Hoşgeldiniz  

Aykut Uslutekin Röportajı…

Ceren Atasoy | 09 Kasım 2019 | Genel Haberler, Röportajlar A- A+

 

Aykut Uslutekin adını daha önce duymayanlar olduğuna eminim zira, caz müzik bile henüz bir popülariteye sahip değilken milyonlarca fotoğraftan oluşan bir arşivin yaratıcısını duymamış olmak da olağan sayılabilir. Zamanlama olarak Aykut Uslutekine’e yetişemeyen caz sanatçıları olsa da onun, dünyada fotoğraflamadığı isimler bir elin parmaklarını geçmiyor. Tutkuyla sevdiği fotoğraf sanatı üzerine Alsancak’taki atölyesinde, nefis bir kahvaltı sonrası sohbet etme imkanı bulduk.

 Biraz çocukluğunuzdan ve fotoğrafla ilişkinizin başladığı dönemlerden bahsederek başlayalım isterim.

1961 Çanakkale doğumluyum. Babam deniz subayı olduğu için bir yerde çok uzun süre kalmazdık. 3 yıl Çanakkale, sonrası Gölcük, en son da İzmir’e tayiniyle 1974 senesinde, buraya yerleştik. Babam her sene sınıf geçme hediyesi alırdı bana. Bir keresinde de, 1977 ya da 1976 yılıydı, fotoğraf makinası aldı. 9 Eylül Üniversitesi’nde Oğuz Makal yönetiminde bir fotoğraf kolu kuruldu o yıllarda. Bizler de oraya gittik. Ara Güler ve onun kitapları eşliğinde ciddi bir eğitim aldık aslında. İlk başlarda ev içinde çalışıyordum. Sonra sokaklarda çocuk fotoğrafları çekmeye başladım.

Peki ailedeki müzik ve edebiyat aşkı nereden geliyor?

Abim çok meraklıydı müziğe. Bizler TRT 3’ün fm kanalını dinlerdik. Jazz müzisyenlerini orası vasıtasıyla tanıdık. Yetmişlerde Chick Corea, Miles Davis kim biliyordum. Babam zaten çok çağdaş bir insandı. O dönemde, İngiltere’den, Fransa’dan getirdiği sanatsal şeyler vardı. Evimiz ansiklopedi doluydu, kitaplığımız keza öyle. Özel bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim.

Tekrar fotoğrafa dönelim.

İşte fotoğraf makinamla yavaş yavaş sosyal hayata karışmaya başladım. Okula da götürüyordum kızları çekiyordum falan. Ee ben de memnun oluyordum bu durumdan onlar da… (Gülüyor) Bir arkadaşıma sordum nasıl tab ettireceğimi sordum. “Karanlık bir odada filmi çıkar götür fotoğrafçıya” dedi. Öyle yaptım. Fotoğrafçı görür görmez filmin yandığını söyledi. Çok ağırıma gitti bu durum. Fotoğrafın laboratuvar kısmıyla da ilgilenmeye başladım. Yazları hep karanlık odada film tab etmeyi öğrenerek geçirdim. Sonra Güzel Sanatlara girdim ancak mezun olamadım, babamın ani ölümü dolayısıyla. İş hayatına atılmam, para kazanmam gerekiyordu. Fotoğraf firmalarına başvurdum. Kodak Film’e yaptığım başvuru kabul edildi ve ilk orada başladım. Yirmi yıl boyunca da Kodak bünyesinde çalıştım. Sonra Konika ve Nikon’da da devam ettim.

Digital dünyada üretim yaparken, analogdan dijitale geçmek nasıl bir süreçti ve analoğun daha doğrusu filmin hayatımızdan çıkması sizi nasıl etkiledi?

Fotoğrafçı olacaksanız, arka planı çok iyi bilmeniz lazım. Karanlık odadan geçmeden, fotoğrafın, daha doğrusu görüntünün nasıl meydana geldiğini anlamadan fotoğrafçı olamazsınız. Işığı bilmeden fotoğrafçı olamazsınız. Ben sırf daha çok tecrübe edinmek için bir çok yerde ücretsiz çalıştım.  Emek vermeden, çalışmadan bir şey olmaz. Analog tecrübesinin, hem disiplinli çalışma, hem estetik ve kadrajı özümseme noktasında çok faydası oldu.

Sektördeki firmaları bu kadar iyi bilen biri olarak, mutfakta, bir gün filmin biteceği öngörülüyor muydu?

Mesela 1992 yılında fotoğraf filmi yerine cdlere kayıt vardı. İşin o tarafa doğru gitmeye başladığını seziyorduk ama bu hızla ilerleyeceğini tabii ki öngöremedik.  Hala film bulma şansınız var, hala analog makinayla çekim yapabilirsiniz, onun tadı bambaşka ama dijital dünyanın hakimiyeti korkunç tabii, artık her şey dijital.

 Bir kıyaslama yapsanız?

Dijital teknoloji kolay ve hızlı. Veri havuzu ve belgeleme açısından çok iyi oldu bence. Portre çekimleri yaparken yüzlerce fotoğraf hatta binlerce fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bu çok önemli artı.

Şu an Cumhuriyet’in Aydınlık Yüzleri adında bir çalışmaya imza atıyorsunuz. Çok önemli değerlerin portrelerinden oluşan bir seri. Portre çekimlerinde en zor olan nedir sizce?

Çektiğiniz fotoğraflardan sadece bir tanesi fotoğraf çektirenin kendisidir. Olmak istediği kişidir daha doğrusu. İşte kişinin, kendine aşık olacağı fotoğrafı yakaladığınız anda, portrede başarılı oldunuz demektir. Mesela Güral Aykal geldi, “Eşim beni boşayacak öyle bir fotoğraf çek ki, eşim bana yeniden aşık olsun.” (Gülüyor)Gerçekten çok içime sinen bir iş oldu. New York’a döndüğünde aradı, ‘Sağ olasın, bir yirmi yılı daha garantiledik’ dedi. (Gülüyor) 

Bu projeye dönelim ama 1982 yılından beri sahne fotoğrafı çekiyorsunuz. Bir fotoğrafçıya neler katar sahne fotoğrafı?

Fotoğrafta seçici olmalısınız, düşünerek deklanşöre basmalısınız. O seçiciliği size kazandıran da, diğer sanat dalları. Müzikten, edebiyattan, baleden, heykelden, resimden, sinemadan etkilenmezseniz, onlarla beslenmezseniz iyi bir kare yakalayamazsınız. Sanatçı yine sanattan beslenmek zorunda. Mesela, fotoğraf sanatındaki estetiğimi zenginleştirebilmek için üç yıl sadece bale çektim.

Hemen sorayım o zaman. Sahnede performans sergileyen bir sanatçı varken, konsantrasyonu önemliyken, izleyiciler varken, nasıl fotoğraf çekiyorsunuz? Kendinizi nasıl kamufle ediyorsunuz?

Kayıt altına alacağınız kişiyle ilgili bir araştırma yapmış olmanız önemli. Bir sanatçının önceki performansları, eserleri, hali tavrı önemli. Bir de bence en önemli olan, fotoğraf makinanızı bir video kamera gibi kullanmayı bilmelisiniz. İşte o zaman doğru anda deklanşöre basmayı başarır, anı kaçırmazsınız. Bir avcı gibi olmalısınız sahnede.

Ne kadar doğru bir anlatım. Video kamera gibi kullanmak… Siz vizörden hiç ayrılmıyorsunuz yani?

Evet, gözüm hep vizördedir. Bir müzisyenin enstrümanıyla seviştiği anı yakaladığınızda keyifli bir fotoğraf çekmiş olursunuz. Mesela bir konserin ilk anlarında fotoğraf çekmem. Ne zaman ki sanatçı terlemeye başlar, o zaman doğru duyguyu yakalarsınız.

Bu kadar sanatçıyı görüntülemiş bir isim olarak bizimle paylaşacağınız ilginç anınız var mı?

Valla iki olay var anlatabileceğim. İlkinde yakalandım. Yani fotoğraf çekilmesinin hatta, fotoğraf makinası sokulmasının yasak olduğu bir konserde gizli gizli çekim yaptım. Çektiğim de cazın önemli vokallerinden Cassandra Wilson. Çıkışta filmi istediler, otuz beş yıllık meslek hayatımda ilk kez filmimi vermek zorunda kaldım.

Vermeseydiniz keşke, Free shopta fazla şişeyle yakalanıp dökenler gibi, imha etseydiniz…

(Gülüyor) Kavga etmek gerekirdi vermemek için, çok da güzel kareleri vardı ben vermeyi tercih ettim. Bir de Keith Jarrett’la güzel bir anım var. O da, ne açık havada ne de kapalı salonda fotoğraf makinasına izin vermez. Ben çok ciddi bir hayranıyım kendisinin. Harbiye Açık Hava’da anons yaptılar “Aykut Uslutekin fotoğraf makinasıyla girmesin” diye. (Gülüyor) Evliyim o zamanlar, eşimin çantasına 300lük tele objektifi koydum. Kuyruk sokumuma doğru da makinayı koydum. Güvenlikten geçip girdik içeri. Sundurmanın orada, Şakir Eczacıbaşı var. “Şakir Abi, bu adamı çok seviyorum. Bunu çekmem lazım” dedim. O da göz yumdu. Yanlış bir şey yaptım belki ama o anı belgelemem lazımdı. Keith Jarrett çok özel bir sanatçıdır. Benim arabamda standart 1/ standart 2 albümleri var. Yirmi yıldan beri, başka da bir şey dinlemiyorum. O bana çok iyi geliyor.

Müthiş bir arşiviniz var, O ne olacak peki?

Elimde çok ciddi bir arşiv var. Beş milyona yakın fotoğraftan üç milyon kadarı analogla çekilmiş. Üstüne çok eğilmek istediğim bir konu bu, arşivi düzenleyip bir kitap haline getirmek niyetindeyim. Tüm Türkiye, hatta dünya genelinde her alanda çektiğim fotoğraflar neden öyle dursun? Mesela İzmir özelinde, 1980lerden bugüne, sokakları, insanları, işverenleri, Arkas’tan tutun da Akgerman’a kadar herkes arşivimde var.

Son olarak eklemek istediklerinizle bitirelim.

İki sergi hayalim var onları gerçekleştireceğim. Bir de gelecek kuşaklara aktarabileceğim kitaplar basmak istiyorum. Şimdiye kadar basılmış dört kitabım var, arşivimi diğer kitaplarla da paylaşmak istiyorum. Bir de halen devam eden “Cumhuriyetin Aydınlık Yüzleri” projem var. Yıldız Kenter, Tarık Akan, Güral Aykal  ve daha adını sayamayacağım bir çok ismi tek ışık altında kayıt altına aldım. Dileğim bu projenin de hem kitap hem de sergi olarak paylaşılması.

Çok teşekkür ediyorum. Dilerim her şey gönlünüzce olur.

37 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Pieceofart Ajans Tüm Hakları Saklıdır .
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle