Hoşgeldiniz  

İçinde Bulunduğumuz Günlerde Sanat

Abidin Celal Binzet | 25 Ocak 2018 | Köşe Yazıları


Abidin Celal Binzet
acbinzet@gmail.com

Yalnızca sergilerin açılıp kapanmasına bakarak sanatın varlığının kanıtladığını sanmak bir ölçüde safdillikten başka bir şey değildir. Elbette sanatçı adını verdiğimiz kişinin yaşamında bir dönemi kapsayan; onun coşkularının, özlemlerinin, geleceğe dönük kaygılarının dışavurumu olarak nitelendirebileceğimiz yapıt diye nitelendirilen olgunun kamuya açılması önemlidir. Böylelikle bir duygu ve düşünüşün yaratıcı elden çıkma sonucu olan yapıt, izleyicisiyle buluşarak öngörülen ateşlemeyi yapar, bilinçlenmenin yollarını aralar. Önemli olan da budur zaten. Sanat, toplumsal ölçekte farklı düşünüş önerileri geliştirmeyi hedefler. Tek merkezden dayatılan çözüm formülleri yerine yaşamın kendisi gibi bin bir renkli ve zengin yolları bulunduğunu anımsatır insanlara. Bu yönüyle yaratıcı çalışmaların ortaya konulması ve bunu izleyen süreçler, insanlığın kalıplaşmış düşüncelerini kırarak geniş ufuklu görünümlere ulaşmasını sağlar.

Anlaşılacağı gibi bu süreç karmaşık ilişkilerle dolu bir zaman dilimidir. Bu nedenle oluşumun her aşamasında bir insan müdahalesi olmaması düşünülemez. Yapısındaki dinamizmden ötürü de tüm öteki yönetimlere karşın tutucuların daha çok karışmasını doğal karşılamak gerekir sanata. Buradaki karışmayı siz, baskı altına alma, yasaklama ve kendi istediğine uygun sanat yapma biçiminde de okuyabilirsiniz.

Denetleme anlamında istenilenlerin yaptırılması her zaman doğrudan önerilerle gerçekleşmeyebilir. Aslında sanata yardım ediliyormuş gibi görünerek onun gelişiminin önüne engeller koyma yoluna gidilir. Bir yasak getirildiğinde bu işlemi gizleyecek bir yandaş yaratmaya çalışılır. Böylelikle yasaklamaktan ötürü ortaya çıkan gerilim bir ölçüde olsun giderilmiş olur. Bunlar yapılırken esas amaçtan asla sapılmadan yavaş yavaş belirlenen hedefe doğru ilerlenir. Anılan eylemler doğrultusundaki bu hareket sırasında yapılanları bir ölçüde normal karşılayabiliriz. Çünkü sonuçta, o kişi ya da kurum, üzerinde serpilip büyüyeceği kendi doğasına en uygun ortamı yaratma yolunda kararlı bir çaba göstermektedir. Esas eleştirilmesi gerekenler görünürde karşı çıktıkları düşünceyle aralarındaki çelişkileri görmezden gelerek bağlı oldukları limanları terk edenlerdir. Öyle ki bu kişiler, kendi iç çelişkilerini abartarak aslında kimin değirmenine su taşıdıklarının ya ayırdında değiller ya da bu kargaşa ortamının sırt sıvazlamalarından yararlanarak kendi bencil hesaplarını düzeltme yoluna gitmektedirler. Böylelikle görünürde eleştirdiklerinin etekleri altına sığınarak sanatın aydınlık ve çağdaş yüzünü gölgelemekten başka bir rol üstlenmemiş oluyorlar.

Son zamanlarda sanat ortamında bakarak karamsar olmamak olası değil.

En son örneğe bakarsak, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncularının vasıfsız işçi kadrosuna alınmaları bunun en açık kanıtıdır. Ankara ise, zaten içi boşaltılmış bir durumda. Sanat adına olumlu olarak gösterilecek en küçük bir atılımın izi görünmüyor ufukta. Sanat örgütlerinde görev alanlardan bir bölümü kişisel egolarını tatmin için türlü bahanelerin gerisine sığınmaktadırlar. Bu durumda sanat yalnızca sergi açıp kapamaktan ibaret bir eyleme indirgenmiş oluyor. Bu küçümsenecek bir olgu olmamakla birlikte, tek başına ele alındığında sanatın o kararlı duruşunu gizleyici bir işlev üstlendiğini de görmezden gelemeyiz.

Halbuki zaman, çağdaşlık adına sanatın kurallarından en küçük bir ödünde bulunmama zamanıdır. Birilerinin çıkıp halk kavramı arkasına saklanarak,” halkın anladığı sanat bu” gibi öneriler geliştirmesi tipik bir popülist politikadan başkası değildir. İşlerine geldiğinde, başka politikaların dayatılması sırasında halka sorma gereksinimi duymayanlar, sıra sanata geldiğinde kaba bir halk dalkavukçuluğu yaftasını boyunlarına asmakta bir an olsun duraksamıyorlar. Yurdun şurasında burasında tekil olay gibi gerçekleşen engellemelerin, yasakların gerisinde hep bu bahanelerin yer aldığını görmemek için bahaneler üretilmemeli.

Çağdaş sanatın dinamizmi, kitlelerin bağlanmaya çalışılan gözünü açmasına yardım eder. Ezberlettirilen dogmaların geleceğe dönük olmayan yüzünde, durgun ve emir almaya hazır bir kitle yaratılmak esastır bu anlayışa göre. Dolayısıyla bunun gibi toplumlarda çağdaşlık, ancak dışarıdan alınmış birkaç teknolojik ürünün kullanılmasına indirgenmiştir. Onlar aracılığıyla kendilerini ilerlemiş saymalarına karşın, düşünce bazında hiçbir atılımda bulunamamışlardır.

Yeri geldikçe vurguladığımız bir gerçeği anımsamakta sonsuz yarar var. O gerçek, sanatın sorgulayıcı yapısını unutmamaktır. Yapıttan yola çıkarak onun yaratılmasıyla birlikte içinde can bulduğu toplumun her noktasını irdelemek ve gerekli gördüğü noktalarda kendi varlık nedenini de bu sürece dahil etmektir. Biraz da karşı çıkmaktır sanat…

 

(CUMHURİYET ANKARA, Sayı: 187, 1 Şubat 2008)

414 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle