Hoşgeldiniz  

Tach Pollard ile Kısa Bir Söyleşi….

Ceren Atasoy | 20 Temmuz 2019 | Genel Haberler, Röportajlar A- A+

 

Sayın Pollard bu mini röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak isterim. Türkiye’de yaşayan sanatseverleri bilgilendirmek adına kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba Ceren, bu kısa bir söyleşi gibi olacak bazı soruları da cevaplayamayacağım. Ben Tach Pollard. Ailemle beraber Oxford yakınlarında, Birleşik Krallık’ın kalbinde yaşıyorum. Ahşap oymacılığını yaklaşık 20 yıldır yapıyorum. Gençken, yerel ormanlık alanlardan meşe ağacı kökleri toplar, onları temizler ve babamın iş yerinin bulunduğu kasabadaki dükkan sahiplerine satardım. Bunu bir süre iş olarak yaptım. Daha sonraları, bıraktığımda fark ettim ki, üzerini örttüğüm geniş bir kök koleksiyonum var. Onları orada tutmak yerine işlemeye başladım.

Sanatsal anlamda hikayeniz nasıl başladı? Dünden bugüne sanat serüveninizi anlatır mısınız? 

Şimdilerde meşe ağaçlarından çok alıç ağacıyla çalışıyorum. Alıç ağaçları İngiltere’de çit yapımında kullanılan, bodur ve sert ağaçlardır. Asıl bu amaç için yetiştirilirler. Ama İngiliz kültüründe, bizim folklorumuzda, efsanelerle ve perilerle ilişkilendirilirler. Özellikle İngiltere ve Kuzey Avrupa mistik kültürüyle ilgili çok fazla kitap okumuş biri olarak, alıç ağaçlarıyla çalışırken, bir Mesih’in dikenini ve Merlin’in saklandığı ve potansiyel olarak hala orada olduğu yeri, yani ağaçları çevreleyen mitolojiyi seviyorum. Bu bölgede, inanışa göre periler, yalnız alıç ağaçlarının ortasında veya çevresine görülür. Haliyle bir alıç ağacı, sihriyle elime ulaştığında hangi büyülü forma dönüşmek istediği bilgisiyle geliyor. Ben de onu efsanelerin gücüyle yontuyorum. Yani ne olmak istediğine karar vermiş bir alıç gövdesini, olmak istediği şeye varsın diye dış kabuklarından uzaklaştırıyorum. Tabii tüm bu süreçte, çalıştığım parçanın çatlamasının önüne geçmek için gerilimli alanlarına dikkat ediyorum. Eserlerimde gördüğünüz siyah rengi de boyayla değil, ahşabı yakarak elde ediyorum. Bir süredir, daha çok parklar ve dış mekanlar için büyük işler üretmeye odaklanmıştım ancak sırtımda meydana gelen rahatsızlıktan dolayı çok büyük işlerle artık çalışamıyorum. Yine de dış mekanlar için yaptığım tasarımlarda, daha dayanıklı olduğu için meşe kökleri ile çalışıyorum. Alıç ağaçları gibi onlar da olmak istedikleri formda geliyorlar elbette…

Yarattığınız eserin bittiğine nasıl karar veriyorsunuz? 

Gençliğimde elimdeki işi bitirmeye odaklı çalışırdım. Bir parçayı gereğinden fazla yontar ya da dönüştürmek için çok zaman harcardım. Ama şimdi daha azın daha fazla olduğunu hissediyorum. Tabii ki yine çok zaman alan işler olabilir ama bittiği hissi artık kendiliğinden geliyor. Akışta, kendiliğinden oluveren bir şey gibi…

Türkiye gibi ülkelerde gerek ekonomik açıdan, gerek düşünce özgürlüğü bakımından sanatçı olmak zor. İngiltere’de sizin karşılaştığınız bir zorluk var mı? 

Birleşik Krallık’ta sanat üretimine sonsuz bir özgürlük alanı tanınıyor, elbette çok şanslıyız.

Davet edilirseniz, Türkiye’de bir sanatsal etkinliğine katılmak ister misiniz?

Türkiye’yi çok seviyorum. Hatta ilk adım Türkçe. Annem İzmir’e tatile geldiğinde babam da İzmir’de çalışıyormuş, öyle tanışmışlar. Ben de Türkiye’de büyüyene kadar çokça vakit geçirdim. Kuşadası, Bodrum ve Marmaris bildiğim yerlerdir ama nereye gidersen git, tarihiyle, doğasıyla cennet gibi bir ülke Türkiye.

Mr Pollard, we appreciate about your acceptance of our  mini interview.

To inform Turkish artlovers, could you tell about yourself shortly?

 Hi Ceren, this will be brief and some question I may not answer

My Name is Tach Pollard, I live with my family in near Oxford in the heart of the UK. I have been carving wood for about 20 years. When I was young I used to collect oak tree roots from the local woodland, clean them up and sell them to shop owners in the town where my Dad had his shop. When I stopped this I ended up with a large collection of roots which I covered up. Later on in my life I found this collection of roots and started to carve them.

 Can you tell your art adventure from the begining untill now? 

Now I carve mainly Hawthorn it’s a very dense wood that is mainly grown as hedging in the UK so doesn’t come in large sizes usually. I love the folklore and the mythology surrounding Hawthorn ie the thorn of a Christ And the place in which Merlin hid and is potentially still there.Hawthorn usually decides what it would like to be. I strip the wood away to reveal what’s inside. Following the curves and shadows in the wood.In the UK hawthorn is connected by folklore and legend to the fairy world. The fairy folk have often been seen amidst or around the lone hawthorn trees. These myths and legends weave themselves into the carvings I create. I read a lot of old books on magical folklore from the UK and Northern Europe which loosely adds to the creatures I carve.Once I have carved the piece taking care to hollow out or distress areas I don’t want to crack I burn the wood with blow torches to blacken the wood.I have focused mainly on carving I used to carve much larger work for parks and councils but got a back injury that prevents me from working in a large scale.

I work with Oakroots for outdoor pieces as the roots are very durable. The carvings are described again by the shape of the wood.

How do you understand the sculpture that you are working on is done?

 When I was younger I would focus on the finished work much more. I would overwork the piece,now I feel less is more but they can still take along time to make. I just have an innate sense when they are done. It’s like a flow. 

For an artist, living in a developing country like Turkey is very difficult (freedom of expression or economic wise)do you face these kind of difficultiesin your country? 

We are lucky in the UK there is complete freedom to produce art.

If you are invited would you like to join an exhibition, art fest orcomtemporary in Turkey?  

I love Turkey my first name is Turkish as my Dadwas working in Izmir when he met my Mum who was there on holiday from the UK. My Dad had a Turkish friend who i later met with my name. I spent time in Turkey growing up it was heaven. We stayed around Kushadasi, Marmaris and Bodrum on the coast and also travelled in land to pumakale to stay at the spa connected to the mineral springs. It’s such a beautiful country with so much history where ever you go.

 

 

33 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle