Hoşgeldiniz  

Günler Gün İçin

Bedri Karayağmurlar | 06 Kasım 2018 | Köşe Yazıları


Bedri Karayağmurlar
karayagmurlar@gmail.com

Günler geçiyor. Geçsin. Tutan mı var? Zamanın akıp gidişine takılmam. Zaman görelidir, bilirsiniz. Mutluysanız, hızlanır; acıdan kıvranıyorsanız, geçmek bilmez bir türlü. Zaman bir varlığın, uzamda en az iki değişik nokta arasındaki deviniminin göreli süresidir. 

Yaşlanıyor muyum ne? Bu “zaman” kavramına fena takılmaya başladım. “Gün Dökülmesi” ne de aldığım, “Zaman” başlıklı bir şiirim bile var. Aşağıdaki dizeler de yeni çalışma notlarımdan. 

zamanı durdurmayı ister üfürükçü

üfler saçarak salyalarını

açıklar anlamadığı bir hikmetle geceyi

bilmez parladığını

yaprakta ışıyan su damlasının

ardına saklanmış

miyarlarca ışık yılı uzaktaki gözleri  

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası gerçekleşen sanatsal yönelimler, sanatsal söyleme yeni soluklar getirdi kuşkusuz. Ancak, soğuk savaş dönemi sözde sona erip, duvar yıkılınca, sanat, uluslararası finans güçlerinin, önemli araçlarından birine dönüştü. Sanatçı, aklı, duyguları olan, yaratıcı, karşıt söylemlerle, geleceğin estetiğini oluşturma savındaki biri olmaktan uzaklaştırılmaya çalışıldı. Yeni sanatçı tipi, düşünmek ve yaratmak yerine, üretim olanakları içinde, orasını burası kaşıyan bir imgeye dönüştü. Sanatçılar, gizli bir el tarafından görünmez duruma getirilip, yerlerine, yeteneksiz, genellikle, “Ne yapsam, sıkıntım geçer?” diye düşünen sanatçı simülasyonları konuldu. (postmodern yeni işlerde moda söylemle ‘ikame edildiler’)

Haber: “Yapay zekanın yaptığı portre 432 bin dolara satıldı.”

Yeni başlık, “Sanat Simülatörlerini kullanacak, sanatçı yerine ‘ikame edilecek’ canı sıkılan gençler aranıyor. Ücret aşırı dolgundur.”

Bu süreçte üretilen, gelip geçici, salt piyasa ilişkileri ile öne çıkarılan bütün işler içinde, belki bir kaçı, “İnsanın kendisini inkara yöneldiği dönemden.” etiketiyle, bir yerlerde sergilenir. Dünyayı bütün insanlara zehir eden, daha çok kazanç için, savaşlar çıkaran yeni tanrılar, kirlettikleri bu dünyada kendilerinin de olduğunu unutuyorlar. Çünkü onlar kavram değil, birer varlık. Her varlık, dönüşür, değişir, yok olur. İçindeki temel yapılar bir başka varlıkta olsa da, o artık, sanat piyasasını düzenleyen, tanımsız olanakları kullanan biri değildir. Bildiniz insan işte, bu nedenle, rahattan vazgeçemiyor, ve her şeyin doğal olduğunu düşünüyor.

Donald Kuspit, bu nedenle postmodern süreçte, postmodernyapıtlar ve postmodern sunumları tartışıyor, “Sanatın Sonu”nda.(Metis Yayınları, Çeviri: Yasemin Tezgiden, 2006) Bu nedenle, estetik beğenisi yüksek bir sanatçının yaratıcılığını başarıyla gösterdiği çalışmasına, dudak büken galerici, “Çok fazla pentür, bunların modası geçti canım.” Diyecek. Sanatın, felsefe, düşünce, yetenek, yaratıcılık ölçütlerinden vazgeçip, ilginç, moda, satar gibi ölçütler kullanılması, insanın kendisine yaptığı haksızlıktır bizce. Çünkü sanatçı simülasyonları, hiçbir zaman sanatçının yerini alamayacak.

 İletişim yayınlarının 2012’de yayımladığı, Don Thompson’un, (Çeviren: Renan Akman)

Sanat Mezat (12 Milyon Dolarlık Köpekbalığı Çağdaş Sanatın ve Müzayede Evlerinin Tuhaf Ekonomisi) uzun başlıklı kitabında da yeni dünyada sanat alanı içinde, üretim, alıcı, pazarlama yöntemleri, galeri, müzayede konuları ilginç örneklerle tartışılıyor.

Her dönem kendi estetiğini yaratır. Bu dönem, estetiğin metalaşması olarak değerlendirilecek. Bunu sosyologlara bırakmalı mı ya da tartışmalı mı bilmem. Bizim açımızdan çok yakıcı bir gerçek var. Sanatçı, aman pazar dışında kalırım korkusuyla, giderek, kapitalist üretim ilişkileri içinde yadırganan, feodal yapı içinde, toprağa bağlı üretim yapan serflere, marabalara dönüşüyor.

Sanatçının özel emeği giderek anlamsızlaşıyormuş gibi görülse de, pazarda, müzayedelerde, leblebi tozu gibi değil, sanat yapıtı gibi işlem görüyor. Vurgunun aralığı o denli büyük ki, bir tarafında, bir tüp boyanın hesabı, diğer tarafında, yüksek fiyatlarla pazarlanan, (malın) sahibine, sorumsuz, sorunsuz yaşamanıntadı var. “Telif” ara sıra ne olduğu bilinmeden, havada ara sıra silik bir cızırtı gibi duyulan görüngü. Sanatçı, aydınlanmanın önderi sözde, topluma yeni değerler armağan eden yaramaz çocuk; şimdi, Charles Dickens’ın zavallı kahramanları ya da Kemalettin Tuğcu’nun çocuk kahramanları gibi, çaresiz ve kötü adamların kuşatmasında.

Sözde, konuşurken mangalda kül bırakmayan, mirasyediler, sözde demokratlar, sanatçı söz konusu ise sözünde durmaz, gönderilen sergi davetiyesini sanatçının onurunu kırmak için geri gönderir; hiç görmediği, okumadığı, incelemediği yapıt için akıl almaz yargılar ileri sürer.

 Hey dünya, hey ülkem, bir bakın neler oluyor. Sanatın bütün alanlarında, sanata has değerleri bir yana bırakıp, aşiret ilişkileri içinde davranan sözde aydınlar,( nasılsa sizin yazma beceriniz olmaz) her değeri ve insanı bir başka ulamda kullananlar, size bir çift sözüm var: Siz, çamlara musallat olan çam kese böceğinden değişik değilsiniz. Kurutmak istediğiniz doğa yeniden yeşerecek.

 Düşünceyi, insanları kategorize (bağlam-ulam-grup) eden sözde aydınlarla ilgi yazmayı sürdüreceğim. Bu davranış biçimi gerçekte, düşünmemenin, düşünüyormuş gibi yapmanın kolaycılığına sığınmak anlamına geliyor. Etiketle, kurtul.

 Sanat kendi değerlerini üreterek, bütün uydurmaları geride bırakarak varlığını koruyacak. Sanat adanmışlıkla davranan sanatçıların söylemlerinde nesnelleşir.

 Sanatla kalın.

 

 

93 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle