Hoşgeldiniz  

300 ve 400

Abidin Celal Binzet | 30 Nisan 2018 | Genel Haberler, Köşe Yazıları


Abidin Celal Binzet
acbinzet@gmail.com

Büyük Fransız Devrimi’nin en karmaşa günleri.

İmparatorluk karşıtı güçlerin barış, özgürlük ve kardeşlik ilkeleri eşliğinde giriştikleri savaşın coşkusu her yerde yayılıyor. Dogmalara karşı bilimsel düşünüş ve birey olma bilinci yeni kapıları zorlamakta. 1789’la başlayan süreç Avrupa ana karasında Sanayi Devrimi’ne uzanacaktır. Böylesi bir ortamda içten içe kaynayan toplumu ateşlemek adına, sanatçıların neler yaptığını görmezden gelemeyiz.

Durup dururken bu konunun nereden çıktığı sorusu takılabilir!

Güncel olaylarla tarihsel bilgiler kimi kez bir arada harmanlanır. Onları buluşturan da sanat olur çoğunlukla. Buradan bakınca insan bilincinin bir sarkaç gibi zamanın ulaşılmaz dönemleri arasında gidip gelebildiğine tanık oluruz.

Bu sözlerde somutlaşan durumu Fransız Devrimi’nin sanatçısı da duyumsamış olmalı ki tutup kendi yaşadığı dönemin ikibin yıldan daha da öncesinin bir kahramanlık öyküsüne göndermede bulunmuş.

Öyleyse bizim de bu tarihler üzerinden güncele bulaşmamız aykırı düşmez sanırım. Sanat böyle bir şey olmalı. Zamanlar arasındaki sınırı bir anda yok edebiliyor. Ya da onları buluşturabiliyor ortak bir yerde.

Önce şu Fransız Devrimi günlerine dönelim. Kahramanlık ve yurtseverlik duygusunu işleme anlamında sanatçıya düşen görev vardır. Jacques-Louis David bu sorumluluğu üstlenmiş. Yaptığı birçok resim dışında bir de “Leonidas Termofiller’de” adını taşıyan 1814 tarihli tablosu dikkat çekiyor.

 

DAVİD, LEONİDAS TERMOFİLLERDE-1814

 

Leonidas kim, Termofil neresi?

Şöyle bir tarihe bakışla Leonidas’ın Sparta kralı olduğu öğrenilebilir. Termofiller ise o bölgedeki aşılmaz bir geçit, bir coğrafya parçası.

İ.Ö. 480 yılında doğudan gelen Serhas (Kserkses) komutasındaki Pers ordusu Grek ülkesinin Sparta krallığına saldırır. Bir anlamda doğu-batı çatışmasının öncülü savaşlar. Kalabalık Pers ordusuna karşın Spartalılar’ın sayısı oldukça az görünüyor. İstilacı gücü durdurabilmek ancak bir kapı işlevini gören Termofil geçidini elde tutmakla gerçekleşecektir. Kral Leonidas en kahraman 300 askeriyle bu geçidi tutarak düşmana karşı koymaya çalışır. Ortaya çıkan durum tam bir kahramanlık destanına benzer. Savaşın sonunda Leonidas Pers askerlerince öldürülür. Ancak Sparta kurtulur. Böylelikle daha önce bir bilicinin kentin kurtuluşunu kralın ölümüne bağlaması yolundaki öngörüsü gerçekleşmiş olur.

Genel çizgileriyle bakıldığında doğudan gelen saldırıya karşı direnen bir küçük toplumun varlığından söz edilebilir burada. Sayıca üstün düşmana karşı inançlı ve direngen bir grubun nasıl kahramanlaştığını da unutmayalım.

Fransız Devrimi’nin sanatçısı David geçmişin sayfaları arasında kalmış bu kahramanlık öyküsünü öne çıkararak devrimi coşturucu bir zemin hazırlamayı seçmiştir.

Günümüz sinema sanatı Sparta kralının onca askeri arasından kendine yakın gördüğü sayıdaki adamlarıyla savaşa kalkışmasını 2007 yılında beyazperdeye taşıdı. Tecimsel amaçlarla hazırlandığı belli olan filmde dikkati çeken önemli bir nokta konuya batıcı gözüyle bakılmasıdır. Daha çok çizgi film havasında hazırlanan yapıtta Persler tam bir doğu tiplemesinde işlenmiş. Biraz olumsuz bir yaklaşım var sanki. İlk anda irkiltiyor insanı. Bu yönüyle tek yanlı olduğu açık.

Ardından, son zamanlarda gerçekleşen olaylara bakıldığında söz konusu yargıya bir açıdan hak vermemek elde değil gibi. Bizi de kapsayan doğu dünyasından uygarlık karşıtı saldırgan politikaları düşünüldüğünde geçmişle olan eğretileme daha bir yerine oturuyor. Pers ordusunun yenilgiye uğrattığı Leonidas’ın başını kesmesi bir şeyler anımsatmıyor mu kimselere!

LEONİDAS

Denebilir ki, savaş ortamında bu tür hesaplaşmalar normal sayılır. Ve cana kıyma konusunda hiçbir ulusun diğerine söyleyecek sözü olamaz. O nedenle uygarlık, bilim ve sanat benzeri oluşumlarla yayılmacı sistemler aynı torbaya konulmamalı. Batı uygarlığının, insanlığın ilerlemesindeki rolünü unutmuyoruz. Ama aynı zamanda sömürge anlayışıyla kendinden güçsüzlere dayatmacı sistemleri götürmesini de birlikte düşünmelidir.

Galiba bu anlayış kısır döngüye benziyor. Yanıltıcı olan, iyilik ve kötülüğü ulus ölçeğine indirgemek. Koşullar gerektiğinde iyilikle kötülüğün kısa sürede yer değiştirdiğini söylemek zor değil. Ama tüm bu oluşumlar karşısında, her toplumda aydın ve sanatçının kötü gidişe karşı seslerini duyurmaya çalıştığı bilinir.

 

Yeniden başa dönelim isterseniz. Fransız Devrimi’ni hazırlayan kültürel öğelerden bir resimden yola çıktık. O devrim ki, insanlık tarihinde önemli bir aşamayı gerçekleştirir. Büyük ülküleri, bilimsel düşünceyi, kültür ve sanatı yüceltir. Bunları yapabilmek için de itici güç anlamında binlerce yıl öncesinin bir savaşını günceller, gündeme getirir. “Doğu”nun kalabalık saldırganlığı karşısında 300 kişi, direnişi simgeliyor. Yolu Termofil’den (Thermopyle) geçenler karşılarında bir anıta rastlayacaktır. Tam da Leonidas’ın öldüğü yerde. Anıtın kaidesinde Antik Grek ozanı Simonides’in (İ.Ö. 556-468) şu dizeleri okunur:

“Git Spartalılar’a söyle, buradan geçen yabancı,

Burada, yasalarına itaat eden bizler yatıyoruz.”

Yurdu için can veren ve yasalara uymayı ilke edinmiş yöneticiler söylemi bir masal sanki. Artık başka kurallar geçerli. Yaşananların insan belleğindeki izleri böyle işte. En olmadık zamanda bir uçtan ötekine uçup geliyor. Binlerce yılın insanlığını aynı yerde buluşturuyor. Zaman aralarına dağılmış olayları bir araya getirme çabasında. Bugünden bakınca geçmiş zamanla günümüzün nerede buluştuğu ya da hangi noktada ayrıldığını kestirmek güç. Kimi yerde düşle gerçeğin birbirine karıştığı bile söylenebilir. Görece gelişmişlik çağında yaşarken geriye gidişi kurcalamanın, gerçek mi yoksa düş mü olduğuna karar vermek çok güç.

Günümüzde “doğu”daki kimi güçlerin kutsallık örtüsü altında uygarlığa karşı saldırıya geçmesinin nedenini nerede aramalı?

Kültür ve sanat neden bu denli dışlanmakta?

Çağdaşlığa karşı yürüyüş için 300’ün yetersiz kalmasından mı 400 isteniyor bugün?

Soruların sarkacı uzun yüzyıllar arasında gidip gelmede.

Her biri ötekinin içinden fırlayıp belleğimizde dolanıp duruyor sanki.

Bakılırsa, geçmişte yaşananların o denli uzak olmadığı görülecektir. Yeter ki, doğru sorulara doğru yanıtlar verilebilsin.

 

 

A.Celal Binzet’in “300 ve 400” isimli yazısı; ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ, ŞUBAT 2016, Sayı: 336 ‘da yayınlanmıştır.

546 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle