İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aziz Murat Aslan’ın kaleminden Karagöz ve Kahvehaneler – II.Bölüm  

 

Jacob, 1899 tarihli Bekri Mustafa isimli makalesinde Osmanlı Cemiyeti’nin gündelik yaşamından ve sosyal davranışlarından kesitler sunması nedeniyle Meyhane Oyunu, Urusma Oyunu, Tahmis ve Hamam Oyunu gibi oyunları incelemeye değer bulduğunun altını çizmiştir. [11] 

Vakti zamanında Alacahamam yakınında, birçok ev ve konakları olan, “Çelebialaettin” Mahallesi isimli büyük bir mahalle var imiş. Bu mahallenin “Balkapanı Caddesinde” zemin katlı, dörtgen formda, genişçe bir Kahvehane bulunurmuş. Esnaf ve Sanatkarlar, 93 Rus Harbine kadar bu kahveye devam etmişler. O devirlerde muhtelif esnafın teşkilatı olduğu gibi, Kethüda’nın ekseriyetle Karagözcü üstadların arasından tercih edildiği kethüdası, erkan ustası, kabzımalı, yeğitbaşısından oluşan bir Lonca heyeti var imiş. Hayalci sanatında ilerledikçe perdesinin ortasındaki püsküller birden yediye kadar çıkar ve en nihayetinde

kahyalık mertebesine erişirmiş. Bu sanatkarların Mısırçarşısı’nın paçacılar kapısına giden caddede, Çavuşoğlu Çıkmaz Sokağındaki bahçeli bir kahvede daha sonraları Beyazıt’ta Simkeşhane içinde, daha da sonraları ise Galata’da muayyen bir kahvede toplandıkları rivayet edilmektedir. [3, 20] 

İlber Ortaylı, Mahalle Kültürüne ve Kahvehanelere dair bir ifadesinde “Geleneksel mahalle, adeta bir Şeyh Küşteri Meydanı, yani Karagöz Perdesi gibidir. Orada dinsel farklılık hariç, dil ve etnik farklılık önemli değildir, imparatorluğun her sınıf ve her bölgesinden insanlar belirli kurallar ve etiket çerçevesinde birlikte yaşarlar. Mahalle mescidi ve kahvehane bir toplantı ve tartışma mahalli olup kamuoyunun oluştuğu merkezlerdendir” der. [19] Ortaylı, yine bir konuşmasında Viyana’da bir Katolik yurdunda kendisine ait bir odada kaldığından söz eder. O yurdun civarında ismini dahi hatırlamadığı herkesin “Dullar Kahvesi” diye

isimlendirdiği bir kafeyi ziyaret ettiğini belirtir. Bu kafeyi yaşlılar ve dullar ve Ortaylı mütemadiyen ziyaret etmektedir. Masadan masaya laf atan, müdavimlere çikolatalar ikram eden Ortaylı bu ihtiyarlar ile sohbeti koyulaştırmaktadır. Kendi tabiriyle orada “Sözlü Tarih” yapmaktadır. 70’li yıllarda orada çok şey öğrendiğini, yetmiş seksen yaş üzerinde çok sayıda insandan imparatorluğu ya gören, ya da uyan kimselerden, hiç literatürde okumadığı bilgileri aldığını belirtir. Özetle, kahvehaneler Sözlü Tarih’in yapılabileceği mekanlar olduğu gibi, Karagöz Sanatı’nın sözlü edebi niteliğini ve karakterini de bir ev gibi yadırgamadan bünyesinde barındırabilecek mekanlardır. Sadi Yaver Ataman’ın bilgileri ışığında “İstanbul Konuşmaları” adlı kitapta yer alan anektodlar itibari ile İstanbulda yer alan Kahvehaneler “Tulumbacı Kahvehaneleri”, “Yeniçeri Kahveleri”, semtlerde yer yer “Mahalle Kahvehaneleri” ve otel tarzında olan “Sabahçı Kahvehaneleri” şeklinde sınıflandırılabilmektedir. [5] 

Nükteler, mazmunlar, cinaslar, şarkılar, yerel türküler eşliğinde güçlü bir sanat ile perdede padişaha ve memleketin önde gelenlerine takdim edildiği kadar, halka da saz, söz alemlerinde kahvelerde Karagöz oynatılarak gösterilmiştir. Evliya Çelebi zamanın Hayalilerinden bahis ettiğinde onları iki sınıfa ayırarak tarif etmiştir. İlk sınıfta Ramazan geceleri kahvehane kahvehane dolaşıp, perde kuran veya orta halli  İstanbulluların toplantılarında, düğünlerinde hayal oynatan Karagözcüler yer almaktadır. Çelebi, bunların isimlerini kısaca zikredip geçerken, sarayda, vezir konaklarında kibar meclislerinde marifetlerini sergileyen üstadlardan uzun uzadıya söz etmektedir. [3]

 Karagöz temaşalarının en yoğun olduğu zamanlar ise Ramazan Geceleri imiş. İftardan sonra bilumum caddeler ve sokaklar fenerli fenersiz halk ile dolmaya başlar, özellikle Fatih, Şehzadebaşı, Laleli, Beyazıt, Sultanahmet, Ayasofya, Mahmutpaşa, Eyüp, Yeni sultan Camii, Sultan Selim Camii gibi meydanlar hınca hınç dolar kahvehanelerde çubuklar, nargileler yatsı ezanına kadar tüttürülür, deve tüyü fincanlarda köpüklü kahveler içilerek iftar keyfi çatılır imiş. Bu ağaç altı meydan kahvehanelerinin en meşhuru ise o dönemlerde Aksaraydan Laleli Camiine giden yol üzerindeki Yeşil Tulumba Meydanı olduğu rivayet edilir. Öyle ki o devirde işleyen atlı Tramvaylar son zamanlarda buradan geçemez olmuş. Çünkü halk tramvay yoluna kadar iskemleler atıp otururmuş. İki at ile çekilen tramvay buraya ulaştığında bayrak elinde boru çalarak halkı uyaran “Vardacı” ne yapacağını şaşırırmış. Yatsı ezanı ile kahvehaneler tenhalaşır halk teravih namazı için camilere dağılırmış.

Resim 5 – Aksaray, Laleli Camiine giden yol üzerindeki Yeşil Tulumba Meydanına hem dönemi, hem de konumu itinbarı ile en yakın görsel – Ahmet Hamdi Tanpınar Sahnenin Dışındakiler eserinde bu muhiti ziyadesiyle tarif etmektedir.

 Her semtte Karagöz, meddah olduğu gibi en fevkaladeleri ise Şehzadebaşında bulunurmuş. Teravih namazı sonrası ise camiden çıkan halk Çemberlitaş civarındaki Tavukpazarı bölgesinde saz şairleri kahvehanelerine, semai kahvelerine dağılırmış. İstanbul’un çok yerlerinde saz şairlerinin devam ettikleri kahveler olduğu gibi, mani, semai ve destan söylenen kahvelerde bulunur imiş ve bu kahveler mütemadiyen semt Tulumbacılarının toplandığı mekanlar imiş. Semai kahvelerini şenlendiren tulumbacıların ekserisi edebi yönden maniler ile atışma manasında sanat sahibi kimseler imiş. Semai Kahvelerini şenlendiren Tulumbacıların arasında kendisine Karagöz Tasvir külliyatında yer edinen Köşklü karakteri de yerini almış. Tulumbacılar, Kahvehane ve Karagözü buluşturan bir diğer değerli eser ise 1960 yapım tarihli “Yangın Var” adlı merhum yönetmen Ömer Lütfü Akad filmidir. Bir Paşa Kızı ile Tulumbacı’nın umutsuz aşkını konu alan filmde Ayhan Işık, Kadırgalı Tulumbacı Murat, Leyla Sayar ise Paşa Kızı Müjgan rollerine beyaz perdede hayat verir. Filmin ilerleyen sahnelerinde yine bir kahvehane ortamında Karagöz oyunu sergilenmektedir. Lütfü Akad, yalnızca bir film çekiyor olmanın ötesinde, tarihe görsel bir miras bırakmanın da bilinciyle olsa gerek bu gösteriye neredeyse üç dakika gibi önemli bir zaman ayırmıştır. Camcı İrfan lakaplı Hayali İrfan Açıkgöz tarafından perdeye yansıtılan [18] Karagöz ile Hacivat arasındaki muhavere ve didişme keyifle gösterildikten sonra, filmin konusuna göndermeli biçimde bir Külhanbeyi ve bir Hanımefendi Karagöz perdesinde karşılaşırlar ve onların diyalogunu Karagöz’ün Çengi ile karşılıklı raksı takip eder. [6]

Resim 6 – Ömer Lütfü Akad Filmi “Yangın Var” dan Karagöz Sahnesi, Tuzsuz Deli Bekir – Zenne Diyaloğu, Metin Özlen ifadesine göre Hayali İrfan Açıkgöz’ün (Camcı İrfan) oynatımıyla

 Servet-i Fünun edebiyatının önde kimliklerinden yazar ve şair Cenap Şahabettin, Ramazan geceleri birkaç arkadaşı ile birlikte Beyazıttaki Semai Kahvesi karşısındaki muhallebici dükkanına gider, uzaktan söylenen manileri, destanları ve semaileri dinlermiş. Merhum Cenap Şahabettin mani söyleyenlerin kafa yormadan buldukları kafiyelere hayret eder, not defterini çıkarır bunları kaydeder, ardından da elini masaya vurup “Bu adamlar okuyup yazsalardı neler söylemezlerdi” diye haykırırmış. Bu toplantılara saz şairleri de katılır, muammalar asılır ve muammayı açıklığa kavuşturana para, şal, ipekli kumaş gibi hediyeler verilirmiş. Musahipzade Celal “Eski İstanbul Yaşayışı” adlı 1946 tarihli eserinde 1800’lü yılların son on yılına kadar devam eden bu özellikteki Semai Kahvelerini gördüğünden bahseder. Bunlar kendi ifadesiyle Beyazıtta, Çeşme Meydanı’nda, Fatih’te, Tophane’de, Firüzağa’da, Üsküdar’da, Yeni Çeşme’de ve Taşçıbaşı Dutlu Kahve gibi bölgelerde konuşlanmıştır. [3] Meşhur Karagöz Oyunlarından “Uruşma Oyunu” [7], “Ödüllü” ya da “Karagöz’ün Aşıklığı” adlı “Kar-ı Kadim” oyunda bu gelenekten hareketle Karagöz Oyunları repertuvarında yerini almıştır. Oyuna dair etraflıca bilgi Alman İmparatorluğu İstanbul Arkeoloji Enstitüsü tarafından 1933 tarihinde yayınlanan “ISTANBULER MITTEILUNGEN – Orientalia I” adlı eser kapsamında Hellmut Ritter imzalı detaylı makalede bulunabilir. Bu oyun ile birlikte Karagöz literatürüne sayısız nükte ve mani girerken, Kayserili Aşık, Aşık Hasan, Kabakçı Arap, Aşık Beberuhi, Aşık Karagöz gibi ellerinde sazları ile pek çok figür ve “Aşıklar Muamması” nın üzerinde asılı olduğu “Aşıklar Kahvesi” dekor göstermeliği de dahil olmuştur. [4]

Resim 7 – Aşıklar Kahvesi ve Aşıklar Muamması – Yapım Hayali Safderi Metin Özlen

 Son olarak; büyük başkentte daima turistler ve ziyaretçiler olmuştur. Kentte yaşayanlar, uzun süre misafir olanlar, imparatorluğun hoşgörü ile ağırladığı yabancılar, yolu kente düşenler, Doğu’ya ve pazarlara düşkün hakiki turistler. Bu grup Türklerin kafasını karıştıran ama sonuç itibarı ile çok da etkilemeyen bir güruh olarak tanımlanabilir. Frenkler, gavurlar, ecnebiler ve niceleri. Osmanlı toplum bireylerinin her birinin içinden geçtiği Karagöz’de Frenk; repertuvarın pek çok kısmında karşımıza çıkar. Ancak konuşmasından sıklıkla imparatorluk göçmeni olduğu hissiyatını alırız. Tımarhane ve Eczane oyunlarında batılılar hekimdir ve baskın bir İtalyan aksanı ile konuşmaktadırlar. Belki de Pera’da İtalyanca konuşan Levantenleri simgeliyor olabilirler. Meyhane oyunundaki Hristiyan aksanı kuşkusuz bir Rum aksanıdır…Yalnızca Aşçılık oyununda pek gülünç bir Fransız’a, Karagöz’ün çalıştığı lokantaya gelen Mösyö Karolin’e rastlarız. Özetle kente yolu düşmüş ya da yerleşmiş, Müslüman olmayan ötekiyi karma bir valık imgeler. İmparatorluğun kapalı dünyasının canlandırılmasında gezginin yerinin olmadığı anlaşılır, kaldı ki turist sözcüğü asla kullanılmaz, onun yerine yabancıya saygılı bir sözcük olan “Seyyah” sıfatı yeğlenir. [22] Osmanlı topraklarını pek çok Avrupa kökenli seyyahın ziyaret ettiği ve bunların bilhassa Kahvehanelerde ve halk arasında Karagöz Oyunlarını izleme ve fikir sahibi olma fırsatı yakaladığı bilinmektedir. Karagöz sanatı, kahvehaneler ve yabancılar özelinde bu hususa da kısa da olsa değinmeden geçmemek sıhhatli olacak, en azından bir başka metinde ya da araştırmada konunun daha detaylı irdelenmesini tetikleyeceği ümit edilmektedir. Jean Thevenot, (1633-1667) XVII. yy. Fransız seyyahların arasında yer almaktadır ve Avrupanın çeşitli ülkelerini gezdikten sonra Ortadoğu ülkelerine, İran ve Hindistana da seferler gerçekleştirir. İstanbul seyahati esnasında Ramazan dönemlerinde Karagözcülerin kahvehane kahvehane dolaştıklarını oralarda yeterince para toplanırsa oyun oynattıklarını toplanmaz ise de parayı iade edip çekip gittiklerini ifade eder. Kahvehanelerin yanı sıra özel evlerde de Karagöz gösterileri izleme fırsatı bulur. İslamdaki resim yasağına karşın Karagöz tasvirlerini insanların bulundurması ve barındırmasından söz eder. Yine bir diğer vurgusu Karagöz’e yaptırılan edepsizlikleri izlerken çevresindekilerin utanç duymamalarına karşı olan şaşkınlığıdır. Bir diğer tespiti ise müstakil bir evde Karagöz oynatan Karagözcünün ortası pencere şeklinde açılmış halı şeklindeki perdesidir. Evin hanımının üç saat süreyle oyunu izlemekten büyük keyif aldığını da anektodları arasına alır. Vurgu yaptığı bir diğer detay ise düğünlerde de Karagöz oynatıldığıdır. [21] Bu seyyahlardan bir diğeri ise 19. Yy. Fransız yazarlarından Gerard de Nerval’dir (1808-1855). Kendisi dünya edebiyatında romantizmin temsilcilerinden birisi sayılır ve Heinrich Heine şiirlerini ve Goethe’nin Faust eserini Fransızcaya çevirmiştir. Döneminin pek çok romantiği gibi o da İstanbul, Kahire, Beyrut gibi yerlere ilgi duyar. Şark Seyahatine ise yıllar boyu aşık olduğu bir kadının ölümünden sonra çıkmaya karar verir. [12, 13] Gazinolar, meyhaneler, tiyatrolar,

çarşılar, hanlar, özel evlerin yanı sıra aralarında Kahvehanelerin de yer aldığı pek çok mekana ziyaretler gerçekleştirir. Ve buralarda Karagöz, meddah oyunları ve modern formlardaki tiyatro oyunlarını ve temsilleri izler. Bu tecrübelerinin Karagöz’e ait kısmında Nerval, Karagöz tasvierlerinin anne ve babalar tarafından çocuklara hediye edilmesini ahlaki açıdan duyguları söndürmeyi, törpülemeyi değil aksine geliştirmeyi hedefleyen bir tutum olarak niteler. Ve bu yönüyle Şark yaklaşımının farklılığının altını çizer.

[12] Serasker Meydanı’nda “Karagöz Namusluluğun Kurbanı” yazılı ışıklandırılmış yazıyı görerek oyunu izlemeye girer. Oyunu izlediği kahvehanede çubuk, nargile veya kahveler içilmektedir. Oyunu izlemeye gelen herkesin erkek olduğunu vurgular. Mekana girişin ise on para olduğunu belirtir. Orkestra müziği salon dolunca başlar ve şeffaf perde aydınlanır. Perde üzerinde bir İstanbul sokağı tasvir edilmiştir. Bir hademe, bir köpek ve bir saka perdeden geçer. Ardından Hacivat civardaki evlerden çıkarak Karagöz’e seslenir. Ve Karagöz olanca sözünü esirgemez tavrıyla Hacivat ile muhavereye tutuşur. Yazar Karagöz’ü Lapseki tanrısı Ulu Pan’ın perdeye kusurlu bir yansıtılışı olarak tarif eder. Ve kendi kanaatince Avrupalıların bu Doğu oyunlarının zevkine varamayacağını belirtir. Uzunca oynatılan oyunun teması dostluğun zaferi istikametindedir. Nerval’e göre Karagöz asilzadelerle alay eden, ya da ikinci plandaki yöneticilerin yaptıkları işleri kuvvetli sağduyusuyla eleştiren halk adamıdır. [14, 15] XVIII. ve XIX. yy.’da sosyal dokudaki yaşanan ahlaki yozlaşma ve siyasi tartışmaların önce sokağa ardından da kahvehanelere taşmasının bu hususların Karagöz oyunlarına da yansımasına sebep olduğu vurgulanmaktadır. İstanbulu döneminin önyargılarından uzak şekilde tecrübe eden önemli seyyahlardan birisi de Theophile Gautierdir.

Yaklaşık yetmiş gün kadar İstanbul’da konaklayan Gautier ziyaretini özellikle Ramazan dönemine

getirerek, İstanbul’a gelmiş bir Avrupalının tecrübe etmek isteyeceği her şeyi neredeyse yaşama şansına erişmiştir. Ramazan eğlencelerinden, Cuma selamlığına, tophane’deki Karagöz oyunlarından, Bayram Şenliklerine kadar pek çok ayrıntıyı seyahatnamesine taşır Gautier. Gautierde Kahve, Kahvehane ve Karagöz konularına İstanbul ziyaretinde çokça satır ayırmıştır. Baron de Tott (1793), Guillaume Antoine Olivier (1814), Edmondo de Amicis (1908) gibi önemli seyyahlar da ziyaretlerinde Karagöz oyunlarını aralarında Kahvehanalerin de yer aldığı mekanlarda izlemişler ve ortak bir yaklaşım olarak bu oryantalistler seyahatnamelerinde aşırı muzır içerikli Karagöz oyunlarının kız çocukları önünde sansürsüz seyredilmesine hayret ettiklerinden bahsetmişlerdir. [16, 17] XIX. yüzyılda İstanbul’da bulunmuş batılı seyyah ve gözlemciler kahvelerde temsiller sunan meddahlar ve Karagözcülerin aynı dönemde Avrupa’daki gazetecinin ve gazetenin gördüğü misyonu taşıdığını ifade etmişlerdir. [19] Elbette ki burada değinmediğimiz çokça seyyah ve İstanbul’un yabancı konuğu da Karagöz’ün nüktelerinden, estetiğinden, kahvenin köpüklerinden ve İstanbul’un yorucu sokaklarındaki yolculuklardan Kahvehanelerin dinlendirici atmosferine olan yolculuktan nasiplerini almışlardır.

Özetle; Karagöz, kahve ve kahvehane kavramları arasındaki ortak kader kelimelerin başındaki iki benzer harfin çok ötesindedir. Beş asrı aşkın süredir beraberce giriş yaptıkları bu coğrafyada varlıklarını halen sürdürmekte, insanlara yarenlik etmekte ve kültüre imzasını atan unsurlar olarak her daim ön saflarda yerlerini almaktadırlar.

 

KAYNAKÇA 

  • CANDAN, AYŞİN; “Oyun Tören Gösterim”, Norgunk Yayıncılık, s.33-52, İstanbul, Aralık 2010
  • BOZKURT, DOĞUKAN; Osmanlıda Kahve ve Kahvehanenin Tarihi, URL: https://www.akademiktarihtr.com/osmanlidakahve/, Şubat 2019
  • CELAL, MUSAHİPZADE; “Eski İstanbul Yaşayışı”, Türkiye Yayınevi, 45 – s.63-67, s.90, s.94, s.101-103 ,

İstanbul, 1946

  • RITTER, HELLMUT; “Istanbuler Mitteilungen – Orientalia I”, İstanbul Devlet Matbaası, s.3-66, İstanbul, 1933
  • KOÇU, REŞAT EKREM; “İstanbul Konuşmaları”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, s.51, İstanbul, 1997
  • AKAD, ÖMER LÜTFÜ; “Yangın Var”, Yapım Yoakim Filmerides ve Seyit Börteçin, 1960
  • KÚNOS, IGNACZ; “Három Karagoz-játék”, Franklin-Társulat, Budapeşte, 1886
  • SEVENGİL, REFİK AHMET; “İstanbul Nasıl Eğleniyordu?”, Sühulet Kütüphanesi, s.25-30, İstanbul, 1927
  • TAN, NAİL; “Atatürk Dönemi Tiyatro ve Opera Çalışmalarında Türk Halk Kültüründen Nasıl Yararlanıldı?”, I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 2001
  • EREZ, FATMA EFSANE ÇOLPAN; “Cumhuriyet Dönemi Türk Operaları”, Marmara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s.86-90, İstanbul, 1994
  • JACOB, GEORG; “Bekry Mustafa – Ein türkisches Hajalspiel aus Brussa, in Text und Übersetzung mitgeteilt und erklärt”, Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft Kraus Reprint

Nendeln Liechtenstein, 53. sayı s.623, Leipzig, 1899

  • ÖZDEMİR, FUNDA ÇAPAN; “Gerard de Nerval’in gözüyle İstanbul’da sosyal hayat”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt:7 Sayı:31, s.2, Samsun,
  • ÇETİNKAYA, Nazmiye ve NALÇACI, Nida Nebahat, “İstanbul’un 100 Seyyahı (İstanbul’un Yüzleri Serisi)”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A. Ş. Yayınları, s.176-177, İstanbul, 2011
  • TAŞ, EMRE; “19. Yüzyılda İstanbul’da Ramazan: Nerval’in Dou Seyahati”, URL: http://www.tarihikadim.com , 2019
  • GERARD, DE NERVAL; “Doğuya Seyahat”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2013
  • GÜVEN, OĞUZ; “Politik ideolojinin icad ettiği gelenek: Karagöz”, Milli Folklor Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi Yıl:20 Sayı:79, s.83, 2008,
  • ALVAN, TÜRKAN ve ALVAN MUSTAFA HAKAN; “Karagöz Edebiyatı ve Musikisi”, https://www.sabahulkesi.com/2018/03/15/karagoez-edebiyati-ve-musikisi/#easy-footnote-bottom-10- 9560, 2018
  • ÖZLEN, METİN; “Metin Özlen ile kişisel mülakat notları”, İstanbul, Nisan 2020
  • ORTAYLI, İLBER; “Osmanlı Toplumunda Aile”, Tİmaş Yayınları, s.42, İstanbul, 2009
  • IŞIN, EKREM; Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi “Kahvehaneler”, “Kıraathaneler”, İstanbul Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı Ortak Yayını, s.389, İstanbul, 1994
  • THÉVENOT JEAN, “THÉVENOT SEYAHATNAMESİ”, Kitap Yayınevi, İstanbul, Ekim 2014
  • MUHIDINE, TIMOUR; Doğu’nun merkezine seyahat 1850 – 1950 “Karagöz herşeyi görmemiş: Vay ecnebiler, Vay Turistler!”, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, İstanbul, Haziran 2015

 

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir