Hoşgeldiniz  

Küratör Beral Madra ile keyifli bir röportaj

Ceren Atasoy | 14 Eylül 2019 | Genel Haberler, Röportajlar A- A+

 

Sanatın maddi değerini bulmasında hiç kuşkusuz ki en büyük katkı küratörlerin… Türkiye’de küratör denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri de Beral Madra. Her ne kadar bilgisi, tecrübesi ve duruşuyla karşı taraf için zorlayıcı bir karakter gibi görünse de röportajı bitirmemize rağmen sohbete doyamadığımızı belirtmeliyim. Her güç sahibi gibi, O’nun da seveni ve sevmeyeni bol. Ancak sizi bu satırların hemen altında, ön yargısız okunmayı hak eden, samimi bir Beral Madra röportajı bekliyor.

Siz, Türkiye’de küratörlüğün ne olduğunun bilinmediği zamanlardan beri küratör olarak hayatımızdasınız.

(Gülüyor) Bu bir efsane haline geldi. Öyle yorumlamayalım da şöyle diyelim, küratörlük denilen meslek aslında çok eski bir meslek. Müzeler kurulduğundan beri, oradaki yapıları koruyan, sergileyen kişiler küratörlerdir. Ha çağdaş sanat yapıtını sergilemiş ya da korumuşsun ha klasik eserleri, fark etmez. Ancak modern ve post modern sanat sisteminde bu meslek farklı isimler aldı. Mesela 1980’lere kadar Venedik Bienali’nde ulusal pavyonlarda sergiyi yapan kişilere sergi komiseri denilirdi. Şimdilerde sergi komiserinin yanında sergi küratörü de kullanılıyor çünkü sergi komiseri daha çok idari işlerle ilgileniyor. Benim de küratör olarak tanımlandığım sergi, Türkiye’de değildir, Bari’de, Akdeniz Ülkeleri Çağdaş Sanatı Sergisi’dir. Tabii Türkiye’de bu unvanı kabul ettirmek yaklaşık 20 senemi aldı ( Gülüyor).

Burada araya gireyim, şu an sergi yapan herkes küratörüm diyebiliyor. Bu noktada bir küratör nasıl olmalı? Sizden dinleyelim.

– Gerçek anlamda bir küratör olmak, sanat tarihi, 20.yy sanatı ve düşünce akımları ile ilgili derin bir bilgiye sahip olmayı gerektirir. Yani yapıtlar ve sergiler üzerine çalışmış olmalı çünkü sanat tarihi ve 20.yy sanatı okumayan tökezler. Bakınız hiçbir şey yeni değil. Yani yaratım ve üretim süreci sürekli üzerine bir şeyler konularak ilerliyor. Evvelini bilmeden güncelini anlayamazsınız, yorumlayamazsınız. Yaşadığı ülkeyi, ülkenin sanatını da çok iyi tanıması gerekiyor. Gelelim sergisini yapma kısmına… Bir ideolojisi olması gerekiyor. Mesela elli adet yapıtı sergileyecek ve o elli yapıtın bağını kurmalı ya da o bağı kurarak sergisini oluşturmalı.

Küratörlüğü hakkıyla ve meslek olarak yapanların, sanatı, akımları, sanatçıları ve hatta sanat piyasasını bilinçli olarak yönlendirdiğini düşünüyor musunuz?

– Bunu söylüyorlar evet, küratör iktidarı var sanatçıyı yönlendirir deniliyor. Ama belli bir olgunluğa gelmiş sanatçıyı yönlendirmeniz mümkün değil ama çok genç bir sanatçıyla çalışıyorsanız, önerilerde bulunursunuz. Koçluk yapmak gibi ifade edilebilir.

 Peki siz, bu kadar tanınmış bir küratör olarak seçtiğiniz sanatçıları elbette ön plana çıkartıyorsunuz ve o kişiyi parlatıyorsunuz. Bu anlamda sanata yön vermiş olmuyor musunuz?

– Evet, orası öyle.

 Bu çok ciddi bir sorumluluk değil mi?

– Öyle. Bu işin doğası bu.

Bu durumda çağdaş sanat nereye gidiyor ya da nereye itiliyor sizce?

– Şöyle, (gülüyor) tamamen hangi ülkede yaşadığınıza göre değişir. Eğer alt yapılar doğruysa bu iş kendiliğinden doğru şekilde ilerler zaten. Ancak, sanat pazarı müdahale ediyorsa, sanatçıların ekonomik durumları çok düşükse, kamusal para yoksa, sürekli satış yaparak geçinmek zorundaysalar iş zorlaşıyor. Çünkü kendi ülküsünü yerine getiremiyor, talebe doğru yöneliyor. Buna direnmeye çalışan sanatçılar var tabii ama dayanma gücüne bağlı… Bakın ben bunları yıllardır yazıyorum. İstanbul sanat ortamı şu an çok sorunlu. Mekanından, küratöründen, sanat piyasasından… Saymaya başlasam o kadar çok sorun var ki…

Doğu ile batıyı kıyasladığınızda…

– Eskiden öyle bir kıyas vardı. Viyana’nın doğusunda kalan her iş o kadar da önemli değildi. Ancak post modernizm ve küreselleşme sürecinde böyle bir düşünce mümkün değil. Bugün Afrika’nın en ücra köşesinde çağdaş sanat yapıtı üreten bir isim bile gidip Avrupa’da sergi açabiliyor.

 Aslında tam da bunu sormaya çalışıyorum. Yine Avrupa’da sergi açması gerekiyor. Afrika’da açabiliyor mu ya da açtığında ciddi bir kitleyle buluşabiliyor mu?

– Bugün için, evet. Afrika ya da Asya’nın bütün ülkelerinde çağdaş sanat altyapıları kurulmuş durumda. Çağdaş sanat müzeleri de var, galeriler de küratörlük kavramı da oturmuş.

 Peki siz seçimlerinizi neye göre yapıyorsunuz?

– Benim sergi grafiğime baktığınızda, daha çok eleştirel, siyasi göndermeleri olan, feminist duruşu olan işlerle karşılaşırsınız. Benim ideolojim şu an Türkiye’nin genel durumuyla örtüşmese de, çağdaş sanat, Türkiye’de ifade özgürlüğünün en belirgin olduğu yaratıcılık alanlarından biri diye düşünüyorum.

 Sanata yıllarını vermiş sanatçılar, küratörlere şöyle bir eleştiride bulunuyorlar; henüz 20li yaşlarının sonlarındaki genç sanatçılar parlatılırken bizi yok sayıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

– Evet var böyle bir durum. Bu tamamen sanatın estetiğiyle ilgili bir şey. 21.yy’ın ilk çeyreğinde artık modernist biçimler miadını doldurmuş. Artık bunlarla resim/heykel yapmaya devam ederseniz ilgi çekmiyor. Bugün sanat, interdisipliner ve ilişkisel, böyle adlandırılıyor. Sizin bir sanatçı olarak video, fotoğraf, resim, desen, performans vs. bütün bunlarla iç içe olmamanız lazım. Kendinizi sunarken mutlaka ideolojinizi de ortaya koymalısınız. Bir de arz talep meselesi var. Talep ise, en güncele doğru.

Sanat tüketilen bir şey yani?

– Evet, tabii öyle.

Bir diğer eleştiriyle devam edeyim o zaman. Ben de zaman zaman bu düşünceye kapılıyorum. Bienallerde sanatın ne olduğunu ya da sanatın bu mu olduğunu sorgulatan işler yer alıyor. Ne dersiniz?

Evet bazı yapıtlar çok basit olabiliyor. Mesela sadece bir evin fotoğrafı. Ona bakıp ben de bu fotoğrafı çekerim denilebiliyor. Ama o fotoğraf hakikat mi, yoksa üzerinde oynanmış bir fotoğraf mı? Neden o ev? Ne ifade ediyor? Ya da daha da önemlisi, sanatçı evvelinde ne yapmış da bugün bunu sergilemiş? Bir sanatçının yapıtını mutlaka önceki işlerine bakarak yorumlamak lazım. sanat yapıtı zihinsel süreçleri ifade eden bir yaratım ve bulunduğunuz pazar herhangi bir tüketim pazarı da değil…

Bir kaç gün sonra bienal var. Bu bienal nasıl olacak?

– Son dakika bir mekan değişikliği oldu. O biraz sıkıntılı bir süreç yarattı tabii o kadar eserin taşınması vs… Ama şu an halledildi. Sanatçı listesini de gördüm. Tanıdıklarım da var, tanımadıklarım da… Türkiye’den de hep aynı liste yapılıyormuş gibi geldi bana. Yine çok bilinen sanatçıları çağırmışlar. Bunun önüne geçmek için gelen küratörlerin bağımsız araştırma yapmaları lazım. Bundan sonra ben olsam, IKSV’nin yerinde, bir küratör tuttuğum zaman en az 8 ay İstanbul’da yaşamasını isterim. Burada yaşamadan bienal yapmayı zaten aklım almıyor. İstanbul çok ayrı katmanları olan çok sesli ve özel bir şehir.

Evliyagil Sanat Galerisi hayırlı olsun ve nasıl gidiyor?

Teşekkürler, gayet güzel bir ilgi görüyor. Orası kar amacı gütmeyen bir galeri. Sanatçı orada sergisini yapar, kendi kolleksiyonerini getirir satar, galeri pay almaz. Ben 3. Grup sergimi de orada yapacağım şimdi ama bundan sonraki sergiler daha çok solo olacak.

 Sanat ve vatandaşın yollarını kesiştirmek adına, bir yandan da yerel yönetimlerle görüşmeye çalışıyorum. Bu bağlamda önerilerinizi alabilir miyim?

– Sanatın derine nüfus edebilmesinin en doğru yolu, kurumların başına işinin ehli insanları getirmektir. Siz kıyısından köşesinden sanata bulaşmış insanlara, koca kurumları ya da şehirleri emanet ederseniz bu iş olmaz. Belediye başkanı buna katlanacak ve kendinden üstün bir insanı getirip kültür müdürü yapacak. Çünkü kültür sanat işi öyle şakaya gelmez.

Ben İzmir’de yaşayan biri olarak, bu kadar mükemmel bir şehrin kültür sanat alanındaki yetersizliğinin sebebini merak ediyorum. Aynı şekilde sizin de yıllardır bir ayağınızın Ayvalık’ta olduğunu biliyorum. İzmir ve Ayvalık adına kültür sanat politikalarını değerlendirmenizi rica ederek bitirmek isterim.

– İzmir’den, iki sene önce, bir pr şirketi beni davet etti. Kültür müdürlüğünde STK’ların da katılımıyla bir toplantı yaptık. İzmir bienali üzerine uzun uzun konuştuk. (Gülüyor) Sonra bir daha ses çıkmadı. Zaten İzmir Expo’yu da o yüzden alamadı, kültürel yapı yok. Mesela Bay Soyer, yeni belediye başkanı bu konuya eğilirse kazanır. İşinin ehli isimlerle bu işi çözmek zorunda. Ayvalık, ciddi iklim değişiklikleriyle, göç dalgasıyla ve gelen turisti ya da göçü kaldırmayan bir altyapıyla boğuşuyor. Bir de üstüne deniz üzerinden insan ticaretinin çok yoğun yapıldığı bir bölgede Ayvalık. Böyle bir yerde yönetici olarak ne yapmalısınız? Ekibinizi doğru kuracaksınız. Yerel yönetimler konusunda çok önemli araştırmalar var. Bunlardan faydalanacaksınız. Ve sorunları sıralayanlardan kaçmayacaksınız, sorunları dinleyecek ve üstüne gideceksiniz…

Sonrası kayıt dışı. Ancak dileğim odur ki: Paraya değil ama sanata duyduğu inancı ve ihtiyacı çoğaltmaya çabalayan ehil isimlerle yerel yönetimler buluşsunlar. Sanat derinlerimize nüfus ettikçe, iç kavgalarımızı çözmemize yardım edecek. O zaman, daha güzel bir dünyada yaşıyor olacağız.

 

253 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle