Hoşgeldiniz  

İzmir’e artı değer katan mekan: Arkas Sanat Merkezi

Ceren Atasoy | 20 Ekim 2019 | Genel Haberler, Röportajlar A- A+

 

Piece of ART News’in Ege Bölgesi Sorumlusu ve yazarlarından Ceren Atasoy sordu, Müjde Unsutası cevap verdi. Arkas Sanat Merkezi’ne dair sohbetleri keyifle Piece of ART News’ten okuyabilirsiniz.

İzmir’e artı değer katan mekanlardan biri olan Arkas Sanat Merkezi’nde, merkezin direktörü Müjde Unsutası ile sanatın saklanma ve sergilenme boyutu üzerine uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. Doğru yerlerde doğru isimlerle ilerlemenin, yani günümüzde sıkça söz ettiğimiz bir kavram olan liyakatın önemine bir kez daha vurgu yapan bir röportaj olduğu inancındayım. Pozitif ayrımcılığımı da yapmadan geçmeyeyim; İyi ki dünyayı güzelleştiren nazik, akıllı ve derin kadınlar var.

Ne iyi etmiş de İzmir’e Picasso’yu getirmişsiniz. Çok güzel sergilenmiş, anlatılmış ve aydınlatılmış işler olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Ellerinize sağlık.

Ne mutlu, sağ olun.

Arkas Sanat Merkezi bir galeri değil. Her ne kadar bir müze olmasa da müzeden hiçbir farkı yok, yeterlilik anlamında, değil  mi?

Uluslar arası müze standardında bir mekan olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak mekanın kendine ait bir koleksiyonu olmadığından bir müze değiliz. Arkas Koleksiyonu’ndan eserler öncelikli olmak üzere, Türkiye’deki ve yurt dışındaki kurumlardan ödünç aldığımız eserlerle sergiler düzenliyoruz.

Bu koleksiyonda geleneksel ve klasik eserler üzerine yoğunlaşmış durumda değil mi?

Evet. Haliyle Lucian Arkas’ın beğenisi doğrultusunda oluşturulmuş bir koleksiyon. O kendini çağdaş sanata pek yakın bulmuyor. Portre, natürmort, peyzaj resmedilmesi çok sevdiği çalışmalardır. Tablo dışında ciddi de bir halı koleksiyonu var. Türkiye’de halıcılık ne yazık ki sıkıntılı bir dönemde. Genç kızlar tezgah başında oturup halı dokumak istemiyor. Sigortalı gidip geldiği bir işi, daha sosyal bir hayatı olsun istiyor. Tabii çağın gereği, dekorasyon anlayışları da değişti. İnsanlar modern evlerde, klasik dokunmuş bir halı yerine, minimalist işleri tercih ediyor. Bu da ister istemez halıcılığı çok ciddi bir tıkanma noktasına getirmiş.

Bununla ilgili bir iş planınız var mı?  

İstanbul’da Halı İhracatçıları Birliği var. Onlar her yıl İstanbul Carpet Week düzenliyorlar. Yeni tasarımcıları sektöre kazandırmak için çok ciddi yarışmalar yapıyorlar. Biz de onlara elimizden geldiğince, koleksiyondaki kıymetli halıları sergileyerek destek olmaya çalışıyoruz. El birliğiyle Türkiye’yi halıda yeniden altın çağına taşımak istiyoruz. Biliyorsunuz dünya sanat tarihinde İran halıları hep daha ön plandadır oysa bu tamamen batının, Türk halılarını da İran halısı olarak değerlendirmesinden kaynaklanır. Oysa İran halısı ile Türk halısının düğüm teknikleri tamamen farklıdır. Bay Arkas bu alanda çaba sarf eden ve bu sanatı icra eden kişileri destekleyerek, Türkiye’de halıcılığı canlandırmaya çalışıyor. Hatta bu sanat ölmesin, ipek halı dokumacılığı ölmesin diye, çok iyi dokuma yapan atölyelerden, üretim oldukça mutlaka halı alıp, koleksiyonuna katmaya özen gösterir.

Peki halıları nasıl sergiliyorsunuz? Sonuçta halı bir eser, ancak üstüne basarak kullandığımız bir eser…

Halılar aslında yerde sergilendiğinde tabii ki daha iyi anlaşılacaktır, hoş ipek halılar da üstüne bastıkça sağlamlaşır ancak bunlar çok eski halılar ve çok özel şartlarda korunmaları ve sergilenmeleri gerekiyor. Bizler de, duvarda bir tablo gibi sergiliyoruz.

Bu koleksiyonda çağdaş sanata mesafeli olunması, çağdaş sanatın sınırsızlığının da payı var mı? Çünkü Arkas koleksiyonu daha, tırnak içinde söylüyorum bunu, usturuplu işler.

Ben sanatta ve sanatçının zihninde herhangi bir sınır olmaması gerektiğini düşünüyorum ancak bazı isimlerin de, çağdaş sanatta çok abartıldığı kanısındayım. “Değeri gerçekten o mu?” onu zaman gösterecek. Bizde de batıyla mukayese ettiğinizde, resim tarihi o kadar yeni ki, koleksiyonerlik de yeni yeni oturuyor. Her çok iyi denilen isim de çok iyi mi onu işte zaman gösterecek.

Siz böyle bir mekanda, mutlaka onlarca farklı sosyo-ekonomik seviyeden insan görüyorsunuz ama burası bir elit tarafından topluma kazandırılmış bir mekan. Haliyle bu elitler ve sanat ilişkisi ne zaman sanat ve insan ilişkisine evrilir? Ya da ne yolla demeliyim.

Sanat küçük yaşlardan beri haşır neşir olunduğunda içselleşiyor. Biz bunu çok önemsiyoruz. Bizim ziyaretçi kitlemizin neredeyse yarısı öğrenciler. Burayı gelip geziyorlar ki biz de okulları tek tek arayarak öğretmenlere rehberlik edecek kitapçıklar gönderiyoruz. Ben çok inanıyorum gençler, çocuklar sanatla buluştukça sanatın o elitlere özgü gibi duran tarafı silinecek. Sanatın ulaşılmaz ya da anlaşılmaz bir kavram değil bizzat hayatın içinden, bize ait, insana ait bir parça olduğunun zamanla anlaşılacağını düşünüyorum.

Çocuklar için neler yapıyorsunuz?

Çocuklar için ücretsiz atölye çalışmalarımız var. Sergiyi gezmeye geldiklerinde, gruplar halinde özel eğitmenlerimiz eşliğinde içeri alıyoruz. Eserlerin hikayelerini ve sanatçının geçmişini dinleyerek gezme şansı buluyorlar. Sonrasında da üst kattaki atölyede, biz orayı sadece çocuklara ayırdık artık eser sergilemiyoruz, kendi eserlerini oluşturuyorlar.Bazı sergilerde şövalelerle çalışma şansları da oluyor. Güzel sanatlar öğrencileri de gelip çalışma yapabiliyorlar.

Picasso sergisinin şekillenmesi, küratörü, eserlerin getirilmesi vs… Biraz onlardan bahseder misiniz?

Tabii ki. Bu sergide ve daha bir çoklarında küratörümüz Jean-LucMaeso’ydu. İzmir Fransız Kültür’ün eski müdürü. Çok bilgili, kültürlü, sanat alanında yurtdışında, özellikle Fransa’da inanılmaz çevresi olan bir isim. Biz çok vakit geçiririz Bay Maeso’yla, bir sohbet esnasında, İzmir’e Picasso’yu nasıl getiririz diye konuşurken, Paris’e gittiğinde Picasso Müzesi ile görüşeceğini söyledi. Bu serginin tematik kurgusunu yapan aslında O’dur.  Eser seçimleri, aradaki yazışmalar, sergilenme koşulları… Bütün bunlarda birlikte hareket ettik diyebilirim. Tabii böyle bir sergiyi yapabilmek uzun soluklu bir iş. Biz bu süreci iki sene önce başlattık.  Öncelikle serginizi, amacınızı, hangi tarihlerde yapacağınızı belirtiyorsunuz. Bir ön kurul bunları değerlendiriyor ve onay verdikten sonra sizden bir kurum yeterlilik raporu istiyor. Mimari planlar, kullanılan aydınlatmalar, güvenlik görevlilerinin aldığı eğitimler, içerideki ısı ve nem için günlük, üç aylık, altı aylık veriler… Bütün bu kriterleri uluslararası düzeyde sağladığınızda anca sergi için mutabakat sağlanmış oluyor. Bir de o eserler çok özel koşullarda buraya gelir. Her biri özel bir ağaçtan yapılmış sandık içerisinde, bir müze görevlisi eşliğinde bize ulaşır. İklime adaptasyon gereği 24 saat sonra açılır, eserler büyüteçlerle incelenir her eser için notlar alınır. Aynı şekilde sergilendikten sonra geri gönderilir. Bir de bu eserler elbette çok yüksek bedellerle sigortalanıyorlar. Sigorta şirketlerinin de üstünde denetmenler gelip zaman zaman bizim gibi sergi mekanlarını ve müzeleri denetlerler. Kapıların kapandığında ışık alıp almadığına kadar detaylı incelemeler yapılır ve bir rapor hazırlanır. Bu rapor çerçevesinde de uluslar arası düzeyde bir sertifikaya sahip olursunuz. Bizim mükemmellik sertifikamız var. Bu yaptığınız sergilerde ödediğiniz sigorta bedellerini aşağı çeken de bir durum. Riskiniz ne kadar azsa, sigorta bedeliniz de o oranda düşecektir.

Bildiğim kadarıyla burada yapılan hiçbir sergiden giriş ücreti alınmıyor. Bir iş adamına, prestij dışında, böyle bir mekan ne sağlıyor?

Haz. Büyük bir haz. Bay Arkas’a, “elli dört ülkede şirketiniz var, merkezinizi neden İzmir’de tutuyorsunuz?” diye hep soruyorlar.  O da İzmir’de büyümüş, İzmir aşığı bir yatırımcı olarak, buraya katabileceği ne varsa katmak istiyor. Mesela biz burasıyla ilgili, kendisine her gün rapor veririz. Kaç kişi gezdi, olumlu olumsuz bir durum oldu mu? İnsanlar ne tarz sergilere daha çok ilgi duyuyor? Sanatsal açıdan İzmir’in nabzını da ölçmeyi seviyor. İşten arta kalan zamanında en çok ilgilendiği alan sanat. Hatta artık haftada bir günü, sadece sanatla ilgili işlerle ilgilenmek için ayırdı. O’nun en büyük hobisi diyebiliriz sanat için.

Peki İzmir’de sanat anlamında uluslararası bir sanat fuarı, bienal, comtemporary gibi bir oluşumun gerçekleşmesi noktasında sorumluluk hissetmiyor musunuz?

Bizim fuar, bienal yapmak üzere bir girişimimiz hiç olmadı. Biz, takvimini kendimizin belirlediği kendi kültür mekanlarımız üzerinden gidiyoruz. Ancak böyle bir girişim olsa Arkas olarak, her türlü desteği elbette veririz.

Son olarak sizi ve sizin gibi mekanları ziyaret eden insanlara ne söylemek istersiniz?

İnsanlar çekiniyorlar sanatın sergilendiği mekanlara girmeye, çekinmesinler. Sanatın hayatın içinden, hayatı ve insanı güzelleştiren bir kavram. Çocuklarını daha çok böyle mekanlarla buluştursunlar. Bir sanat eserinin nasıl ziyaret edilmesi gerektiğini, müze adabını aşılasınlar. Anıtkabir’e gittiklerinde nasıl davranılması gerektiğini, ya da bir sınıfta nasıl ders dinlenileceğini öğrendikleri gibi müzeleri, sergileri, galerileri de nasıl gezmeleri gerektiğini öğrenmeliler. Bu da anca daha sık ziyaret ve sanata maruz kalma ile çözülür diye düşünüyorum.

 

************************

Beyaz Tuval / Kısa Metraj / #kendisesinden / #iyihaftalar Sanat Programları ve sanat videolarını izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/c/pieceofartNEWS  adresinden sanata dair güncel haberleri de takip edebilirsiniz.

 

 

33 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle