Hoşgeldiniz  

Eserlerini Aşk ve Sevgi Uğruna Üreten Sanatçı: Prof.Dr.Mustafa Ayaz

admin | 20 Kasım 2017 | Röportajlar A- A+

Piece of Art Pr&Gallery olarak, Türkiye’nin değerli sanatçılarından, Ankara’nın önemli müzelerinden, Mustafa Ayaz Müzesinin kurucusu Prof. Dr. Mustafa Ayaz hocamızla görüştük. Onun sıra dışı hayatını, ilginç sanat serüvenini, keyifli sohbetini dinlemek bizi çok mutlu etti. Aynı mutlulukla okumanız dileğiyle, sevgili sanatseverler…

Dilşad Atasoy: Sizi tanıyarak başlayalım söyleşimize, bize kendinizden bahseder misiniz?

Mustafa Ayaz: 1938 yılında Trabzon’da doğdum. Çaykara’da ilköğrenimimi tamamladım. 1953’te Pulur ilk öğretmen okuluna yatılı olarak girdim. Üniversiteyi Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’de okudum. Mezun olduktan sonra 3 yıl Çorum İlk öğretmen Okulu’nda öğretmen olarak çalıştım. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’nde asistan olarak göreve başladım. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ve en son da Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde görev yaptım.

Günsu Saraçoğlu: Resimle ilişkiniz nasıl başladı, ilginizi ne zaman anladınız? Sizi resim yapmaya yönlendiren ya da etkileyen biri oldu mu?

M.A.: İlkokuldayken yaptığım bir resmi öğretmenimiz çok beğendi. Benim yetenekli olduğumu ve resim yapmaya devam etmem gerektiğini söyledi. Bunun üzerine sürekli bir şeyler çizmeye başladım. Çizdikçe, her geçen gün resmi daha çok sevdim.

D.A.: Resim yapmak size kendinizi nasıl hissettiriyor?

M.A.: Sanat ibadettir benim için. Resimle yaşıyor, onunla soluk alıyorum. Ancak gözlerim görmez, ellerim tutmazsa resmi bırakabilirim. O yüzden hep derim ki resim, benim mesleğim değil, nefesimdir. Elimde kağıt, kalem sürekli çizerim. Çizmeden, boyamadan duramam. Ben aslında resim yaparak düşünüyor, resim yaparak mutlu oluyor, resim yaparak yaşıyorum. Yazıyla ve sözle anlatamadığım her şeyi, tuvalde renk ve çizgilerle anlatmaya çalışıyorum. Çalışma sırasında kafam, gözüm, tüm duyularım tamamen tuvalde yoğunlaşıyor. Sıradan resim yapmak değil amacım, kendimi arıyorum, bütün güzellikleri, rahatlığı ve mutluluğu tuvallerde arıyorum. Bu arayış, sanatçının bir anlamda kendini yazmasıdır. Yani ben kendi mutluluğum için resim yapıyorum, aynı ipekböceğinin yaşamak için ipek üretmesi ya da arının bal üretmesi gibi… İnsan sevdiği mesleği yapınca mutlu olur. Ben de sevdiğim işi yaptığım için mutlu yaşıyorum.

G.S.: Eserlerinizi yaparken nelerden beslenirsiniz?

M.A.: Eserlerimi yaparken beni besleyen şey aşk, tüm eserlerim hapsedilen aşkları anlatan birer öyküdür. Aşk ve sevgi uğruna yaptığım resimlerim sadece birer sanat eseri olarak değil, aynı zamanda benim yaşam serüvenim olarak anlaşılmalıdır.

D.A.: Figüratif çalışmalar yapıyorsunuz. Biliyoruz ki resimlerinizde kadınlar vazgeçilmez sizin için. Biraz da çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

M.A.: Resim çalışmalarımı anlatırken “Benim elim geveze” diyorum. Desen, yağlıboya, suluboya, gravür, heykel… Sanatın birçok dalında, çok farklı teknikleri kullanarak çalışıyorum. Kendime ait bir tarzım var, tarzım, Mustafa Ayaz tarzı… Soluk alır gibi, konuşur gibi yapıyorum resimleri, o nedenle eserlerim de bana benziyor. Kadınlar benim için vazgeçilmez gerçekten. Kadınları çizmeden duramam. Ama hiçbir zaman kendimi kadın resmi çalışayım diye koşullandırmadım. Sanat hayatımda geçirdiğim süreç beni buraya getirdi. Neden kadınları çizmekten vazgeçemiyorum? Nedenini tam bilmiyorum, ama insan sevdiği yemeği yer ya, işte onun gibi bir şey sanırım. Şu da var tabii, tarih boyunca en çok kadınlar resme konu olmuştur. Erkekler pek cazip gelmemiştir ressamlara, erkek formu resmin estetiğine pek uygun değildir.

Eserlerimde kadın gerçeğini vurgulamak istiyorum. Kadının toplum içindeki konumunu, toplumun değer yargılarından kaynaklanan baskı ve kişisel kaygılarını gözlemledim yıllarca. Kadın dünyası anlaşılması zor gizemli bir özellik gösterir. Ben özellikle çağdaş kadının kimlik arayışını, kendi hayal gücümle ortaya koymaya çalıştım. Yapıtlarımda çizgisel anlatım egemendir. Çoğu resmimde kendi portremi de çizgisel olarak konunun içine yerleştiririm.

G.S.: Sizin resimlerinizde klasik kadın imgelerinden oldukça farklı kadınlar yer alıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

M.A.: Evet, benim resimlerimde optik bir kadın biçimi yoktur. Fotoğraf makinesinden çıkma bir kadın imgesi kullanmam. Kadının benim üzerimde bıraktığı görselliğin ötesinde bir kadın imajı yaratıyorum. Bir resmimde kadının tamamı siyaha boyanmış, bir başkasında tamamen kırmızı ya da yeşil olabilir. Bazen de kadınları parçalanmış şekilde görebilirsiniz. Kiminde bacaklar kırmızı, kollar siyah, saçları kırmızı, şapkalı vs. olabilir.

D.A.: Yola çıktığınızda bu resimleri yapmayı hayal ediyor muydunuz?

M.A.: Hiçbir sanatçı şunu yapacağım diye yola çıkmaz, çıkamaz. Yola çıkar, sürekli çalışırsınız. Uzun çalışmaların sonunda, yavaş yavaş kendi alanınıza çekilirsiniz. Başarılı bir koridor bulmuşsanız orada ürün vermeye başlar ve devam edersiniz. Ben de öyle yaptım.

G.S.: Resim yaparken sizi etkileyen şeyler nelerdir? Örneğin bir sosyal olay sizi etkilediğinde bunun resmini yapmak ister misiniz?

M.A.: Duygusal olarak beni etkileyen her şey resmimi de etkiler. Örneğin; sosyal olaylar beni etkiledi diyelim. İşte bu durum, resmime fırça vuruşları olarak yansır. Yani konu değişmez, kendime ait, kadın konulu resimlerimi yaparken fırça vuruşlarım değişebilir. Sinirlenen bir insanın ses tonu nasıl yükselirse onun gibi, resim yaparken de resmin vurgusu ya yükselir, ya düşer. Beni etkileyen sosyal olaylar mutlaka vardır. Ama resimlerimi yaparken sosyal olayları konu olarak almam. Siyasi konuları hiçbir zaman resmetmem. Daha doğrusu afişe etmek istemem. Bir fikri afişe etmek başka bir şey, sanat başka bir şeydir. Afişe ettiğiniz zaman sanatsal şeylerden ödün vermiş olursunuz.

D.A.: Çok zor koşullardan bugüne geldiğinizi biliyoruz. Bugün Ankara’ya kazandırdığınız çok önemli bir müze var. Bu süreç nasıl gelişti? 

M.A.: 1974 yılında, Yenimahalle Şentepe’de gecekondumu yaptığım zaman dünyalar benim olmuştu. Çok mutluydum, evin bodrumunu atölye olarak kullanıyordum. En güzel eserlerimi orada yaptığımı söyleyebilirim. Çok çalıştım. Sürekli ürettim. Yıllar geçtikçe resimlerim çoğaldı, çoğaldı. Sonra 2002 yılında kendi adıma çağdaş bir müze yapma isteği ve gereksinimi duydum. Yapıtlarımın güvenli bir barınağı olsun, orada sonsuza dek yaşayabilsin ve kalıcı olsunlar istedim. Bu düşüncelerle hızla çalışmalara başladım. Umduğumun çok üstünde bir iş başardım; hem de devletten bir kuruş yardım almadan. Bir anlamda, halktan aldığımı halka vererek…

Bu müze sayesinde, benim bıraktığım miras asla yok olmayacak. Dünya var olduğu sürece, dünyanın dört bir yanından insanlar eserlerimi görmeye gelecekler. Böylece 30 yıllık hayallerimi de gerçeğe dönüştürmüş oldum; gecekondudan çağdaş bir müzeye… Biz de sevgili hocamızı kutluyoruz bütün bu başarılarından dolayı. Sizlere de, Mustafa Ayaz müzesini görmediyseniz mutlaka görmenizi öneriyoruz. Çok emek verilmiş, ince bir estetik zevkle düzenlenmiş, harika resimlerle donatılmış çağdaş bir müze örneği, Ankara’da oluşturulmuş bir vaha diye değerlendirmek mümkün.

 

Dileriz ki, Mustafa Ayaz sevgiyle, sağlıkla çalışmaya ve üretmeye devam etsin, biz de keyifle takip edelim kendisini… Bu güzel söyleşi için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

 

 

 

 

640 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle