Hoşgeldiniz  

İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi: İMOGA

admin | 16 Ocak 2018 | Röportajlar A- A+

Piece of Art olarak Türkiye’nin önemli müzelerinden İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi İMOGA’nın kurucusu, grafik denince akla gelen ilk isim, değerli sanatçı ve sanat eğitimcisi Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan hocamızla görüştük. Onun keyifli sohbetini dinlemek bizi çok mutlu etti, aynı mutlulukla okumanız dileğiyle…

Günsu Saraçoğlu: Merhaba hocam, okuyucularımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz? Sanat nasıl başladı hayatınızda?

Süleyman Saim Tekcan.: Ben kendimi öncelikle bir sanat eğitimcisi, ardından sanatçı olarak tanımlıyorum. Pek çok sanatçı gibi ben de çocukluk yıllarımda sanatla tanıştım. Mahallede arkadaşlarımla çamurla oynar, çamurdan heykeller yapardık. Oradan başlayan ve eğitim ile devam eden bir süreç bu. Bilinçli bir şekilde sanat yapmak için düşünmek gerek, düşünce çağında olmak gerek. Çünkü sanat düşünceyle başlıyor. Ben şanslıydım, lise yıllarında iyi hocalardan ders aldım. Hocalarım bana sanatı, sanat tarihini, felsefeyi, düşünmeyi, hayata farklı bakmayı öğrettiler. Daha sonra Gazi Eğitim Resim bölümüne girmem ile bugüne kadar gelen kesintisiz bir sanat yaşamı, içinde sanata dair birçok şey var, resim, heykel, müzik, tiyatro, sinema…

Dilşad Atasoy: Baskı sanatlarında öncü bir isimsiniz. Özellikle gravür denince ilk siz akla geliyorsunuz. Gravür nedir, neden önemlidir, biraz bahseder misiniz?

S.S.T.: Gravür dünyada  yaygın kullanılan baskı resim tekniklerinden biri. Sanatçı kendi yaptığı bir çalışmayı metale kazıyor, daha sonra o kazınmış kısımları boyayla dolduruyor. İşte o boyalı metal kağıda basılarak gravür elde ediliyor. Gravür o sanatçıya ait özgün bir çalışmadır, belirli sayıda basılır. Üzerinde sanatçının orijinal imzası vardır. Dünyada birçok sanatçının kullandığı bir tekniktir. Sanatın yaygınlaşması, çok insana ulaşması açısından önemlidir.

G.S.: Kendinize ait bir at figürü yaratmışsınız ve bunu tüm resimlerinizde kullanıyorsunuz. At neden önemli sizin için?

S:S:T: At bizim kültürümüzde çok önemli ama tüm dünya kültürleri için de aynı öneme sahip. Anadolu’ya at sırtında gelmişiz. At olmasa imparatorluklar kurulmazdı. Ülkemiz katman katman kültürlerden oluşmuş bir coğrafyada yer alıyor. Anadolu uygarlıklarının tümünde at var. Benim sanatım da Anadolu uygarlıkları üzerine kurgulanmıştır. At geçmişte çok önemli bir güç kaynağıydı. Bugün yerini arabalar aldı fakat hala arabanın motorunu tanımlarken kaç beygir gücünde olduğunu söylüyoruz. Dünyada birçok sanatçı atı kullanır resimlerinde, çünkü estetik olarak çok önemli bir figürdür.

 

D.A.: Bir esere başlamak nasıl bir süreç sizin için, nelerden beslenir, nasıl yol alırsınız?

S.S.T.: Bir sanatçı için eser yaratma evresi kendini ifade etme duygusundan yola çıkarak oluşuyor. İnsan önce en yakın olanı gözlemlemeye başlıyor, en çok ondan etkileniyor elbette. Sanat üretmek öyle bir şeydir ki, sanatçı duygularını, düşüncelerini, gözlemlerini kendi süzgecinden geçirir ve dışarı yeni bir şekilde aktarır. Bu aktarımı da eğitimi, birikimi, donanımı ölçüsünde kendine ait bir dil oluşturarak yapar. Ben bu topraklarda doğdum, burada yaşıyorum, buradan besleniyorum, yaşadığımdan, hissettiğimden, içime aldığımdan başka bir şey çıkamaz ki… Eserlerimde kullandığım biçim de, dil de buraya ait. Beni yönlendiren şey de yaşadığım toprakların kültürüdür, o kültür benim eserlerime yansır.

G.S.: Bir ülkenin gelişmesinde sanatın rolü nedir?

S.S.T.: Ülkelerin gelişebilmesinin yolu sanattan geçiyor. Avrupa’nın ortaçağdan Rönesans’a geçiş döneminde sanatçıların rolü büyük. Düşünce, yaratma ve sanat olmadan ilerleme olmaz. Yaratıcı ve düşünen beyinler yetiştirmek en zor eğitimlerden biridir. Güzel sanatlar eğitiminin iyi yapılanması gerekiyor gelişme için. Ben bu nedenle en çok sanat eğitimcisi yönümü önemsiyorum. Hem Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki hocalığım ve dekanlığım süresince buna çok dikkat ettim, hem de kurduğum diğer üniversitelerde. Yeditepe Üniversitesi ve Işık Üniversitesi kurucu dekanlığı dahil, tüm yenilikleri öğrencilerimize aktarabileceğimiz alt yapılar oluşturma çabası içindeydik. Gençlerin özgürce düşünüp özgürce çalışacağı alanlar oluşturduk. Düşünmek ve yaratmak skolastik anlayışa ters, düşünmeyen insanı yönetmek kolaydır. Bizim ülke olarak düşünen insanlara ihtiyacımız var.

D.A.: İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi İMOGA’nın kurucususunuz. Müthiş bir iş yapmışsınız. Bu ülkede müze kurmak, hem de kendi emeğiniz ve paranızla yapmak oldukça zor olsa gerek. Bu fikir nasıl ortaya çıktı, nasıl gerçekleşti? Kuruluş amacı neydi, amacınıza ulaştınız mı?

S.S.T.: Türkiye’de daha önce yapılmamış bir şey yaptık. Bir atölyeden müzeye uzanan bir yol açtık. O yıllarda dışarıdan makine getirme imkanımız yoktu, biz de Türkiye’de baskı makinaları ürettik. Kendi yaptığımız gravür presleryle ve ipek baskı makinalarıyla müşterek çalışmalar yaptık sanatçılarla. Düşünün bir grafik atölyesinden müze oluşturabilecek bir koleksiyon yarattık. O atölyede Türk sanatçılarının tümüne kapılarımızı açtık, eser yaratmaları için imkan sağladık ve böylece büyük bir koleksiyon oluştu. Böyle bir atölye örneği yok, kimler yoktu ki, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Burhan Doğançay, Cihat Burak, Erol Akyavaş ve birçok değerli sanatçı…

 

Eserler biriktikçe onların saklanacağı, korunacağı, sergileneceği bir yer düşüncesi ortaya çıktı. İMOGA müze binası olarak inşa edilmiş ilk çağdaş müze binadır. Dünyadaki müzelerle kıyaslandığında çok büyük değil belki ama içindeki eserler onu büyük kılıyor. Türkiye’nin en önemli sanatçılarının eserleri yer alıyor. Şu anda yirmi binden fazla eserin bulunduğu bir koleksiyona sahibiz. Bir baskı resim müzesi olarak dünyanın sayılı baskı resim müzelerinden biri. Bugün İMOGA her yıl elli bin kişinin gezdiği önemli bir müze haline geldi. Dünya’da yaklaşık on tane grafik sanatlar müzesi var, bunlar içinde en iyi müze olarak seçilmiş durumdayız. Çok ciddi bir koleksiyonumuz var. Sadece Türk sanatçılar değil, yaklaşık 100 ülkeden 2000’e yakın önemli sanatçının eserleri de yer alıyor koleksiyonumuzda.

G.S.: Belki de hayatınızdaki en önemli şeylerden biri olmuş bu müze, iyi ki de böyle zor ve önemli bir işe cesaret etmiş, kalkışmışsınız.

S.S.T.: İMOGA benim için ibadethane adeta. Bu müze hem atölyem, çalıştığım, ürettiğim yer, hem de ziyarete gelen dostlarımla sanat konuştuğum, tartıştığım, Türk sanatının geleceğine yön vermek için çabaladığım alan. Burayı kurmak için çok emek harcadım, fakat her şeye değen bir mekan oldu diyebilirim. Beni yetiştiren bu ülkeye borcumu ödemenin bir yoluydu.

D.A.: Müzenin kuruluş yerinin İstanbul – Ünalan bölgesinde mahalle arasında seçilmesinin özel bir nedeni var mı? Bu bölge için çok önemli bir kültür hizmeti yapmışsınız aynı zamanda. Burada yaşayan çocuklara nasıl bir katkısı oldu?

S.S.T.: O dönemde paramız burayı almaya yettiği için burası oldu, özel bir nedeni yok. Fakat giderek bu bölge şehrin önemli merkezlerinden biri oluyor. Eskiden gecekonduların olduğu bir mahalleydi, mahalledeki çocuklar camlarımızı kırıyorlardı. Ama şimdi o çocuklar müzemizin koruyucusu oldular, kendileri gezdikleri gibi, hayatında hiç müze görmemiş ailelerini de gezdiriyorlar. İMOGA’nın ziyaretçilerine ev sahibi gibi davranıp rehberlik ediyorlar. Müzenin bu bölgedeki gelişime katkısı büyük. Belki de bu çocukların içinden sanata ilgi duyanlar, güzel sanatlara yönelenler çıkacak. İMOGA’nın burada olması onların hayatına yön verecek.

G.S.: Peki içlerinde ilgilenenler var mı?

S.S.T.: Var tabii, çoğu, atölyemizin parçası olmuş durumda. Onlara linol veriyoruz, linol baskı yapmayı öğretiyoruz. Bazıları gravür yapıyor. Baskı tekniklerini öğretmenin yanında, sanatı da öğretmeye çalışıyoruz çocuklara. Yaptıkları işleri sergiliyoruz, bu onları çok mutlu ediyor. Köy enstitülerini düşünün, ne kadar önemli sanatçı yetiştirdi. Biz de bu bölge çocukları için o misyonla hareket ediyoruz diyebilirim.

D.A.: Buradaki atölyelerde sanatçıların çalışma şansı var mı? Buradaki imkanlardan yararlanmak isteyenlere kapılarınız açık mı?

S.S.T.: İMOGA’da uluslararası standartta tüm imkanlar mevcut, sanatçılar atölyenin imkanlarının müsait olduğu dönemlerde gelip çalışabilir. Gravür, serigrafi, litografi, ağaç baskı tekniklerini en üst düzeyde yapabilme imkanına sahibiz.

G.S.: Müzede yaptığınız başka etkinlikler var mı?

S.S.T.: Daimi eserlerin sergilenmesi dışında, dünya çapında önemli sanatçıların sergileri oluyor. Workshoplar, baskı eğitimleri, sanat söyleşileri, konserler sürekli olarak yapılan etkinlikler arasında. Bir de sanat kanalımız var İMOGA Chanell. Burada sanata dair her şeyi bulma şansına sahip sanatseverler. Yaptığımız tüm etkinlikler çekiliyor, bu kanalda yayınlanıyor.  Kanalın asıl amacı Türk sanatının belleğine katkıda bulunmak. Türkiye maalesef belleği olmayan bir ülke, işte o nedenle yaptığımız işleri belgeliyoruz.

D.A.: Eğitimci yönüm çok önemlidir diyen bir sanatçısınız. O kadar çok öğrenci yetiştirdiniz ki, bir çoğu bugün Türkiye’nin önemli sanatçıları arasındalar. Bir eğitimci için gurur verici değil mi?

S.S.T.: Sanat eğitimine yıllarını vermiş bir sanatçı ve eğitimci olarak bu beni çok mutlu ediyor. Öğrencilerimin bir çoğu bugünün ünlü sanatçıları. Birlikte sergiler açıyoruz. Benim eğitimciliğim bitmedi, bitmez, hep devam edecek. Öğrencilerim hala ziyarete gelirler, onlarla uzun uzun sohbet ederim. Sanatı, sanatın Türkiye’de ve dünyadaki durumunu tartışırız birlikte. Benim en önemli projelerimden biri de Anadolu Güzel Sanatlar Liseleridir, onu söylemeden geçemeyeceğim. Türkiye’de bugün sayısı sekseni aşmış olan bu liseler daha da artırılmalı. Sanat eğitimine erken başlanması çok önemli.

G.S.: O zaman bir sanat eğitimcisi olarak gençlere tavsiyelerinizi soralım son olarak, onlara neler söylemek istersiniz?

S.S.T.: Ben bu yaşımda hala çalışan, üreten bir sanatçıyım. Öncelikle çok çalışmalarını tavsiye edeceğim. Gençler zorluklar karşısında çabuk pes ediyorlar. Sanat, uzun mücadeleler gerektiren zorlu bir yol. Sürekli öğrenmek, araştırmak, kendini yenilemek gerek. Hem kendi kültürlerini iyi incelesinler, hem de dünya sanatını takip etsinler.

Biz de Piece of Art olarak, değerli hocamız Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’ı sanata ve sanat eğitimine yaptığı katkılardan dolayı kutluyoruz. İMOGA gibi bir müzeyi açmak için verdiği maddi, manevi mücadele, Türkiye’ye böyle bir müzeyi kazandırmış olması ve ücretsiz olarak halkın ziyaretine açması örnek bir davranış olarak takdir edilmeli.

Daha çok insanın bu harika müzeyi gezip görmesi dileğiyle, sevgiyle…

 

 

617 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle