Hoşgeldiniz  

Dilşad Atasoy kaleminden “Artemisia Centileshi”

Dilşad Atasoy | 26 Kasım 2018 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Dilşad Atasoy
dilsadatasoy@gmail.com

“Kadına Karşı Şiddete Yönelik Uluslararası Dayanışma Günü” bugün. Dünya’nın dört bir yanında, kadına yapılan şiddete dikkat çekmek için çok sayıda gösteri gerçekleştirildi. Her yıl bu tür onlarca gösteri yapılmasına rağmen şiddet durmuyor. Türkiye’de de bitmeyen bir acı, kapanmayan bir yara bu. Şiddetin her türlüsüne karşı durmak zorundayız elbette ama bugün konumuz kadına yapılan şiddet… Genci yaşlısı, ünlüsü, ünsüzü, eğitimlisi cahili her kesimden, her seviyede şiddete meyilli erkekle karşılaşıyoruz. Şiddet konusunda hep bir mazereti olan ve affedilen erkek sayısı da, mağdur olan ve acı çeken kadın sayısı da çığ gibi büyüyor.

Bugün. 16. Yüzyılda İtalya’da yaşamış, taciz ve şiddet mağduru bir kadın ressamı hatırlatmak istiyorum size. Onun hakkında okudukça, geçmişten günümüze kadının sanat içindeki konumunu düşündüm hep. Sanat tarihine baktığımızda, dünyaca ünlü ressamlar arasında kaç kadın ismi sayılabiliyoruz? Bir Leonardo, Rembrant, Monet, Gogen, VanGogh tanınmışlığında kadın ressam niye yok?

Kadınlar, sanatın merkezlerinden biri olarak kabul edilen Hollanda’da ilk olarak 1870 yılında Akademiye girme hakkını kazanmışlar. Oysa bu ülkede bu tarihten 200 yıl önce bile Akademi varmış. İtalya’ya baktığımızda 1666 yılında Roma’da kurulan Fransız Sanat Okulunun yönetmeliğine göre, buraya kabul edilecek sanatçıların 30 yaşını aşmamış Fransız erkeklerinden seçilmesi koşulu bulunmaktaymış. İngiltere’de ise 1768 yılında kurulan Kraliyet Sanat Akademisi’ne yalnızca Londra’daki yetenekli erkekler girebiliyormuş ve akademi sadece onlara profesyonel sanatçı olma imkanı vermiş. Kadınlar için geriye kalan tek saygın seçenek evlenmek ve çocuk sahibi olmakmış. Yani, dünyanın hiçbir yerinde kadın ressamlar için kolay olmamış hayat.

“Peki o dönemde kadınlar resme ilgi mi duymamışlar? Ressam olmak isteyen yetenekli ve çalışkan kadın çıkmamış mı hiç?” Bunları düşünmeden edemiyor insan. Böyle bir şey mümkün olmayacağına göre, ne olmuş da bu yetenekli ve çalışkan kadınların hem kendileri hem de eserleri yok sayılmış? Hatta bazı kadınların eserleri erkekler tarafından sahiplenilmiş.

Dünyanın pek çok yerinde, ne yazık ki, kadınlar resim yapsalar bile, evlendikten sonra, çocuk doğurmak, ev işi ve yemek yapmak gibi “asıl” işlerine başlayınca resmi bırakmak zorunda kalmışlar. Sanatçıların kendilerini geliştirmek için yaptıkları geziler kadınlara uygun görülmemiş. Başka atölyeleri görmek ve diğer ressamlarla olan iletişimler de kadın ressamlar için pek mümkün olmamış. Çıplak modelle çalışmak ya da çıplak model çalışılan atölyelere gitmek kadınlara kesin olarak yasakmış. Tüm bu nedenlerle erkeklerin Rönesans’tan yüzlerce yıl öncesinde bile sanat eğitimi alabilme ayrıcalığına karşın, kadınlar bundan hep yoksun bırakılmışlar.

İşte bu yazıya konu olan kahramanımız, o dönemlerde, böyle bir ortamda var olma çabası içinde olan, hep mücadeleci ve inatçı yanı, güçlü duruşuyla anılan bir kadın ressam; Artemisia Gentileschi.

Bugün kadının var olma mücadelesinin simgelerinden biri olarak görülen sanatçının yaşamı, erkeklere karşı direnişle geçmiş hep. 1593 yılında Roma’da doğan ve kadın olduğu için sanat okuluna gidemeyen Gentileschi’nin belki de en büyük şansı babası olmuş. Çünkü ilk sanat eğitimini, ressam olan babası Orazio’dan almaya başlamış. O dönemde kadın ressamlar için anatomi ve nü resim yapmak mümkün değil elbette, bu nedenle kadın ressamlar genelde natürmort çalışıyorlarken, Gentileschi çıplak figürlerin olduğu resimler yapmaya başlamış. Babası resim konusunda hep desteklemiş kızını. Bir süre sonra da daha iyi resim eğitimi alması için arayışlara başlamış. Kendi verdiği derslerin yanı sıra, perspektif eğitimi alsın diye Floransalı bir ressam olan Agostino Tassi ile anlaşmış. Fakat ne yazık ki, o sırada henüz 19 yaşında olan Gentileschi bu dersler sırasında hocasının tecavüzüne uğramış ve o andan itibaren her şey değişmiş.  Sanatçının en zorlu günleri de bundan sonra başlamış diyebiliriz.

Düşünsenize, tecavüz ve bunun yarattığı travma zaten yeterince acıyken, bunu insanlara anlatma ve kanıtlama çabası başlamış. Üstüne bir de erkeklerden oluşan, erkekten yana olan bir mahkemenin ve bu mahkemede devam eden dava sürecinin yarattığı sıkıntıları yaşamak zorunda kalmış. Uzun süren mahkeme süreci, sorgulama ve yeni suçlamalar, bekaret kontrolleri, davadan vazgeçmesi için tehditler derken, Tassi’nin aldığı küçük bir cezayla sonuçlanmış süreç. Hatta öyle acı olaylar yaşamış ki bu süre boyunca, çeşitli kaynaklarda, mahkemenin kadına inanmayıp, gerçeği söyletmek için parmaklarını kırdığı bile yazılıyor, “Parmakları kırılırken yalan söyleyemez” diye… Davadan vazgeçmesi için yapılan tüm baskılara, işkencelere dayanan sanatçı, bir de Tassi tarafından sayısız erkekle birlikte olduğu suçlamalarına maruz kalmış. Yani her tecavüz davasında olduğu gibi, suçludan çok mağdurun acı çektiği ve cezalandırıldığı bir sonuçla karşı karşıyayız yine, bu hikayede de…

Gentileshi bu dava süresince çok yıpranmış elbette. Hem çektiği acı, hem de etrafa yayılan dedikodular yüzünden artık Roma’da kalamaz hale gelmiş. Ressam Pietro Antonio Satiattesi ile evlenerek burayı terk etmek zorunda kalmış ve Floransa’ya yerleşmiş. Her mücadeleci kadın gibi, bir yenilgi, yeni bir sürecin başlangıcı olmuş onun için de. Burada eğitimine devam etmiş. Yaptığı resimlerle Medici’lerin beğenisini kazanmış. İtalya’nın birçok şehrinde çalışan sanatçının ünü öylesine yayılmış ki, soylulardan sipariş almaya başlamış, hatta İspanya Kralından dahi resim siparişi aldığı biliniyor.

Bu arada ressam olarak var olma mücadelesini hiç bırakmamış. Daha önce defalarca başvurduğu ve hep reddedildiği Tasarım Akademisine girme çabalarına inatla devam etmiş. 1616’da Academia del Disegno (Tasarım Akademisi) sanatçıyı, ilk kadın üye olarak kabul etmek zorunda kalmış ki, kadınlar için çok önemli bir gelişme olarak tarihe geçmiş bu olay.

Yaşamı boyunca hep sansasyonel resimler yapmış Gentileschi. Resimlerinde kadınları güçlü göstermiş ya da kadınları güçlü gösteren resimler çizmiş. Kanın etrafa sıçradığı, şiddet sahneleri olan resimlerinde, yaşadığı acıları tuvale aktarmış. İncildeki Judith öyküsünü resmederken Judith’i birebir kendisi, Holofernes’i de tecavüzcüsü Tassi olarak göstermiş. Tabloda Judith’i büyük bir soğukkanlılıkla Holofernes’in boğazını keserken görüyoruz. Bu resim belki de bir tür intikam aracı olmuş onun için. Kendi yaşadığı acıyı herkes tarafından hissedilir hale getirip, bir anlamda Tassi’den intikamını almış olmalı… Bilmiyorum eğer sanatçının o resmi yapmaktaki amacı gerçekten buysa, yıllar sonra amacına ulaşmış diye düşünüyorum. O dönemde bu tablonun yapılmasının ve meşhur olmasının ardından, Tassi’nin Roma’da onursuz bir adam olarak anılmaya başladığı yazılıyor kaynaklarda. Adalet Tassi’yi cezalandırmamıştı ama tarih onu bu resimle hak ettiği yere koymuş oldu belki de…

Yıllar sonra, 1997’de Fransız yönetmen Agnes Mertlet tarafından onun hayatını konu alan bir film çekildi. Fakat orada bile sanatçıya haksızlık yapıldığını görüyoruz. Artemisia filminde sanatçının, tecavüzcü Tassi ile sevgili olarak gösterilmesi çok üzücüydü ve film çok eleştirildi, büyük tepkilerle karşılaştı.

Yaşadığı onca acının altından, sanatını silaha çevirerek kalkan Artimisia Gentileschi, onurlu duruşun, vazgeçmemenin ve mücadelenin simgesi olarak sanatın öncü kadınları arasında yerini almış görünüyor.

Onun ve onun gibi mücadeleci kadınların direnişi tüm kadınlara örnek olsun. Kadına şiddeti konuşmadığımız, kadına şiddet konusunda yazmadığımız, şiddet yerine sevgi ve umuttan bahsettiğimiz günlerimiz olsun, tüm insanlık olarak barışa, saygıya ve sevgiye ihtiyacımız var.

195 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Dilşad Atasoy kaleminden “Artemisia Centileshi” için 2 Yorum

  1. Selçuk Kaltalıoğlu dedi ki:

    Kadına yönelik şiddet üzere sanat tarihinden örneklediğiniz makalenizi beğenerek okudum. Harika bir yazıyı kaleme aldığınız için teşekkür ediyorum.

  2. Dilşad Atasoy dedi ki:

    Selçuk Kaltalıoğlu okumanız ve beğenmeniz beni çok mutlu etti. Sanatın özgürce gelişebildiği, şiddetin ortadan kalktığı güzel günleri yaşamamız dileğiyle, sevgilerimle…

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle