İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bizim İçin Ferruh Başağa

 

“O’nun resimlerinde ben, Ege’deki güneşi ve denizi gördüm!”

Melih Cevdet Anday

 

Başağa’nın resimlerini çok önceden tanımış olsam da, kendisiyle iki binli yıllarda Foça’da tanıştık. Nesrin Mavitan ile İzmir’de sergi açmasını önermeye gittiğimizde, sıcak bir yakınlık oluştu. Bu süre içinde Avni Arbaş’ı anma etkinliğine, birlikte katıldık.

İlgili olduğunuz alandaki sanatçıları tanırsınız. Yaşamı ve çalışmalarıyla ilgili tartışmanın önemli ölçüde tamamlandığı sanatçıları neredeyse herkes bilir. Ferruh Başağa  bizim için önemli bulduğumuz sanatçılardandır… Herkes için ilginçtir yaşam; mutlu ya da sıkıntılı. Yaşam serüveni içinde bazıları diğerlerinden değişik davranışlar gösterirler. Bilinen yaşam sürecinin dışında davranışlar gösteren insanlar olasılıkla, yaşam koşullarının dayattığı acılarla biçimlenirler. Anne baba ayrılığı, aile içinde yaşanan ölümler, kırılmalar gibi toplumsal çevre içinde de insanın bütün yaşantısına sinecek olaylar yaşanabilir. Savaşlar, kırımlar, göçler. Başağa’nın yaşam öyküsü ve eğitimi resim serüvenini anlamamıza yardımcı olur. Osmanlı’nın son yıllarında 1914’de İstanbul’da dünyaya gelir. Aile büyükleri, Osmanlı memuru, yöneticilik yapmış eğitimli insanlar. Çocukluğunda çekilmiş fotoğrafta annesinin, kendine güvenli duruşu, alacağı eğitimin yolunu da gösterir bize. Bosna’da başladığı ilk okulu, önce Ayastefanos İlkokulu, sonra gittiği Kumkapı Fransız Koleji’n de tamamlar. Okul sonrası Bosna’ya dönerler ve orada, elektro mekanik okulunda okur. 1935 Yılında yeniden İstanbul’a gelirler ve Akademi’ye kabul edilir. Burada, Nazmi Ziya ve Zeki Kocamemi’nin  öğrencisi olur; LéopoldLévy’nin atölye çalışmalarına katılır. Değişik yerlerde yaşamak, göçmek, savaş yılları ve değişik nedenlerle neredeyse babasını hiç görememesi ve daha bir çok travma Başağa’nın sanatçı oluşumunu belirler.

Ferruh Başağa Atölyesinde

Her sanat eğitimi alan öğrenci gibi o da doğadan, modelden etütler, desenler, skeçler yapmıştır. Çınar Ağacı deseninde bunu izleriz.  Resimlerinin içinde en çok bilinen, tanınan çalışmaları; oluşumunu bildiğimiz, izlediğimiz geometrik soyut kompozisyonlardır ama öncesinde çalıştığı dışavurumcu çalışmalarını da değerlendirilmeli..

Ustalık dönemi işlerinde, bir  vitray ustası titizliği ile, pırıl pırıl  camları kesip birleştiriyormuş gibi özenle boyadığı tuvallerini keyifle izliyoruz. Bir piyano sonatı dinler gibi. Camdan süzülen yumuşak  ışığın piyano tuşlarına dokunması gibi.

Geçende bir dergi için hazırladığım yazıda belirttiğimi burada da yinelemek isterim. “Her kent dokusu kadar içinde barındırdığı insanlarla kent olmayı başarır. Bu da hiç  kuşkusuz o kentteki sanatsal hareketlerin yoğunluğu ve niteliğiyle yakından ilgilidir. Biraz daha ilerleyerek söylersek, kentler sanatçılarıyla kent olmayı başarırlar.” Dünyanın bütün ünlü kentleri sanatçılarıyla sürdürürler ünlerini.  Ülkeler sanatçılarıyla korurlar varlıklarını.  Sanatta  ve bilimde  yetişmiş insanı olmayan ülkelerin gelişen dünyada varlık kazanmaları giderek güçleşecek.

6 Eylül 2008’ de Foça Festivali’nde Ferruh Başağa ile birlikte Avni Arbaş’ı anlattık.

Sanatçıların varlıkları, hem insanlık hem de ve öncelikle, içinde yaşadıkları, ürettikleri, toplum için önemidir.  Şimdi sadece sanattan söz edeceğiz. Sanatçılar James Joyce’un deyişiyle toplumların vicdanını yaratan insanlardır. Toplumundaki çürümeyi bozulmayı derinden kavrayan, çürüyenlerin yerine yeni değerler üreten, geçmişin değerlerini yeni bileşimler içinde bizim için kültür kalıtı olarak koruyan insanlardır onlar. Sanatçılar bu özellikleriyle  içinde yaşadıkları toplumu, ortak değerlerde  birleştiren insanlardır. Ülkeler ve o ülkelerin insanları yazarların ressamların müzisyenlerin ve diğer sanatçıların yarattıklarıyla aynı toplumun üyesi olmanın onurunu yaşarlar. Bu aynı zamanda uygar ve gelişmiş bir toplum olmanın da göstergesidir. Ülkemizde bir avuç aydının çabalarıyla gerçekleşen, sanatçıların toplumla bağlarını kurma ve onları yaşatma girişimlerinin  aydın yöneticiler tarafından da desteklenmesi  gelecek açısından umut verici. Keşke sanat etkinlikleri daha çok olsa. İnsanlarımız  yüksek bir beğeniyle müzik dinleyebilseler. Şiirler toplumun ortak belliğinde yer alsa. Resimler ortak beğeninin ürünleri olarak duvarlarımızda çoğalsa.  Birbirimizi daha iyi anlardık.

Bu yaklaşımla, Ferruh Başağa da sanatçı olarak bizim ortak değerlerimizdendir. Onun resimlerindeki maviler, kahverengiler, yeşiller, bordolar, boyama duyarlılığı bakımından Batı Resminde izlediğimiz benzer anlayıştaki resimlerden farklıdır. Başağa,  Batı’da gelişen, Soyut Dışavurumcu etkilerden giderek uzaklaşarak, yüzey parçalanmalarının öne çıktığı kurguları öne almaya başlamış ve ömrünün sonuna dek sürdürmüştür. Bu belki de halk kültürünün bir yansımasıdır. Yıllarca güneşi yansıtmış ve giderek ipeğe dönüşmüş bir el dokuma halının renk yumuşaklığı vardır Başağa’nın resimlerinde. Geometrik kurgunun da  farklılaşarak kentlerin kaosu içinde kaybolmuş kutsal mekanların camlarından yansıyan ışıklara dönüştüğünü  görürüz. O gerçekte ışığın ressamıdır. Işığın  hareketinden kaynaklanan bir geometriden söz edebiliriz. Bu anlamda da oluşum olarak her ne kadar  kontrüktivist bir yaklaşım gibi gözükse de gelinen yer, ona has rayonist bir yaklaşımdır. Uğur Kökden’e göre, Başşağa bir renk sihirbazıdır.

Temelde, Başağa, çok boyutlu bir renk duyarlılığına sahip.Çılgın bir renk sihirbazı! Tanpınar’ın deyimiyle, gökyüzünde, “gökkuşağı mahallesinde oturmakta.” Bir bakıma “renklerindeki şiirsel incelik”, renkle ışığın ortak müziği, Nazmi Ziya’dan miras. Hem soğuk-ama,yumuşak-hem sıcak, onun renkleri.Dört beş kez boyanıp sonra silinmiş, kalınlığından kurtulmuş; saydam boyama yönteminin ürünleri, Başağa’nın resmi.” Uğur Kökden,  “Yitik Denizler Ressamı” , Ferruh Başağa, S. 8-9, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık,2000 İstanbul

Sanatçının oluşumu pek kolay gerçekleşmez. Çünkü sanatçıdan söz ediyorsak bir üsluptan(biçemden)   söz ediyoruz demektir. Başağa 1947 yılında mezun olmuş akademiden. Bir sanatçı yalnızca okulda öğrendikleri ve gördükleriyle oluşmaz. Onu etkileyen sanatçılar, eğitimciler vardır ama bunu bir koşul olarak ileri sürmek de doğru değil kanımca. Sanatçı   başka sanatçılardan, çevresindeki  olaylardan  görüntülerden etkilenir.  Okuduğu kitaplar, arkadaşları, ailesi, herkes etkiler sanatçıyı.  Bunlar sadece sanatçıları değil insan olarak herkesi etkileyen etmenlerdir. Sanatçı diğerlerinden farklı olarak,  aldığı bu etkileri bir biçime dönüştürüp dışlaştıran,  nesnelleştiren insandır.

Trakya’da Subaşı Köyü, 700 Yıllık Çınar. 1942 (eskiz defterinden)

Eğitim döneminde zorunlu  yapılan çalışmalar, ömür boyu süren yol deneyimin başlangıcıdır. Sanatçı kendisi olma yoluna girmek için öğretilenlerden uzaklaşmayı göze almadıkça,bir biçem oluşturamaz. Sanatçılar geçmiş dönemlerde ortak beğeniye katılmış olan çalışmaları yol arkadaşı olarak görse de, bir yolunu bulup onları dışlayıp, yeni beğeniler gerçekleştirmeye çalışır. Sanat, sanıldığı gibi geçmişin beğenilerini taşıyan biçimleri, biçemleri yinelemek değildir bu nedenle. Çünkü sanat insanın temel yönsemelerinden “RED” etmeyle gelişir. Başağa da, başlangıçta çalıştığı soyut dışavurumcu, zaman zaman çalıştığı lirik doğa yorumlarından uzaklaşır.

Sanatçının seçtiği teknik ve araçlar, biçimlendirmeyi etkiler. Başağa’nın, geçinmek amacıyla yaptığı çok sayıda ve hatırı sayılır büyüklükteki mozaik ya da vitray çalışmalarındaki düzenlemelerinde, geometrik soyutlama biçemini geliştirdiğini izleriz. Sanatçının bu uygulamalarından bazılarının korunamadığını görmek üzücü. Özellikle altmışlı yıllarda bir çok yere uygulanan mozaikleri çalışanlardan biridir Ferruh Başağa. Sanat yapıtlarını yalnızca süsleme ya da alıp satma aracı gören anlayışlar, kültür söz konusu olduğunda, mangalda kül bırakmasalar da, iş korumaya, değerlendirmeye gelince birden bir başka dünyanın temsilcisi olurlar ne yazık.

İsimsiz, 90×90 cm. 1999, Tuval Üzerine Yağlıboya

Başağa, 70’li yıllarda başladığı geometrik soyutlamaya dayalı çalışmaları dahil, değişik yaklaşımlarda yaptığı çalışmalarının çoğunu soyut  ve soyutlayıcı tavırla  gerçekleştirmiştir. Alıcıların geç keşfettikleri dışavurumcu ya da geometrik çalışmaların, sanat çevrelerinde benimsenmiş anlayışların dışında olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Çünkü Başağa, Yapı Kredi Bankası Sanat Galerisin’deki sergisi için hazırlanan kataloğa kadar da  çok önemli sanatsal işler yapmış çok önemli etkinliklere katılmış sanatçılardandır.   Hakkında yazan çok sayıda eleştiri ve değerlendirme de bunun kanıtıdır.

Soyutlama, varlık dünyasındaki  nesne imgelerinin daha etkili olması   amacıyla yapılan, abartma, biçim bozma ve  biçeme çekmedir. Oysa soyut, tanınırlık ilişkisini yok etmektir. Bir başka türlü düşündüğümüzde ağaç sözcüğü, nesne olarak ağaçla ilgili hiçbir tanınırlık ilgisi taşımaz. Ancak anlaşmalı anlam dizgesi içinde ağaç sözcüğü, varlık olarak ağacı belirtir ve gösterir.  Bu anlamda soyut, anlam ve anlatım bağlamında, düşünsel etkinliğin ürünü olarak izlediğimiz şeydir.   Soyutlama ve soyut biçimler üretme bir düşünme etkinliğidir. Bu anlamda resim yapmak da, ne yapılırsa yapılsın, bir düşünme eylemidir gerçekte.  Ferruh Başağa’nın  dışavurumcu ya da geometrik soyut kompozisyonları da bu anlamda, uzun sanat serüveninin işleridir sonuçta. Sanatçının sanat serüveni gibi sanatının da kendine has serüveni vardır. Aynı biçimleri, aynı temaları yineleyen bunu biçem(üslup) sananlarının bu konuyu yeterince anlamadıklarını düşünürüm.

Neredeyse 2000’lerin başına dek, tanınmış bir sanatçı olmasına karşın, resim alıcılarının çok geç ilgi gösterdikleri sanatçılardandı Ferruh Başağa. Erhan M. Ersöz,  Galeri Binyıl’ın açılışı sonrası ilk sergilerden birine davet etmek için gittiklerini anlattıktan sonra, “Gözlerden kaçmış’ karşımızda çok önemli bir sanatçı duruyordu.”Diyerek  seksenini geçmiş Başağa’nın sanat alıcılarının ilgisinden nasıl uzak kaldığına vurgu yapar. 2000 Yılında Kazım Taşkent’te açılan sergisi, galiba geç oluşmuş ilginin birden yükselmesine neden olur. Ben tanıdığımda Foça’daki evinin önünde yeni bitmiş ıslak tablolarını bir an önce alıp götürmek için  arabalarıyla bekleyen alıcılar vardı kapısının önünde.

İsimsiz, 84×83 cm. 1998, Tuval Üzerine Yağlıboya

Alıcıların ilgi göstermesindeki gecikme, Ferruh Başağa’yı nasıl etkilediği, şimdilik yazımızın dışında olsa da, bu izlekten yola çıkarak, bizdeki, sanat ortamının yapısı, işleyişi ve yönsemeleri, önemsenerek incelenmeli.

Ferruh Başağa  aramızda yaşayıp üreten bir sanatçı olarak ülkemizin yüz aklarındandır.  Ömrünün son yıllarını yaşadığı ve son işlerini çalıştığı yer olarak Foça için özel bir anıttır..

Onu tanımak, yaşam deneyimlerimdeki güzelliklerdedir.

 

Bedri Karayağmurlar 

 Ayvalık 20202

 

Kaynaklar: 1- Ferruh Başağa, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 2000 İstanbul

  • Kaya Özsezgin, Başağa, Beşiktaş Belediyesi, Beltaş A.Ş. Sanat Yayınları, 2009 İstanbul
  • Bedri Karayağmurlar, Sanatsal Yaratıcılıkta Soyutlama ve Günümüz Sanatındaki Yeri, Yayınlanmamış, sanatta Yeterlik Tezi, 1993 İzmir

 

Not: Görseller, Ferruh Başağa, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 2000 İstanbul, sergi kataloğundan alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir