerimizde çağdaş sanat müzesi yok denecek kadar az. Belediyelerin bazılarında sanat galerileri var, ancak hiçbir belediyenin sanat müzesi yok. “T.C. Balıkesir Belediyesi Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi” bu açıdan çok önemli. Balıkesir’e bir kimlik kazandırdığını düşünüyorum. Balıkesir bir kültür kentidir. Çok önemli sanatçılar yetiştirmiş. Fikret Mualla Ayvalık’ta resim öğretmenliği yapmış, Adnan Turani, Mustafa Aslıer ve Hüseyin Gezer gibi önemli isimler Balıkesir’de eğitim görmüş, Edip Naci, Nüshet Kutlu, İrfan Yılmaz ve sanat heyecanını şehre aşılayan Sırrı Özbay hocamız da Balıkesir’de yaşamış önemli değerlerdir. İsmini sayamadığım daha pek çok sanatçının, orada doğan, yetişen ve yaşayan sanatçıların eserlerinin yer aldığı bu çağdaş müze, Balıkesir’i çağdaşlaşma düzeyinde pek çok kentin ötesine taşıyacak, sanatla uygarlaşan bir kent olma özelliğini artıracaktır.

D.A.: Bu yıl İstanbul’da ilginç bir sergi açıldı sizin resimlerinizle. Dolmabahçe ile Kabataş arasında inşaat alanının tüm cephesine resimlerinizi astılar. Çok ilgi çekiciydi. Tüm İstanbul halkı Devrim Erbil resimleriyle tanıştı böylece diyebiliriz. Biraz da bu projeden söz eder misiniz?

D.E.: Evet, beni çok mutlu eden bir proje oldu. Dolmabahçe ile Kabataş arasında eserlerimi inşaat alanlarının cephelerine astılar. Boş inşaat alanlarını bu şekilde değerlendirmek bir kent tasarımı aslında… O çirkin alanlar bambaşka bir şekle dönüştü. Bir dergi bunu kapak yaptı ve “Dünyanın en büyük açık hava sergisi” diye yazdı. 3-5 metre büyüklüğünde resimler asıldı. O cadde her gün milyonlarca insanın geçtiği bir yer, böylece sergi, milyonlarca kişinin gezdiği bir sergi oluyor. Bu çok sevinilecek bir durum bence. Sanat büyük bir paylaşım aslında. Ne kadar geniş kitlelerle paylaşılırsa o kadar kıymetli. İstanbul’da bu kadar inşaat alanı varken, buraları sergi alanına çevirsek ne müthiş olur. Böylece tüm şehirde büyük bir sanat seferberliği başlatabiliriz. Belediyeler bu konuyla ilgilense kolaylıkla yapılabilir. Dileyelim ki olsun.

Piece of Art olarak Prof. Dr. Devrim Erbil ile yaptığımız söyleşi için hocamıza teşekkür ediyoruz. Bu sohbet de ne kadar geniş kitlelerce okunursa o kadar anlam kazanacak. Sevgi ve sanatla kalın.

362 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle